St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

'AKDENİZ' forumunda Kelebek67 tarafından 16 Kasım 2010 tarihinde açılan konu

  1. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    22.10 tarihinde Perge’den başlayıp 27.10 tarihinde Tota Yaylası istikametinde yağışa yakalanıp yarım bıraktığım yürüyüşümden döndüğümden beri gözüm gökyüzünde, kulağım radyonun hava durumu değerlendirmesinde, sonunda önce Cumartesi, sonra Pazar, nihayetinde hava tahminini internetten inceleyip, önümüzdeki 10 gün içinde yağış olmayacağını öğrenince Pazar akşamı çantamı alelacele hazırlayıp 5 günlük sabır duaları sonrası Pazartesi sabahı yüreğim yine kıpır kıpır yola koyuldum.

    01.11: Sabah erken kalkıp evde güzel bir kahvaltı akabinde yolculuğuma başladım. Önce Çallı'ya, ordan da geçen Serik otobüsüne bindim. Serik'ten Aspendos'a giden dolmuşları buldum ve Aspendos önünde indim. İşaretlere rastlayamadığım için GPS verilerine göre hareket ederek önce su kemerinin bulunduğu Büyük Belkıs Köyü'ne ulaştım. Kemerin altından geçerek yine işaretsiz şekilde GPS'ime güvenerek yola devam ettim. Küçük yerleşim alanlarında insanlara sora sora ilerledim ve sonunda yolumu kaybetip Sarıabalı Köyünün küçük bir mahallesine ulaştığımda mahallede yaşayan birisi işaretlerin yangından dolayı kayıp olduğunu, stabilize yolu takip etmemin daha doğru olacağını söyledi. Dediği gibi ilerledim ve stabilize yol bitip toprak yola ulaştığımda akşam üstü yaklaşmıştı. Orman içinde ilerlerken bir çobana rastladım, nereye gittiğimi sordu, Akbaş'a doğru dediğimde, “Akşama varabilecek misin, karanlık basmak üzere” diye uyardı. Ben tüm ukalalığımla "Kısmet" deyip yoluma devam ettim. Nadir de olsa taşların üzerinde aradığım ve doğru yolda olduğumu gösteren işaretlere rastlayabildim. Yanlış gittiğim bir rota üzerinde Hacinebiler Mahallesine ulaştığımda 2 karşılıklı evlerin birisinden orta yaşlı bir bayan yola çıkıp nereye gittiğimi sordu ve akşam karanlığına kalmamamı sağlık verip geceyi kendi evinde geçirmemi önerdi. Yola yeni çıkmış olmanın ve rotamı bulma heyecanıyla kabul etmedim ve yola devam ettim. Akşam olduğunda yolumu tamamen kaybettiğimi farkederek önce yanlış yöne doğru 4-5km yürüdüm, yanımdan 2 araç geçti ve en ufak bir hareketimle duracaklarını hissettiğim için çok emin adımlarla ilerlemeye devam ettim. Bir dere yatağını geçip yokuş yukarı yol alırken hava karardı ve Kırlar Mahallesi olduğunu öğrendiğim 4 evin ve evden çok koyun ağıllarının bulunduğu bir yere ulaştım. Yanında 3-4 yaşlarında, sırtında bağlı küçük bir bebek olan ve koyunları toparlamaya çalışan genç bir kadına herhangi bir düzlük bulup çadırımı kurmamın bir sakınca yaratıp yaratmayacağını sordum ve hiç sorun olmayacağını söyledi. Bu arada hava tamamen karardığı için ışıkları yanan 2 karşılıklı evin arasından geçip, ışıklarından faydalanarak 50m kadar önlerine doğru bir düzlük bulup çadırımı kurdum. Evde hazırladığım 6 parça gözlemelerden birisini yutup, eşofman altımı giydikten sonra, karanlıkta yapılacak bir faaliyet olmadığına karar vererek yattım uyudum. Bu kez kışlık uyku tulumumu almakla ne kadar isabetli bir karar verdiğimi sabaha karşı soğuktan ürperdiğimde farkettim.

    02.11: Sabah havanın aydınlanması ile uyanıp, gözlemelerimden birisini daha mideme indirdikten sonra çadırımı topladım ve tam eşofmanımı çıkartıp pantolonumu giyerken 50m ilerideki evlerin birisinden yaşlı bir adam çıkıp bana doğru "Ulan sen napıyon orda!" diye haykırdı. İçimden tövbe edip çantamı toplamaya devam ettim. Adam "Hooo, sana söylüyom, ne işin var orda, gel bakayım buraya" diye haykırmaya devam ettim. Sesimin volümünü son ayarına getirerek, ağzımdan çıkan kızgın bağırtılara kendim de şaşırıp "Gecenin bir vakti buraya geldim, bütün gece yattım uyudum, ruhun duymadı da, sabah olunca mı bana hesap sormak aklına geldi, çok meraklıysan sen gel bana" diye “anırdım” diyebilirim. Adam müthiş kızgın bakışlarıyla bana doğru gelmeye başladı, ancak yaklaştıkça yüzünün şekli değişti ve bana 5m kala durup en sevimli yüzü ve sesiyle "Sen gece burada mı kaldın" deyiverdi. Tüm bu bağrışmaları duyan eşi de yanımıza ulaştığında olayı hepbirlikte çözümledik. Adam beni yoldan geçen ve bahçeye çişini yapan biri sanmış. Öfkesi bundanmış. Ben de pişkin pişkin, bulunduğum yere değil de, biraz daha aşağıda bulunan bir ağacı göstererek, gece çişimi oraya yaptığımı söylediğimde hepimiz gülmeye başladık. Akabinde tüm mahçubiyeti ile neden kapılarını çalmadığımı, seve seve beni evlerinde misafir edeceklerini söyleyip, reddettiğim çay içme teklifinden sonra, bana doğru rotayı tarif ederek, su kabımı doldurup beni yolcu ettiler. GPS'e göre doğru rotaya ulaşmıştım, ancak işaret yoktu. Bir tepeye ulaştığımda genç bir çoban seslenerek yardıma ihtiyacım olup olmadığını sordu, yanıma geldiğinde StPaul yolunu yürüdüğümü ama işaretleri bulamadığımı söylediğimde, o da yangından sonra işaretlerin kalmadığını söyleyerek, güzel bir sohbet eşliğinde benimle 4km kadar yürüdü ve yolun devamını tarif ederek vedalaştık. GPS verilerimi takip ederek yola devam ettim, çok nadiren karşılaştığım işaretler eşliğinde Akbaş Köyü'ne ulaşıp kahveyi buldum. Kahvede çay eşliğinde gözlemelerimden birisini daha yuttuktan sonra, kahvecinin tarifini alıp yola devam ettim. Akbaş Köyünün dere yatağına yakın bir mahallesinden geçerken 2 köpeğin hafif saldırısına uğrayıp, köpeğin sahibi bir kadınla ağız dalaşı yaptıktan sonra yoluma devam ettim.
    -Ben: Madem köpeğin saldırgan, bahçene bağlasana be kadın”
    -Kadın: “Sen geldiğin yolda kaçtane bağlı köpek gördün, ben niye bağlayayım?”
    -Ben: “Köpek senin alanını korumakla görevlidir, yoldan geçene saldırmak değil işi”
    -Kadın: “Köpektir bu, bırak ta köpekliğini yapsın, bağlayacakmışım bir de”
    -Ben: “Köpek sahibine benzermiş. Senin ki de kendin kadar bencil olmuş, sahibini
    koruyacağına, gelen geçene saldırıyor”
    -Kadın: Sustu!
    Yine GPS verilerim eşliğinde ve işaretlere çok nadiren rastlayarak rotadan bir çıkıp, bir girerek yola devam ettim. Nihayetinde kesim yapan ve kaynaktan uzattıkları bir hortumdan su altında gömleğini yıkayan bir adamla karşılaştığımda, su kabımı doldurdum ve adamın tarifine uygun şekilde aşmam gereken tepenin zirvesine ulaştım. Bu tepeden aşağı istikamete inmem gerekiyor ve Karabük köyünün üst bölümlerinden geçmem gerekiyordu. Karabük Köyünü hedefledim, çadırımı köye yakın bir yerlere kurmayı her zaman tercih etmişimdir. Yol üzerinde öyle tuhaf insan suratlı kayalıklarla yüzyüze geldim ki, bazen gerçekten tüylerim ürpermedi değil.....Bu bölümden sonrası ufak çapta kabusa dönüştü çünkü hava karardı ve yangın ekipleri olsun, kesimciler olsun o kadar çok yol açmışlardı ki, hangisinin nereye ulaştığını tahmin etmek mümkün değildi. Bir dere yatağına daldım ve bunun beni biryerlere mutlaka çıkaracağını ümit ederek ilerledim, sonunda dere yatağı kapandı ve kocaman kayalıklarla karşılaştım. Ağzımda fenerimle 4 kayayı aştıktan sonra yolu devam etmenin çok riskli olacağına karar vererek geri döndüm. Toprak yollardan birine girip, diğerinden çıkıp bu kez su sesine doğru inmeye devam ettim. Ancak su sesine yaklaştıkça, suyun ne kadar kuvvetli aktığını duyduğumda, bu kez de bu nehiri gece karanlığında nasıl geçeceğimi düşünerek tekrar yokuş yukarıya dönüş yaptım. Çok uzaklarda bir tepede Karabük Köyü olduğuna karar verdiğim bir köyün ışıkları görünüyordu, ancak GPS verilerime göre ters istikamette idi. Neticede kör topal saat 21:00'e doğru bir ışık farkederek o yöne yürüdüm ve bir yerleşim alanına geldiğimi farkettim. İlk evdeki köpek beni farkedip çıldırmış gibi havlamaya başlayınca ev halkı ayaklandı ve böylece aile ile tanışmış olduk. Gruplara yemek ve rafting hizmeti veriyorlarmış. Bahçelerinde çadır kurmaya izin verdiler ve beni yemeğe evlerine davet ettiler. Sohbet esnasında Karabük Köyünde bulunduğumu, uzaktan gördüğüm ışıkların Beşkonak Köyü olduğunu öğrendiğimde bir nebze rahatladım. Yemek ardından çay içtik ve ben yatmak üzere vedalaştım. Hemen çadırıma girip, köpeklerin havlaması eşliğinde yorgunluktan bayılmış olmalıyım.

    03.11: Sabah kalkıp çadırımı toparlarken evin hanımı gelip beni kahvaltıya çağırdı. Koşa koşa gittim. Güzel bir kahvaltı sonrası bana yolu tarif eden aile ile vedalaştım. Asfalttan köy yolunu takip ederek güzel bir mesire yerine ulaştığımda aradığım işaretlere de ulaşmıştım. Dere kenarında çoraplarımı değiştirip yıkarken jandarma ekibi gelip kimlik sorgulaması yaptı. Birisi beni şüpheli olarak ihbar etmiş. Görevleri gereği genç asker ekibi kimlik sorgulamalarını tamamlayıp bana iyi yolculuklar dilediler. Oh be, işaretler eşliğinde yürümek ne güzel bir şeymiş!! Oluk Köprü'ye ulaştığımda köprü kenarında oturan bir gençle biraz sohbet ettik. StPaul yolunda turistlere pekçok kez rehberlik etmiş ve bana yolun Çaltepe'den Çukurca'ya kadar olan bölümünü tek başıma yürümememi tavsiye etti. Yolun devamında Tevfik Amca'nın evine ulaştım, bana özlediğim sütlü bir nescafe ikram etti ve ben sabah düşen çiğden ıslanmış olan çadırımı açıp ipe astıktan sonra, Tevfik Amca 30 dakikalık dinlenme sürecim içinde benimle yaşadığı ve kulağıma küpe olmasını uygun gördüğü pekçok hayat tecrübesini paylaştı. Müthiş bilge bir adam. Ve Tevfik Amca da bana Çaltepe ile Çukurca arasını tek başıma yürümememi tavsiye edince, ben hemen onun uyarısını dikkate almaya karar verdim ve vedalaştık. Yolun ilk bölümü yokuş yukarı biraz sarp kayalıkları tırmanarak geçti. Tepeye ulaştıktan sonraki bölüm çok güzeldi. Ormanın içinden ve tuhaf şekillenmiş Kapadokya’yı andıran kayalıkların arasından geçerken akşam vakti yaklaştığında Selge'nin Akarca Mahallesine ulaşmıştım. Yolun kenarında küçük çocuklu bir kadın duruyordu ve bana nereye gittiğimi sordu, Selge dediğimde, "Biz de seni bekliyorduk" deyince benimle dalga geçtiğine veya bunun halk arasında bir deyiş olduğunu düşündüm, ancak birlikte yürümeye devam ederken Tevfik Amca'nın kendilerini aradığını ve beni yolda bekleyip eve misafir etmeleri için talimat verdiğini öğrendim. Küçük bir köyevinde 90'lı yaşlarda kayınpederi ile yaşayan ailenin sadece hanımı, yaşlı amcası ve torunu evde idi, geri kalan 2 kızı ve eşi o gece eve gelmeyeceklermiş. Yemek yedik, ateş başında önce benim yabancı olduğuma karar veren amcayı, duymayan kulaklarına haykıra haykıra türk olduğuma ikna ettikten sonra herşey yoluna girdi. Odun ateşinde çaylarımızı yudumladıktan sonra amca ateş yanan odada, biz karşısındaki orada yattık uyuduk.

    04.11: Sabah güzel bir kahvaltı sonra aile ile vedalaşıp yola devam ettim. Ormanın içinden ilerlerken önümde eşek üstünde yaşlı bir adam farkettim. Hiç acele etmeden yaklaştığımda benim rotamın dışına çıktı ve beni gördüğünde nereye gittiğimi sordu, Çaltepe'ye gittiğimi ve izin verirse fotoğrafını çekmek istediğimi söyleyince, adam panikledi ve kısa kesin şekilde "Hayır, sen yoluna devam et bakayım" dedi. Soru işaretleri ile ilerlerken adamın ormandan odun toplamaya geldiğini ve aslında bunun yasak bir faaliyet olduğunu, bunun için de kendisini ürkütmeyi başardığımı farkettim. Bu yolun devamı gerçekten muhteşem güzeldi. İniş ve çıkışlar eşliğinde ormanın bir tepesine, bir dere yatağına, eski roma yollarını arşınlayarak Çaltepe'ye ulaştığımda yine akşam karanlığına az kalmıştı. Köye inerken yol üzerinde Erdinç'in pansiyon tabelasını gördüm. Duş yapmaya ihtiyaç hissettiğime karar verdiğimde genç bir adamla karşılaştım. Erdinç'in kendisiymiş, bir cenazeye gidiyormuş. Odasına talip olduğumu söyleyince beni hemen içeriye aldı. Tevfik Amca gündüz cenaze için köye gelmiş ve Erdinç’e benim köye ulaşıp ulaşmadığımı sormuş. Ne adam ama.... Erdinç’in yeri güzel bir köyevi. Kendileri altta, misafirlerini üst katta konaklatıyorlar. Odamı gösterip, hazır olduğumda yemeğe aşağıya beklediklerini söyledi. Yaşasın duş!!! Birkaç parça çamaşırımı da yıkayıp astıktan ve kıyafetlerimi değiştirdikten sonra aşağıya yemeğe indim. Bana yürümeyeceğimi söylediğim rotada (Çaltepe-Çukurca arası) kendileri grup halinde yaptıkları yürüyüş esnasında çektikleri fotoğrafları gösterdi. Çay içip sohbet ettik ve yatmak üzere vedalaştık.

    05.11: Sabah erken kalkıp, çantamı hazırladıktan sonra Erdinç'in evine kahvaltıya indim. Kahvaltı sonrası Erdinç bana Yeşilbağ Köyü'ne nasıl ulaşacağımı tarif edip, geçmem gereken nehire kadar eşlik etti. Nehiri geçtikten sonra tesadüfen Erdinç'in annesi ile de tanıştım ve ulaşmam gereken restauranta kadar yürüdükten sonra, restaurantın önünde bulunan ve benim gideceğim istikamete doğru yol alacak satış yapan bir kamyonet ile yola devam ettim. Girmesi gereken sapakta beni bıraktı. 5km kadar yürüdükten sonra bir çift durup beni aldı ve gidecekleri yayla evlerinin sapağına kadar götürdüler derken yine 3km kadar yürüdükten sonra Yeniköy'e giden bir araç durup beni aldı. Şoför Yeniköy'ün muhtarı imiş, beni veliler toplantısının yapıldığı Yeniköy İlköğretim okuluna götürdü, orada yemek ikram ettiler. Sohbet edip çocuklarla da tanıştıkan sonra vedalaşıp yoluma devam ettim. Çukurca'ya kadar asfalttan yürüdüm, tek bir araç geçmedi. Hatta yolda 70'li yaşlarda Çukurca'dan yola çıkmış, Yeniköy'e doğru yürüyen bir adama bile rastladım. Çukurca şirin bir köy, girişinde tarlalarını ekine hazırlayan bir aile tarla kenarında yemek yiyorlardı, beni hemen davet ettiler. Yolumun uzun olduğunu söyleyerek teşekkür ettim. Köyün çıkışında yine biraz kaya tırmanışı yaptıktan sonra kolay toprak yolu takip eden rotadan Kesme Köyü'ne ulaştığımda akşam üstü olmuştu. Benimle birlikte inekler de toparlanıp evlerine dönüyorlardı. Bakkalı bulup karşısındaki okulda çadır kurmamın sakıncası olup olmadığını sordum ve beni hemen eve davet ettiler. Biraz nazlanır görünsem de için için bu davete çok sevinmiştim. Hele duş alabileceğimi söylediklerinde havalara uçtuğumu gizleyemedim artık. Akşam hepbirlikte yemek yedik, çay eşliğinde evin hanımı ve annesi ile sohbet ettik. Durdu Teyze 3 yıldır hacca gitmek için kızı ve damadıyla müracaat ediyormuş, ama onlar kurada çıkmasına rağmen kendisi birtürlü çıkmıyormuş, gözleri nemli melodik bir ağıt eşliğinde bana bunu anlattı. Bana yorgunluktan uyku basınca izin isteyip bana açtıkları yatağın bulunduğu odama çekildim.

    06.11: Sabah birlikte kahvaltı yaptık. Evin hanımı Kesme’ye tekrar vardığımda mutlaka beklediklerini söyleyince, ben en mahçup halimle kimseyi rahatsız etmek istemediğimi, tesadüf edersek tekrar, seve seve kendilerine misafir olacağımı söylediğimde, "Haklısın, sen bu tepeden o tepeye, bu köyden o köye uçan bir kuşsun. Önemli olan bu kuşu farkedip, bağrına basıp, birşeye ihtiyacı olup olmadığını öğrenebilmek ve yardımcı olabilmektir, bu da bizim gibi sıcacık evinde oturanların görevidir" deyince tüylerim diken diken oldu. Şu anda olduğu gibi. Eşyalarımı toplarken bana yiyecek vermek istediler, çantamın dolu olduğunu söyleyip reddettim, zorla kendi hazırladıkları susam ezmesinden torbaya tıkıştırıp çantama attılar. Vedalaşıp yola devam ederken köyün çıkışında eşek üzerinde bir teyze gördüm. Ayşe Teyze! Köyden yola çıkmış sığırlara yem götürmeye gidiyormuş. Kasımlar'a gittiğimi öğrenince, onunla birlikte kestirme yoldan gitmemi önerdi. Hiç itiraz etmedim. Sohbet ede ede yol aldık. Yolda giderken bir de tatlı sesiyle nameli bir türkü söyledi: "Gezerim ben bu yollarda bir başıma, bakarım kim çıkacak karşıma, bugün geldi bir genç yanıma, oldu bana arkadaş yolumda" ardından çocuk gibi kahkahasını da eklemeyi unutmadı. Benim gözler faltaşı, hayretler içinde Ayşe Teyzemi izliyorum... Önce yemlerini depoladıkları bir ağıla geldik, orada Ayşe Teyze eşekten inip yemleri eşeğe yükledi. Sonra eşek önde sığırların ve minik taş kulübesinin bulunduğu tepeye ulaştık. Dışarda hemen odun yakıp su kaynatıp çay demledi, yufka ekmek, peynir, ceviz ve helva getirmiş. İkram etti. Dağın tepesinde, açık havada, benim için imkansızı zorlamak olan, demlikte çay eşliğinde dilimin tadabileceği en leziz atıştırmayı yaptım. Ayşe Teyzemle vedalaştıktan sonra Kesme'ye kadar yine güzel, orman içinden, sonbahar giysiyerini kuşanmış ağaçlar eşliğinde Kesme Köyü'ne ulaştım. Kahvede birkaç amca oturuyordu, ama kahve kapalıydı. Biraz meyve alışverişi yapıp, bakkalı farkettim. Oradan da birşeyler alıp bir gözümle kahveyi gözlediğimi bakkal farkedince, durumu sorguladı. Kahveden sıcak su alacağımı ve canımın nescafe çektiğini söyleyince hemen evine koşup kettle'de kaynattığı suyu getirip bana nescafe ikram etti. Çekingen çekingen yanıma yaklaşan 2 kız çocuğu ile çukulatalarımı paylaştıktan ve kahvemi bitirdikten sonra yoluma devam ettim. Rota önce toprak yoldan, akabinde ormandan devam etti. Geceyi Tota Yaylasında geçirmeye niyetlendiğim için adımlarımı hızlandırmama rağmen, ben yangın ekibinin binasının bulunduğu yere ulaşamadan hava yine karardı. Elimde fener ile yine kalakaldım ormanın ortasında. Hay Allah! Biraz yolumu şaşıra şaşıra yaylaya vardığımda karanlık iyice basmıştı. Yangın ekibinin binası boştu ve kimsecikler yoktu. Önce taşlardan bir korunak yapıp, etraftan odun toplayıp ateş yaktım. Çadırımı kurup yemeğimi yedikten sonra yatıp uyudum. Tanrım, iyi ki kışlış tulumumu almışım, Rakım: 1.586m!!!!

    07.11: Sabah kalkıp birşeyler atıştırıp hemen yola devam ettim. Niyetim geceyi Müezzinler Köyünün çeşme yanındaki köşkünde geçirmek. Rotayı 10 gün önce ters istikametten yürüdüğüm için gayet rahatım, ancak Adada'yı geçtikten hemen sonra benim daha önce atladığım, işaretleme ekibinin yeni açtığı bir rota var. Orayı ilk kez geçeceğim. Yeniköy’e giderken ortalarda ekip halinde dolanan birkaç at sürüsüyle karşılaştım. Yeniköy'de süt satın aldım ve planladığım gibi Adada'dan sonra yeni patikaya girdim. Önce oldukça dik bir yokuş aşıp Boğazköy'ün terkedilmiş taş evlerine ulaştım. Hava kararmak üzere iken, köyden çıkıp tekrar patikaya girmiştim bile. Ben uslanmayacağım, yola devam ettim. Niyetim Müezzinler Köyü ya, illa da gideceğim! Başka bir tepede yerleşim alanına ulaştığımda yolumu şaşırdım ve bir evden gelen öksürük sesine seslenip işaretleri sordum. Karanlıkta göremediğim bir kadın sesi ters istikamete yürümem gerektiğini söyleyince teşekkür edip döndüm ve tekrar doğru yolu bulup devam ettim. Tam asfalta ulaşmışken arkamdan bir araç yanımda durup nereye gittiğimi sorunca, kendilerinin yolu sorduğum kişiler olduğunu söylediler ve türk olduğumu farkedince, beni karga tulumba arabalarına attıkları gibi Sütçüler'deki evlerine götürdüler. Yolda kısa bir tanışmaya rağmen, eve varınca önce sobayı yaktılar, bana sofrayı ve duşu hazırlayıp, sobalı odaya yatağımı da hazırlayıp, bir de temiz pijama verip, kendileri yeni doğmuş bebek ziyaretine başka biryere gitmeleri gerektiğini, kendimi evimde gibi hissetme sözü aldıktan sonra çıktılar. Önce duşumu aldım, oturup güzelce karnımı doyurdum, biraz TV seyredip yorgunluktan yine bayıldım.

    08.11: Sabah kalktığımda gece hiç ses duymadığımı hatırlayıp, çiftin büyük ihtimalle çiftlik evlerine dönmüş olabileceklerine karar verdim, yüzümü yıkadım, kahvaltı yaptım, yatağımı toparlayıp çantamı hazırladım ve tam kapıdan çıkarken odanın birisinden evin hanımı çıktı. Beni rahatsız etmemek için ses yapmadıklarını, hemen yattıklarını söyleyip beni yolcu etti. Bildiğim rota üzerinden Yeşildere'den geçip Çürük Köyü'ne ulaştığımda, daha önce de farkettiğim StPaul yolu işaretleri dışında buradan itibaren başka renkte işaretlerin olduğunu ve bu işaretlerin Çandır'a inmeden önceki tepede tekrar birleştiğini biliyordum. Bu kez merakıma yenik düşüp bu yolu denemeye karar verdim. Yol Çürük Köyü'nün içinde geçiyor, ancak köyde in cin top oynuyor derken, evin birinin tahta kapısı açıldı ve genç bir erkek merhaba deyip çaya davet etti. Önce tereddüt ettim, ancak arkasından gelen orta yaştı sakallı amcayı görünce birlikte çay içmekte bir sakınca görmedim. Bahçelerinde bana çay ikram edip sohbete koyulduk. Çoban Ahmet ve oğlu Mustafa ile tanışmış olduk. Bu yolun işaretlenme sebebinin, StPaul yolunun Çandır'a kadar olan dağlık bölümünün gelen pekçok turist tarafından geçilemiyor olmasından doğduğunu söyledi. Kendisi evde ise, bu yoldan geçen herkesi mutlaka evine davet edip, neye ihtiyaç varsa, yemek, içecek, geceleme, yardmcı olmaya çalışırmış.Vedalaşıp yola devam ettim. Yürüdüğüm rotanın StPaul rotasından daha kolay olduğunu kendi adıma söyleyemeyeceğim. Bence bu rota daha uzun ve bazı bölümleri minik kaygay taşlar sebebiyle daha tehlikeli bile sayılabilir. StPaul bölümünde 3 tane tehlikeli adlandırılabilecek kısa ama sıkı bölüm var, onları aştın mı gerisi kolay. Sonuç olarak terkedilmiş çoban kulübesinin bulunduğu tepeye ulaştığımda tekrar kendi rotama kavuşmuş oldum. Çandır'a dik bir iniş ile ulaşıp, 2 gün sonra ulaşacağım Belen Köyündeki yaşlı teyzeciklere bakkaldan bisküvit ve gül lokumu yüklenip, niyetim doğrultusunda Yıldız Köyü'ne devam ettim. Karanlık bastığında halen yürüyorken yanımdan geçen bir araç durup Yıldız'a gittiklerini söylediler. Önceki yürüyüşümde beni Yıldız'dan Çandır'a götüren aracın içindeki adamlardan birisiyle tekrar karşılaşmış oldum. 2008 yılında yaptığım yürüyüşümde de bu adamın Annesinin evinde yemek yemişim. Neticede yanındaki, ilk kez gördüğüm adam "Madem size daha önce misafir oldu, bu kez de sıra bizde" deyince, yine 4 ayak üstüne düştüğümü anladım. Ben, hanım müsait midir, değil midir diye sorgularken evin önüne varmıştık bile, eşi beni öyle sıcak karşıladı ki, sanki daha önce tanışıyormuşuz gibi rahat hissettim kendimi. Hemen sofra kuruldu, yemek yedik, çay içtik, sohbet ettik ve yattık uyuduk.

    09.11: Sabah kalkıp birlikte kahvaltı yaptıktan sonra vedalaşıp ayrılırken, bundan sonra mutlaka kendilerine uğramam konusundaki ısrarları eşliğinde yoluma devam ettim. Önceki 2 yürüyüşümde atladığım patikayı bu kez buldum, onun yerine Haskızılören'e varmadan önceki patika yerine orman yolundan devam ettim. Haskızılören'den Karataş Mahallesine ise bu kez asfalttan yürüdüm ve saat 15:00 civarı mahalleye vardığımda 10 gün önceki yürüyüşümde ayak üstü tanıştığımız Fatma Ablanın tarif ettiği evin önünden geçtiğimi farkedip yoldaki birisine bu evde kendisinin oturup oturmadığını sordum ve olumlu cevap alırken Fatma Abla cama çıkmıştı bile. Beni hemen eve çağırdı. Çay içip sohbet ettik. Benim aslında hiç niyetim olmamasına rağmen, sanki doğal bir şekilde orada gecelemem gerektiğini farkettim. Sonuçta sohbet muhabbet derken, eşi eve geldi, torunları, evin hizmetçisi gibi oradan oraya koşturan kızları Semra, evli oğlu gelip ziyaret ettiler. Semra o kadar saf, o kadar güzel bir kız ki, anlatması zor, utangaç, kendi güzelliğinin farkında değil, şehre ve ünlülere özeniyor. Yazık! Bir ara biz Semra ve torunu Gizem'le üst mahalleye yürüyüp benim 10 gün önce evlerini ziyaret edip, bahçelerinde unuttuğum Anne hediyesi tülbentimi almaya gittik. Yolun kenarında kaynak suyu vardı, o kadar güzel yapmışlar ki, ağacı oymuşlar, kenarına hortumu uzatmışlar, su şarıl şarıl akıyor. Ben heyecanla "Aaa bak kaynak su, ne güzel" dedim, Gizem "Hayır, o kaynak su değil, soğuk su, bak istersen elini değdir, gerçekten kaynak su değil" deyince kendisi farkında olmadan bana türkçemizin ne kadar renkli bir dil olduğunu hatırlatmış oldu. Tülbentimi alıp eve dönüşümüzde yemek yedik, tekrar çay içtik, meyva yedik ve yorgunluğumu farkettiklerinde yatağımı hazırlayıp beni yatırdılar. Hemen uyumuşum...

    10.11: Sabah birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Bana hemen ekmeği dürüm yapıp içine kendi pişirdikleri incir tatlısı ve çeviz içi doldurup yolluk yapıp verdiler. Yine tekrar uğrama sözleri alınmaya çalışıldı. Ben bu tür sözler vermeyi hiç uygun bulmadığım için genelde "inşallah" veya "kısmetse mutlaka" deyip geçiştiriyorum. Yine öyle yapıp yola koyuldum. Bildiğim rota üzerinden Belen Köyü'ne ulaşıp 2008 yılında tanıştığım 80’li yaşlardaki Fatma teyzeciğimi bahçede uğraşırken buldum. 10 gün önce ormanda tanıştığım Döndü Teyze yoktu ortalarda. Hemen yiyecek birşeyler çıkardı, asmasından üzüm toplayıp önüme koydu, torbalara kendi hazırladığı zeytinlerden katıp yanıma verdi, kendi pişirdiği pekmezden ve zeytinyağı vermek istedi, ama zaten ağır olan yükümden dolayı kabul etmedim. 1 tabak pekmezi oracıkta çay eşliğinde hemen yuttum. İlginç bir şekilde bu köyün suyu yok! İçme ve kullanma sularını 1km kadar yokuş aşağıda bulunan kaynaktan doldurup, yokuş yukarıya evlerine taşıyorlar. Köyde 2 yaşlı teyze, 1 evli ama kocası Antalya'da çalışan bir kadın ve 1 orta yaşlı çift oturuyor. Vedalaşıp yola koyuldum ve bu kez Pednelissos tepesine çıkmak istemediğim için Kozan Köyünden sonra toprak yoldan devam ettim. Bu kez patikayı biraz şaşa şaşa Uçan 2 şelalesinin havuzlarını da görmüş oldum, ama bu bana yine karanlığa kalmama mal oldu. Akçapınar Köyüne varmadan, daha önce gecelediğim köşke ulaşabilmek için aşmam gereken dere yatağında 4 köpek etrafımı sardı. Ben sopa ve taşlarda ve yine en yüksek volümlü sesimle onları ürkütüp kaçırdıktan ve köpeklerden birisinin sahibiyle yine kavga ettikten sonra (daha doğrusu ben çılgın gibi bağırıp çağırırken, adam tek telime dahi etmedi), zifiri karanlıkta ulaşmam gereken köşke varıp çadırımı kurdum. Yemeğimi yiyip hemen uyudum.

    11.11: Sabah güneşin doğması ile kalkıp birşeyler atıştırdıktan sonra, eşyalarımı toplayıp Akçapınar Köyüne yürüdüm. Yolda bir traktör yanımda durdu, genç bir erkek ve yanında muhtemel annesi. Çocuk “Hello, where are you going?” diye sordu, ben de “Sana da Hello, Ben Akçapınar Köyüne going” dedim. Isarla ingilizce parçalamaya çalıştığını farkedince, türk olduğumu hatırlatma ihtiyacı duydum. Çocuk mahçup şekilde birşeyler geveledi, iyi yolculuklar dileştik ve yollarımıza devam ettik. Köye vardığımda, bakkalın önünde dolmuş beklerken, bu kez bu bakkal sahibi, bedensel engelli olmasına rağmen, kettle'de çay demleyip ikram etti. Çayın kokusunu alan 4 yaşlı amca hemen yanımıza geldiler, bakkal onlara da çay ikram etti. Ben de bir kutu kurabiye alıp herkese ikram ettim. Dolmuşla Gebiz'e, oradan da Antalya'ya ulaştım. Eve vardığımda öğlen olmuştu. Bu gece evde, kendi yatağımda yatacak olmanın huzuru ile yolculuk yapmayı özlemiştim bile....
     


  2. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Site üzerinden fotoğraf eklemeyi başaramadım. Sanıyorum resimlerin ebatları fazla büyük. İncelemek isteyenler için: http://picasaweb.google.com/103785431582527542522/StPaulSTrailTurkeyNov2010?authkey=Gv1sRgCJ-51vWynpSPGg&feat=directlink
     


  3. xzekk

    xzekk Ana Kamp

    Mesaj:
    21
    Alınan Beğeniler:
    0
    Şehir:
    Antalya
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Çok keyifli bir gezi olmuş.Yazınızıda çok begendim.Bende Antalya'da yaşıyorum şu an için değilde gelecekte bende St Paul Yolunda yürümeyi düşünüyorum.Sayenizde bölge hakkında güzel fikirler edinmiş oldum.Teşekkür ederim
     


  4. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Güzel yorumun için ben teşekkür ederim. Birilerini bu yolu yürümeye teşvik edebiliyorsam, "Ne mutlu bana". Kararını verdiğinde herhangi bir yardıma veya bilgiye ihtiyacın olup bana bildirirsen, seve seve tecrübem dahilinde paylaşırım.
     


  5. aegeanbreeze

    aegeanbreeze Ana Kamp

    Mesaj:
    28
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Güzel bir yazı, güzel bir gezi. Keyifle okudum. Heyy, gezilerini kitaplaştırmalısın ;) Yurtdışı gezi notlarını da 4 gözle bekliyorum.
     


  6. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Güzellik senin yorumunda saklı. Yazı konusundaki teşviğin için çok teşekkür ederim.
     


  7. kadirirkin

    kadirirkin Yeni Üye

    Mesaj:
    16
    Alınan Beğeniler:
    0
    Şehir:
    İzmir
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    çok güzel bir gezi yazısı olmuş,ellerinize sağlık.
    nefis bir gezi olmuş.
    köylülerin misafirperverliği anlatımınıza göre 10 numara.
    imrendim keşke bir cesaret,güç toplayıp bu turu bende yapabilsem..
     


  8. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Sevgili Kadir,
    "Keşke"nin kimseye bir faydası görülmemiş. Niyet etmekle başla, yürekten iste, gerisi çorap söküğü misali seni bulacaktır....
     


  9. GencSamet

    GencSamet Ana Kamp

    Mesaj:
    69
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Güzel bir yürüyüş olmuş ve anlattıklarına göre gerçekten köylülerin misafir perverliği 10 numaraymış:)
    Likya yolundaki yazıları okurken köylüler hep para göz olarak nitelendiriliyordu St.Paul yolu daha iyiymiş:)
     


  10. Kelebek67

    Kelebek67 Ana Kamp

    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Likya Yolu ile ilgili yoruma kesinlikle katılıyorum; köylüler ne yazik ki turizm canavarının ağına düşmüşler. St.Paul Yolu güzergahındaki köyler de "turizm"den paylarına düşeni bir gün kısmetlendiklerinde aynı akıbete uğrayacaklarına şüphe yok. O zamana kadar keyfini çıkarabilen herkesi "şanslı" addediyorum. ;)
     


  11. Omaristmanifest

    Omaristmanifest Yeni Üye

    Mesaj:
    5
    Alınan Beğeniler:
    0
    Ynt: St Paul Yolu yürüyüşü Kasım 2010

    Yazınız ve maceranız gerçekten çok güzel, kısa hikaye okur gibi zevkle, bir solukta okudum. Ben de tek başına yürümeyi tercih edenlerdenim. Şu an parça parça Likya Yolu'nu yürüyorum. Ekim ayında1 haftada Ölüdeniz-Kaş arasını yürüdüm, sonra Kasım ayında 1 haftada Kaş-Finike arasını geçtim, Nisan'ın ilk yarısında da Kumluca'dan 1 hafta içinde gidebildiğim kadar gideceğim. Ben yazmak konusunda tembel olduğum için ve daha çok fotoğraf-video ile belgesel anlatımından daha çok zevk aldığım için bir site hazırladım. www.omaristmanifest.com fragmanım bile var :) vimeo.com/60727706 HD formatında ve yüksek ses ile izleyin mutlaka! Likya Yolu'nu bitirince St. Paul Yolu'na başlayacağım. Tek başınıza geçmemeniz gereken yerler konusunda sizi uyarırken ne gibi tehlikelerden bahsettiler?
    Yazı için teşekkürler ve tebrikler!!!
     


Yükleniyor...
Similar Threads
  1. selahattin.t
    Yanıt:
    3
    Gösterim:
    15,472
  2. bakogul
    Yanıt:
    18
    Gösterim:
    4,564
  3. bravmurat
    Yanıt:
    1
    Gösterim:
    6,106
  4. benoit.hanquet
    Yanıt:
    6
    Gösterim:
    2,142
  5. benoit.hanquet
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    1,741
  6. bohemperest
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    6,611
  7. bohemperest
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    7,436
  8. minutari
    Yanıt:
    6
    Gösterim:
    6,384
  9. Basri...
    Yanıt:
    24
    Gösterim:
    21,745
  10. OsmanRus
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    561

Bu Sayfayı Paylaş