Elazığ Musikisi

  • Konuyu Başlatan: Konuyu başlatan AYDURAN Tarih:
  • Başlangıç tarihi Yazılan Cevaplar:
  • Cevaplar 0
  • Okunma Sayısı: Görüntüleme 4,061

AYDURAN

Zirve
Mesajlar
5,670
Tepkime puanı
27
Yaş
46
Yer
İstanbul / Maltepe
Halk musikisinin beşiği, Harput'tur. Harput ve çevresinde, Anadolu’nun hiç bir bölgesinde olmayan, Orta Asya'dan gelme, en eski bestelere rastlandığı gibi; ayrıca bir makam tertibi de vardır burda. Bu tertip, "Peşrev" den sonra, gazel (ağır hava), arkasından ağır türküler, bu türkünün şevkiyle, arada söylenen yüksek hava, ve bu yüksek havanın ayağın- dan gelen oynak türküler, yerli deyimle "şıkıltımlar" olmak üzere, bir düzene bağlıdır.

Harput musikisinde, içli bir ibadetin çoşkunluğu hissedilir. Bir makama başlanırken, söylenen gazellerde, bir ilâhi çeşnisi vardır. Bundan sonra gelen türküler, bu ilâhi duyguyu dalgalandıran ve coşturan nağmelerdir. Bestelerin yarattığı mânevi coşkunluk, gerçekten insani, maddi alemden uzaklaşmaya zorlar. Söyleyene ve dinleyene bir uçuş hissi gelir. Bu anda, hiç bir istek ve işaret lüzum olmaksızın, içgüdünün şevkiyle, sazın kendiliğinden ayak tutması sonunda, göklere yükselen bir ezan gibi, yüksek havalara, yerli tabirle "Kayabaşı ve Hoyratlara" geçilir. Bunlar, dağdan dağa çarpan, dik ve tiz perdeden söylenen ezgilerdir. Bilhassa dinleyen, kendisinin, yerden göğe doğru kanatlanmak üzere olduğunu hisseder. Bu seslerin, uçurucu tesiriyle, saz meclisi, vecit haline gelir artık. Bu vecdin, ruhlarda yarattığı coşkunluk ve taşkınlık; duyguların, heyecanların boşanmasına yol açar. Sazların refakatinde söyleyen ve dinleyen, hep bir ağızdan, yani koro halinde, şıkıltımlara, oynak türkülere geçer. Bu türküler, yalnız ruhta değil, bedende de tepkisini gösterdiği için, bu sırada veya hemen şıkıltımları takiben, aynı makama uygun, erkek veya kadın oyunları oynanır.

Mesela, "Beşiri Makamını alalım: Rast faslına benzeyen bu makama başlanırken, makama aşina olan okuyucu, sazın Beşiri Ayağı tutması, yani "peşrev" yapması ile, Divan Edebiyatı örneklerinden, okuyucunun zevkine göre seçilmiş, bir gazelle, ağır havaya başlar. Bu gazeller, (nefes) lerdir.

Gazeller, dört perde üzerinden söylenir. Birinci perdeye (beş perde), ikinci perdeye (üst perde), üçüncü perdeye (tiz perde), dördüncü perdeye (düz perde) veya (bağlama perdesi) denir. Bu, Harput'taki perde adlarıdır. Halk, birinci perdeye (başlaması), ikinci perdeye (aşması), üçüncü perdeye (çıkması), dördüncü perdeye de (yıkması) der. Her perde, bir gazelin iki mısrası ile söylenip, diğer perdelere geçilir, ve her perde değiştikçe, ara nağme de, yalnız tizlik bakımından değil, melodi bakımından da farklı nağmelerle çalınır ve söylenir. Ancak, şimdi bu incelikleri bilen çalgıcılar ve okuyucular, hemen yok gibidir. Kalanlardan, Şükrü Canaydın ve oğlu Mevlüt Canaydın ile Klârnetçi Adalet, eski makamlara, en çok âşina olanlar arasında sayılabilir.

Gazelin bitiminden sonra, ahenge devam edilerek, Harput ağzı ve tavrı ile, "indim yarin bahçesine", gibi bu ayaktan söylenen bir türküye geçilir. Güzel sesliler tarafından, bu türkülerin bir iki kıtası okunduktan sonra, sesine ve nefesine güvenen bir okuyucu tarafından da, solo olarak, bu makamın "Kayabaşısı" söylenir. Buna, halk arasında "Beşiri Hoyrat" denilir. Aynı makam içinde olmakla beraber, kendisine has ayrı bir ayağı ve ara nağmesi olan, Beşiri Hoyrat, ya tamamen söylenip bitirilir, yahut, iki satırdan sonra, araya bir türkünün bir kıtası sokularak, tekrar Beşiri Hoyrat 'a dönülüp, bu yüksek hava, böylece bitirilmiş olur.

Hoyratın bitiminden sonra, "Örtki yazman yırtıla", "Bahçelerde meleme", "Görmedim âlemde" türküleri gibi, çok neşeli ve hareketli şıkıltımlara geçilir. Bu makamdan sonra, kendisine has bir özellik taşıyan Müstezat söylenir ki, bu isim, nazım tarzından alınmadır. Çünkü Müstezat da güfte, yani "deyiş" olarak, hep müstezatlı gazeller seçilir.

Müstezat söylenirken, bazen dört satırdan, bazen, iki satırdan sonra, ara nağme yapılır. Müstezat, solo olarak; nakarat ise, koro olarak, söylenir. Ancak sesleri birbirine uyan ve aynı deyiş ve aynı ağızla söyleyebilen, mesela iki kardeş gibi, iki kişi tarafından da solo kısmı birlikte söylenebilir. Müstezadın, ilk dört satırı söylenip, koro halinde nakaratı da yapıldıktan sonra, "çıkması" yapılır; bundan sonra, "Aşran" ayağı tutularak, diğer bir yüksek havaya geçilir. Gazelin iki mısrası, Aşran'a deyiş yapılıp bitirildikten sonra, makam tekrar Müstezada yıkılarak, yine Müstezadın tam veya yarım ara nağmesi yapıldıktan sonra, Müstezada devam edilip, dört satır daha söylenerek bitirilir. Çalanların, söyleyenlerin ve dinleyenlerin şevkine ve zevkine göre, daha fazla uzatılarak söylendiği de olur.

Müstezat bittikten sonra da, oynak türkülere, oyun havalarına geçilebilir. Meselâ "Delilo" bu ayakta oynanan oyun havalarından biridir. Klâsik tertip, yukarıda söylenen sıradır. Ancak, bu sıra, uyulması gereken bir kesinlik ifade etmez. Müstezat, daha evvel, Beşiri Hoyrat daha sonra, söylenebildiği gibi, bu arada söylenmeden geçilenler de olabilir. Yalnız, eskiden bu makamlara, hakkiyle vakıf olan çalgıcılar ve okuyucular, bu sırayı tamamlamadıkça diğer makamlara geçmezlermiş.

Yukarıda söylenen düzen, bütün makamlar için uyulması gereken bir düzendir. Ancak, İbrahimiyye, Hüseyni, Uşşak, ve Bayati gibi birbirine yakın olan makamların türküleri, birbirine karıştırılarak, bu makamlardan sonra söylenmekte olduğu görülmektedir. Bu hususta, kesin bir kaide konulmamıştır. Bu inceliği, ancak makama çok aşina, olanlar ayırt edebilirler. Binaenaleyh, kitaptaki sıranın çalanlar ve okuyucular tarafından ihlal edildiği sık sık görülmektedir.

Bu arada, çok hazin bir noktaya işaret etmek lâzım gelir ki, şüphesiz bugün söylenen türküler, ancak yüz sene içinde yakılan türkülerden ibarettir. Daha önceki yüz yıllara ait türkülerin kaybolduğunda tereddüt edilmemeli!... Çünkü Hafız Osman Beyin çocukluğu sırasında kulağında kalan "Yel eser" türküsü gibi, çok neşeli bestelerin kaybolduğu anlaşılıyor. Şayet bu türküyü, Hafız Osman Bey unutmuş olsaydı, bu beste, bizim için de tamamen meçhul kalacaktı. Kim bilir böyle meçhul kalan, nice nice besteler var!... Her makamın başında söylenen gazelleri, bugün Hafız Osman Beyden gayri bilen olmadığı gibi, bilinen türkülerin de en can alacak melodileri unutulmuş, ancak posası ve iskeleti kalmıştır. Meselâ Çayda-Çıra'nın, halk arasında bugün söylenen şekli ile, bantla tespit ettiğimiz, eski şekli arasında, çok fark var.

Adı, gazel olmakla beraber, her makamda söylenen Ağır Havanın, İstanbul gazelleri ile hiçbir münasebeti yoktur. Ayak besteleri, ara nağmeleri, ve gazelin söyleniş tavrı, tamamen ayrı, Harput'a has bir özellik taşır.

1937 yılında, Elazığ'ı şereflendiren Atatürk için, Halkevi salonunda yapılan, Folklorik toplantıda, Hafız Osman Bey ve rahmetli Korenin oğlu Mamo diye maruf (Mehmet Akar) tarafından söylenen havalar arasında, Divan ve Nevruz büyük bir dikkat çekmiştir. Atatürk, bu okuyucuları yanına çağırmayıp ikinci defa tekrarını emir ettikten sonra, onların masasına kendisi kalkıp gitmiş; Divan ve Nevruz'un hususiyetleri hakkında izahat istemiş, bu bestelerin bestekârını sorup öğrenmeği arzu etmiştir. Verilen cevap, bu bestelerin "ata yâdiğarı" olmasından ibaret.

Eskiden beri dolaşan rivayete göre, bu ağır bestelerin, Artukoğulları ve Uzun Hasan'ın, Harput’taki saraylarında Mehter Takımları tarafından çalındığı, binaenaleyh Horasan Erlerinden miras kaldığı, merkezindedir. Bunu teyit eden emareler de var. Makamların adları ile beraber, türkülerde geçen, İsfahan, Şiraz, Şirvan, gibi Türklerin kesafet teşkil ettiği Yakın Asya şehir isimleri bu rivayeti gerçekleştirmektedir. Yüksek Havalara gelince, bunlara, Kayabaşı veya Hoyrat dendiğini, söylemiştik. Bu hoyratlar, Anadolu’nun diğer bölgelerinde söylenen uzun havaların hiçbirine benzemez. Bunlara ekseriyetle "pesten" değil, "üstten" yani ikinci perdeden başlanır, "tize" geçilir, sonu "düze" yıkılarak, bağlaması yapılmak suretiyle, bitirilir. Pest'den başlayış, kalbi söyleyişlerde olur.

Kayabaşılar söylenirken, deyiş olarak, Kürdi ve Bağrıyanık'ta ekseriyetle Tam Maniler; diğerlerinde ise, Kesik Maniler alınır. Bağlamaları, Kesik Hoyratta ve Şırvani Hoyratta olduğu gibi, ikinci kesik bir mani ile söylenir. Bazen son satırın tekrarı ve katma sözlerle süslenmesi ile de bağlamanın bitirildiği olur. Yalnız Versak Hoyrat'ında dört satırlık kesik değil, sekiz on satırlık olan "uzun kesik maniler" deyiş yapılır. Bu uzun manilerde, Yüksek Havanın fazla uzamaması için, bazen dört satırdan sonra, araya, aynı makamdan bir türkünün bir kıtası sokularak, söylenir. Türkü bitince, tekrar yüksek havaya geçilerek, iki satır söylenir; bu iki satırdan sonra da, araya yine aynı ayaktan, başka bir türkü katılarak söylenir ve böylece bir yüksek hava, ve bir türkü, söylenmek suretiyle, Versak Hoyrat'ı bitirilir. Bazı yüksek havalar da, birbirini takiben söylenir. Meselâ, Cılgalı Maya söylendikten sonra saz, ara namesini Maya Ayağına yıkar, daha tiz sesle yani üçüncü perdeden başlanarak, Maya söylenir, tiz perdenin de üstüne çıkıldığı olur. Mayanın da, son satırı tekrar edilip, ilâveler katılarak bağlaması yapılır. Bazen da Elezber denilen yüksek havadan sonra, Maya'ya geçilir.

Harput Musikisinde birbirini takiben söylenen üç makam vardır. Bunlar Divanı Tecnis, Nevruz. Divan arasında, Cılgalı Maya veya Elezber de söylenebilir. Ancak bu makamların, arka arkaya söylenmesi adetse de, mecburi bir kaide değildir. Bahusus, bu sıra takip edilse dahi, araya türküler katılabilir. Meselâ Nevruz dan sonra Tatvan denilen bir beste okunur. Nedense bu bestenin de, ilahiye benzediği için olacak, güfteleri aruzla yazılmış gazellerden seçilir. Tekye Musiki'sinin (Nefes) leri gibi... Tatvan'dan sonra ekseriya, aynı ayaktan gelen "Yarin kolunda şeve" diye başlayan bir türkü söylenir ve bu türküyü takiben de diğer bir yüksek hava olan (Tecnis)'e geçilir. Tecnisin, kadınlar tarafından söylenişi, erkeklerin söyleyişinden farklıdır. Erkekler, dik sesle de söyledikleri halde, kadınlar, hep yaygın bir tavırla Tecnis okurlar. Tecnisden sonra da, "Her seher, her sabah" veya "Uç gel yanıma di keklik" diye başlayan türküler söylenebilir. Ve sonra Nevruza geçilir. Nevruz 'dan sonra da "Evleri uçta yarim", "Bahçeye indim ki" gibi bir çok oynak türkülere geçilir.

Saba Makamı'nda, ki buna halk "Sabahi" der, ekseriya, bir yaygın, bir oynak tavırlı türkü söylenir. Meselâ "Havalandı deli gönül", sonra "Yeşil yaprak arasında", bunun arkasından "Gök meydanının tozu olaydım", ondan sonra da "Değirmen üstü" veya "Bir dalda iki payam" gibi... Makam, Mevlevî Peşrevi ile bitirilir. Bu Peşrev çalınırken "semâ" taklit edilir şekilde, oyunlar oynanır.

Bu türkülerden "Yeşil yaprak", "Bir dalda iki kiraz" gibi, bazısı, İstanbul'da veya diğer illerimizde söylenmekte ise de, söyleyiş tavırları az çok farklıdır. Mesela, Beşiri Makamında söylenen "Mendilim" türküsü ile Versak da söylenen "Necibem" türküsü gibi; bariz şekilde, farklı tavırlar arz eder. Yukarıda, Nevruzdan sonra söylenen bir "tatvan" makamı olduğu zikredilmişti, buna "Nevruz-Tatvan" denir. Bir de ayrıca muhalif makamında söylenen "Muhalif-Tatvan" vardır.

Harput ve Elazığ'da, muhtelif makamlarda söylenen, bir çok "karşılamalar" ta zikre değer. Bu karşılamalar, bilhassa, Kına Geceleri'nde, Kürsü Başı Sohbetlerinde, Şehriye Kesilirken ve Yüzük Oyunlarında söylenir. Ancak, karşılıklı olarak ayrı iki sesle söylenmesi gerekir. Biri kadın sesi, diğeri de erkek sesi, (yahut erkek sesine benzer, davudi kadın sesiyle). Bu karşılamalar söylenirken, muhtelif oyunlar da oynanır. Meselâ "Sipahi" oyunu, "Urum kızı" oyunu, Nuri ve Fatoş, Lele Ayşe, Karakuş, Kerem Asli gibi... Her makamın başında okunması gereken Nefese (gazele), o makamın ilahisi demekte bir bakıma zaruret de vardır. Çünkü, bugün bile, Harput'un eski hafızlan, Kur'an, Aşır ve Mevlit okurken, gazellerdeki okuyuş tavrım tekrar ederler. Gazellerdeki perdeler, iniş-çıkış ve dalışlar, aynen bunlarda ve bunların arasında okunan ilahilerde de yapılır. Hatta, Naat okunurken, selât-ü selâm verilirken de, Ağır ve yüksek havalardaki âhenge uyulmaktadır. Anlatıldığına göre, tiz sesli Saray Hatun Camii müezzini, Perili Hatız diye maruf Hacı Süleyman, sabah ezanından evvel, Naat okurken, cemaatin sağdan, soldan camiye geldiği sularda, birdenbire Elezber 'e geçmiş, ve halk manilerinden birini söyleyerek Hoyrat okumaya başlamıştır. Namaza gelmekte olan Büyük Beyzade Hacı Ali Efendi'ye yaklaşanlar: (Perili Hafızın bu yaptığı küfürdür) diye, şikayetçi olmuşlar. Fakat Beyzade Hoca: "Acele etmeyin, sonunu bekleyelim" diye durup dinlemiş, müezzin, Elezber denilen yüksek havayı bitirdikten sonra, tekrar Na'te devam ettiğini gürünce, Beyzade Hoca, yanındakilere dönerek: "Bu vecit halidir, hoş görülmek gerekir, vebal değil, belki de sevap işlemiş oldu" deyip, şikayete hak vermemiştir. Bilhassa Sabahın alaca karanlığında, yatsının loşluğunda, minareye çıkan hafızların içten gelen bir coşkunlukla, hatta ağlaya ağlaya, ilahilere benzer koşmalar ve semailer okudukları o günlere yetişenler tarafından anlatılmaktadır.

Kaynak: HARPUT AHENGİ, Fikret MEMİŞOĞLU
 

Etiketler
Gezenbilir bilgi kaynağını daha iyi bir dizin haline getirebilmek için birkaç rica;
- Arandığında bilgiye kolay ulaşabilmek için farklı bir çok konuyu tek bir başlık altında tartışmak yerine veya konu başlığıyla alakalı olmayan sorularınızla ilgili yeni konu başlıkları açınız.
- Yeni bir konu açarken başlığın konu içeriğiyle ilgili açık ve net bilgi vermesine dikkat ediniz. "Acil Yardım", "Lütfen Bakar mısınız" gibi konu içeriğiyle alakasız başlıklar geç cevap almanıza neden olacağı gibi bilgiye ulaşmayı da zorlaştıracaktır.
- Sorularınızı ve cevaplarınızı, kısaca bildiklerinizi özel mesajla değil tüm forumla paylaşınız. Bildiklerinizi özel mesajla paylaşmak forum genelinde paylaşımda bulunan diğer üyelere haksızlık olduğu gibi forum kültürünün kolektif yapısına da aykırıdır.

Hep birlikte keyifli forumlar dileriz.

BENZER İÇERİKLER



GEZENBİLİR TV

           

Forum istatistikleri

Konular
101,343
Mesajlar
1,491,512
Kayıtlı Üye Sayımız
169,696
Kaydolan Son Üyemiz
Surpa

Çevrimiçi üyeler

BENZER İÇERİKLER

SON KONULAR

ÖNEMLİ UYARILAR
HAYATİ UYARI: Forumlarda yer alan tüm konular sadece referans amaçlıdır ve içeriklerinde hayati risk taşıyan tehlikeli spor ve benzeri özel uğraşılar olabilir. Lütfen forumlarda okumuş olduğunuz spor veya özel uğraşıların uzmanlarından yardım almadan kendi başınıza denemeye çalışmayın. Aksi halde meydana gelebilecek aksiliklerden dolayı gerek forum yöneticileri, gerekse içerik yazarları hiçbir sorumluluk kabul etmeyeceklerdir.

TELİF UYARISI: Forumlarda yayınlanan yazılı ve görsel materyallerin tüm hakları ve sorumluluğu yazarlarına aittir. Bu materyalleri izinsiz kopyalamak ve kullanmak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

SORUMLULUK REDDİ: Forumlarda yer alan, kullanıcıların oluşturduğu tüm yazılı ve görsel içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriklerin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından Gezenbilir ve forum yönetimi hiçbir şekilde sorumlu değildir. Sorularınız için içeriği oluşturan üye ile irtibata geçebilir veya iletişim formumuzu kullanarak yönetime bildirebilirsiniz.

GEZENBİLİR SUNUCULARI: Yüksek Teknoloji ve Güvenlik Sistemleriyle Donatılmış, Merkezi Ankara'da Bulunan, YS-308 Yer Sağlayıcı Belge Numaralı ve %100 Yerli Sermayeli VERİTEKNİK Şirketi Tarafından Barındırılmaktadır.

Copyright © 2000 - 2021 Gezenbilir
Üst