DOĞA SPORLARI OFF-ROAD KARAVAN DÜNYASI İKİ TEKER NAVİGASYON VE HABERLEŞME FOTOĞRAFÇILIK GEZGİNİN DÜNYASI GENEL KONULAR YARDIM İLETİŞİM

Tanışma Bölümü (Karavan)

'GENEL KONULAR' forumunda vural tarafından 3 Nisan 2008 tarihinde açılan konu 474786 kişi tarafından okunmuş, 3221 cevap yazılmıştır

  1. vural

    vural Ana Kamp

    Mesaj:
    29
    Alınan Beğeni:
    13
    Şehir:
    balıkesir
    Burada bulunan tüm arkadaşlara merhaba diyerek başlamak istiyorum satırlarıma.Karavancılıkla ilgili başka bir yerdede yazdıgım bu satırlarımı buradada yineleyerek tanışma başlangıcı yapmak istedim.Karavancılıkta paylaşım ve tecrübenin önemine inanıyorum.Yaklaşık 2 yıl düşünüp, sürekli araştırıp, bazen heyacanla, bazen tedirgin bir şekilde bekledikten sonra, 21 kasım 2007 tarihi itibariyle bende 1999 model 6.5 metre Başoğlu marka çift dingil bir karavanla kabul buyurursanız aranıza katıldım demek istiyorum. Satın aldığım karavan hiç bilmediğim Antalya'da, bense Balıkesirdey'dim ve karavanı aldığım arkadasın durumu itibariyle biran önce gidip karavanı getirmek zorundaydım. Nasıl çekilir, çeki demiri nerede taktırılır diye kara kara düşünürken, daha öncede ara ara sessizce,hissedilmeden, yazılarınızı okuduğum bu siteye yine sessizce girip, yardım istemek için Antalya'daki dernek telefonunuzu aldım ve hemen Balıkesir'den yola çıktık Ben, eşim ve 4 yaşındaki oğlum yagmurlu bir yolculuğa başlarken dernek başkanı sayın Serdar beyi aradım, yukarıda bahsettiğim durumu anlattım kendisine, o kadar cana yakın, o kadar samimi davrandıki inanın bu beni çok mutlu etti,kendisine 15 dakika müsade etmemi istedi ve 15 dakika sonra neyi, nerede yaptırabileceğimi, nasıl hareket etmem gerektiğini hem kendisi hemde beni yönlendirdiği Zeki bey son derece yeterli seviyede o kadar güzel anlattılarki.Günlerdir; ömründe ilk defa karavan almış ve hemde 6.5 metre gibi ortalamanın üzeride bir karavanı çekerek 550 kilometre yol alacak biri olarak kafamı kurcalayan bir sürü soru ve tedirginlik kaybolup gitti, cesaretim arttı.Antalya'ya ulaştığımda Zeki beyin yönlendirdiği Bulut kardeşler isimli atölyeye gittiğimde aynı ilgi ve samimiyeti oradada gördüm hafiflemiştim adeta ve bir kere daha karavan alarak bu büyük aileye katılmaktan onur ve mutluluk duydum.Hemen o gün aracımın çeki demiri monte edilmiş, TSE belgesiyle projesi hazırlanmış, faturası kesilmiş, karavanın elektrik ve fren tertibatı gözden geçirilmişti.Artık harekete hazır bir karavanımız vardı, Karavan Antalya'da kemer yolunda denizer kampingte duruyordu, bizde aynı yerde 3 gün kalarak ilk karavan deneyimimizide gerçekleştirme kararı aldık.Karavanda; televizyon, ısıtıcı, su deposu, portatif wc, uzatma kablosunun mevcut olması bize büyük avantaj sagladı.Hemen alışverişe çıkıp karavanda eksik ve ihtiyacımız olacak tüm yiyecek, içecek, mutfak gereçlerini heyacan ve aceleyle alarak karavan hayatımıza başlamış olduk.Çok güzel ve değişik bir 3 gün geçirdik orada, hatta oğlum İhsan kendisini öyle kaptırmıştıki, artık orada yaşamamız gerektiğini bize kabul ettirmek için çok uğraştı fakat 4 gün izin alarak çıktığım yolculuktan cumartesi günü yola çıkarak dönüşe başladığımızda biraz heyacan ve tedirginlik duymadım dersem gercegi saklamış olurum.Çünkü; karavanı aracıma bağlayıp karşıdan baktığımda biraz ürkmedim dersem yalan olur, karavanın çeki demiri dahil tam boyunu ölçtüm 7.60 mt.2001 model Kia sportage arabam 4.75 mt.yaklaşık 13 metrelik bir araçtım hakikaten ürkütücü bir görüntü çıkmıştı ortaya ama yapacakta birşey yoktu artık. En son kontrollerimi yaptım ve yola çıktık, kepez rampasını çıkıp düze çıktıktan sonra rahatlamıştım artık, emniyeti ve sınırları hep kontrol altında tutarak, ben bu işi yaparım dedim ve Uşak'a kadar geldim, yolculukta uzatma aynasının olmaması çok fazla olmamakla beraber biraz sıkıntı yaratıyor. O geceyi de şehre yakın bir benzinlikte çok rahat bir şekilde geçirdikten sonra tekrar yola çıktık.Yaptığım bir rota hatasıyla Uşak'tan Akhisar-Balıkesir yerine Gediz -simav-bigadiç-Balıkesir yoluna girmiş oldum degil 6.5 metre karavan çekerek, boş arabayla bile yolculuğun çok zor yapılacağı bir, sözüm ona şehirlerarası yoldu.Allah'a şükür biraz dikkat, biraz sabır, birazda tecrübeyle bitmek bilmeyen bol virajlı, dar,dağ yollarını aşarak yolculuğumuzu tamamladık.Dün akşam itibariyle Balıkesir'e döndük.Aslında hem yeni karavan merakım hemde bazı tespitlerim ile ilğili soru ve paylaşımlarımı sizleri sıkmamak için daha sonraya bırakıyorum.Hepinize sevgiler, selamlar
     
    Etiketler:

  2. mycamper

    mycamper Kamp III

    Mesaj:
    664
    Alınan Beğeni:
    9
    Şehir:
    İstanbul
    Web Sitesi:
    http://www.anakamp.org
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Vural bey,

    Anadolu Kamp Karavan Kulübü (ANAKAMP) Başkanı ve bu bölümün moderatörü olarak, öncelikle karavanınız hayırlı olsun diyorum.
    Aramıza hoş geldiniz. Şimdi yaptığınız gibi, bundan sonra da deneyimlerinizi, anılarınızı ve sorunlarınızı burada paylaşmanızdan memnuniyet duyarız.
     
    firuze, Alpijoe7 ve ridan43 bunu beğendi.

  3. AYDURAN

    AYDURAN Zirve

    Mesaj:
    5.680
    Alınan Beğeni:
    27
    Şehir:
    İstanbul / Maltepe
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Vural bey aramıza hoşgeldiniz...
     
    Alpijoe7 bunu beğendi.

  4. servetinsel

    servetinsel Kamp I

    Mesaj:
    193
    Alınan Beğeni:
    1
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    vural bey aramıza hoş geldiniz. karavanınız hayırlı olsun , o günler gelsede bizlerde karavan yaptırıp doğada kalsak,ama neredeeeeeeee.
     
    Alpijoe7 bunu beğendi.

  5. orsaalabanda

    orsaalabanda Zirve

    Mesaj:
    3.490
    Alınan Beğeni:
    43
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Büyükşehirlerin sıkıntılı karmaşasından ve günlük yaşam stresinden uzaklaşmayı düşünen hemen herkesin aklının bir köşesinde kaçıp gitmek, belki ancak emekliliğinde de olsa, küçük bir yelkenli sahibi olup özgürlüğe yelken açmak düşüncesi bulunur. Zamanı geldiğinde kimileri cesaret edemez, kimileri daha maceraperesttir, denemekten zarar gelmez der. Daha önceden tuzlu sukarın yakıcı aşkıyla zehirlenmiş olanlar ise tüm yaşantılarını ve ekonomik birikimlerini o ana göre planlar ve bir an önce ulaşabilmek düşüncesiyle yanıp tutuşurlar.
    Aradan yıllar geçer. Deniz o ilk gençlik yıllarında bırakılan deniz değildir. Kirlenmeye başlar. Rengi değişir. Denizde yaşanan dostluklar unutulmuş, dostların izi kaybedilmiş, geriye kalanlar da değişmiştir. Üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizde denizcilik teşvik edilip destekleneceğine köreltilmiş, özellikle de amatör denizciliğin önüne türlü bürokratik engeller konulmuş, gerçek denizseverler karada yaşamaya mahkum edilmiştir. Dövize endeksli tekne fiyatları almış başını gitmiş, yalnızca tekne sahibi olmak değil, tekne sahibi olup masraflarını karşılayabilmek de orta bütçeli insanlar için imkansız hale gelmiştir. Doluya koyarsın almaz, boşa koyarsın almaz. Hayallerin, umutların tükendiği noktadır bu.
    Derken... Gezenbilir diye bir site keşfedersin. Doğa sporları, kampçılık, trekking, karavan... Evet evet neden olmasın ki? Karavan pekala olabilir. Hem daha az satınalma maliyeti, hem daha az masraf... Yüzen bir evim olmasa da tekerlekli bir evim olabilir. Hem de daha kısa zamanda...Yaşamında köklü değişiklikler yapmaya gerek kalmadan... Belki yeni dostlar... Yüzünüzün bir köşesinde yeniden beliriveren tanıdık gülümseme... Gözlerinizde aniden parlayan o bildik ışık...
    Kısaca benim hikayem... Gezenbilir ile tanıştıktan sonra geriye kalan yaşantımı amfibik formda sürdürmeye karar verdim. Kimbilir belki sıkıntıları da olur, sürüngen forma evrimleşirim :p Olsun alışırım. İçinde doğa olduktan sonra nerede yaşadığınızdan çok ne yaşadığınız ve nasıl yaşadığınız önemli.
    Umarım beni de aranıza kabul edersiniz.
    Tüm doğa ve kültür dostlarına merhaba!
     
    udisa, Alpijoe7 ve iyanji bunu beğendi.

  6. mycamper

    mycamper Kamp III

    Mesaj:
    664
    Alınan Beğeni:
    9
    Şehir:
    İstanbul
    Web Sitesi:
    http://www.anakamp.org
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Aramıza hoşgeldiniz sayın orsaalabanda.
     

  7. Boğaç Erkan

    Boğaç Erkan Kamp I

    Mesaj:
    103
    Alınan Beğeni:
    0
    Şehir:
    Ankara
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Ne güzel ifade etmişsiniz. Ben de deniz aşığı, ancak ümitleri tükenmiş ve yavaş yavaş inşallah bir sonraki hayata demeye başlamış biri olarak, size hoş geldiniz demek isterim. Kısa sürede bağımlılık yapıyor, dikkatli olun! :D
     

  8. taiga

    taiga ***

    Mesaj:
    2.266
    Alınan Beğeni:
    22
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Hoşgeldiniz Orsaalabanda hocam...

    Bu yelken, yelkencilik, zorluklar, güzellikler, artılar eksiler, marinalar, koylar, ahşaptı, yoğurt kasesiydi, maddi yüküydü gibi noktaları deneyimlerinizin ışığında bizlerle paylaşırsanız çok mutlu oluruz...

    Çünkü forum dışından bir arkadaşımda bende karavan mı yelken mi konusunda (emeklilik ve/veya öncesi) çok tereddütler yaşarız...

    Dolayısıyla anlatacaklarınız bizlere yön gösterici olacaktır...

    Tekrar hoşgeldiniz diyor keyifli forumlar diliyorum...
     

  9. teos

    teos Karavan sevdalısı, amatörce

    Mesaj:
    1.138
    Alınan Beğeni:
    24
    Şehir:
    İstanbul
    Web Sitesi:
    http://www.karavanturk.org
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Hoşgeldiniz Orsaalabanda,
    Tekne/deniz yaşamının zorlukları kadar olmasa da karavan yaşamınında zorlukları var ama üstesinden gelmek tekneye göre daha az maliyetli
    diye düşünüyorum. Gönlünüze/yaşantınıza uygun bir karavan sahibi olmanız dileği ile....
    ben kendimi aşağıdaki fotoğrafta hep orta sıradaki araçlarda hayal ediyordum ama :smiley:))
    Oğuz

    hangi ya$a hangi araba.jpg
     
    Pathfinderonur bunu beğendi.

  10. erthem

    erthem Moderatör

    Mesaj:
    2.380
    Alınan Beğeni:
    12
    Şehir:
    Ordu
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Areamıza Hoşgeldiniz orsaalabanda ,
    Anladığım kadarıyla sizden cok guzel yazılar okuyacagız, cok guzel paylaşımlar alacagız. bunu hissedebiliyorum
    Tekrardan Merhaba
     

  11. orsaalabanda

    orsaalabanda Zirve

    Mesaj:
    3.490
    Alınan Beğeni:
    43
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Hoşbulduk!
    Kendi düşünce frekansıma yakın arkadaşlarla tanışmak benim için de çok güzel bir duygu.
    Aslında ''karavan mı yelkenli mi'' başlığı altında ufak tefek birşeyler yazmıştım ama bu ikisini kıyaslamak isteyen arkadaşlara nacizane denizcilik tecrübelerimden birşeyler aktarabilirsem ne mutlu bana...
    Öncelikle deniz ve kara, yelkenli tekne ve karavan asla birbiriyle kıyaslanamayacak şeylerdir. İkisini kıyaslamak sandalla otomobili, gemiyle kamyonu kıyaslamaya benzer. Kıyaslamaya kalktığınızda ise tamamen farklı olduklarını görürsünüz.
    Karavanla yelkenlinin tek benzer noktası içinde kısıtlı imkanlarla ama sınırsız ve değişken manzara eşiliğnde kalınan yaşam mahallidir. Redresörler, hidraforlar, aküler, herşeyin içine sığdırılmaya çalışıldığı minik buzdolapları...(Teknelerde daha çok buz kutuları kullanılır) Polyester teknelerde daha modern çözümler bulunmakla birlikte ahşap olanlarda, salondaki oturma gruplarının altı izolasyonlu buzluk olarak kullanılmaktadır. Kalıp buz alınır, parçalanır ve yiyecek içecek iki üç günlüğüne burada muhafaza edilir. İnvertörler, temiz ve pis su tankları, boilerler karavancılara pek de yabancı olmasa gerek.
    Yaşama zorluğu ve doğayla mücadele anlamında (Aslında doğayla mücadele olmaz çünkü doğa her zaman üstündür.Ekstrem şartlarda insanoğlu haddini bilerek kenara çekilirse doğayla barış içinde yaşanabilir.) yelkenlide her zaman herşeye hazır olmanız gerekir. Her an fırtına patlayabilir. Teknenizin donanımı eksikse size çok pahalıya malolabilir. Uzun sürerse birkaç gece uykusuz kalabilirsiniz. Öyle bir kenara çekeyim de fırtına kesilince (denizcilkte havanın kalması denir) devam ederim diyemezsiniz. Denizcilik ve yelkencilik ekstra bilgi ve tecrübe gerektirir. Harita okuma, navigasyon, kerteriz alma, mevki koyma, fenerler ,ışıklandırma, şamandıralar, flamalar, en azından kısa mesafeli deniz telsizi kullanmaya yetecek kadar bilgi ve tecrübe... Bunlar teorik konular ve şu anda hemen aklıma geliverenler. Bunun yanında yelkencilik, denizci düğümleri, tekneyi sevk ve idare, ufak tefek motor tamirat işleri gibi pratik bilgi ve tecrübeler... Karavancılıkta da teorik ve pratik bilgi gereklidir ama bunların bir çoğuna ihtiyaç duymazsınız.
    Tekne ve yelkencilik olarak genellememek gerekir. İsterseniz genel anlamda ''denizcilik'' diyelim. Deniz size her şeyi verir. Aç kalırsanız oltayı denize sallandır, yemeğiniz oltanın ucunda...profesyonel yaklaşırsanız iyi para kazandırır. Karadan asla gidemeyeceğiniz koylarda denize girmek, dalış yapmak, geceleri 5 yıldızlı otelde değil milyonlarca yıldızlı güvertede uyumak, eşsiz manzaralar, yakamozlar... Ama karşılığında tek bir şey ister... Hayatınızı!... Denize istediğini vermezseniz gerçek yüzünü size açmayacak, asıl güzelliklerini asla göstermeyecektir.
    Eğer ilginiz devamlı olursa denizcilik izlenimlerim (Devam edecek..)
     

  12. MK51

    MK51 Zirve

    Mesaj:
    3.973
    Alınan Beğeni:
    4
    Şehir:
    Istanbul
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    orsaalabanda arkadaşım, öncelikle aramıza hoşgeldin...
    Benzer özlemleri, hayalleri, umutları, engelleri ve endişeleri yaşıyoruz. Ben artık "büyük şehirlerden kopabilme 'hayali' güzel belki de" diye düşünmeye başladım.
    Son yıllarda yoğun bir şekilde, arazi araçlarıyla yaptığım doğa gezilerinde gördüğüm; hangi araç ve ne tür bir aktivite olursa olsun önemli olan, doğa ile uyum içerisinde ve ona olan saygımızı eksik etmeden, onun el değmemiş bir köşesinde kendimizi bulduğumuzda hissettiğimiz "ayrıcalık" duygusu... Kendi kendimize mırıldandığımız "işte ben buradayım, buraya ulaşabilecek ve bu muhteşem doğayı görebilecek, yaşayabilecek az sayıdaki şanslı kişiden biriyim" sözcükleri.
    Her şey gönlünce olsun...
     

  13. orsaalabanda

    orsaalabanda Zirve

    Mesaj:
    3.490
    Alınan Beğeni:
    43
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Geçenlerde Göcek'ten halen bu işlerin içinde olan bir arkadaşımla konuşup yelkenli hayalimden bahsettim. Sakın dedi bulaşma bu işlere. Bırak hayal olarak kalsın daha iyi.
    Yelkenli edinmek isteyen arkadaşlar için bu işin en mantıklı çözümü biraz büyükçe bir yelkenli alıp yaz kış içinde yaşamak. Ama bu karar da köklü değişimler gerektiriyor. Ekonomik birikiminiz ve çalışmadan elde edebileceğiniz sabit bir geliriniz yoksa imkansız gibi. Bulunduğunuz şehri terketmek zorunda kalacaksınız. Eşiniz, çocuklarınız, çocukların eğitimi vs.vs.bir sürü problem... Emekliler için daha uygun gibi görünse de hayallerine ancak 60 yaşında kavuşabilmiş olmanın hüznü bir yanda, bedensel yetersizlikler bir yanda... 60 yaşında olup da dinç delikanlı olan yok mu? Var elbette. Ama demeyecek misiniz ''Ah bu tekneye 30-40 yaşında sahip olmak vardı!...'' diye?
    İçinde sürekli yaşamayacaksanız tekneyi marinaya emanet bırakacaksınız ve hep aklınız onda kalacak. Ekstra hizmet bedeli ödeyeceksiniz. Orta halli küçük bir yelkenlinin yıllık marina masrafı 2000-3000 Euro civarında. Eğer İstanbul da yaşıyorsanız ve İstanbul marinalarında yer bulabilirseniz teknenizi hafta sonları da ziyaret edebilme şansına sahipsiniz. Ancak ortalama ufak bir yelkenlinin güney kasabaları - İstanbul arası yolculuğu hiç de kolay değildir. Hava koşullarına bağlı olarak haftalar sürebilir. Ankaralı Boğaç Bey'in ise teknesini Fatih gibi karadan yürütüp Kesikköprü Barajı'na taşıması biraz daha zor olsa gerek.
    En azından tüm yaz sezonunu teknenizde geçirebilecek zamanınız ve paranız varsa sizin için uygundur. Yok ben 1 aydan fazla kalamam diyorsanız yelkenli kiralamak daha ekonomik olabilir. İçinde 4-5 kişinin gecelemesine imkan tanıyan küçük bir yelkenlinin haftalık kirası 1500-2000 Euro civarında. Fikir olması açısından:
    http://www.yukselyachting.com/tr/index.php
    Bunları düşününce karavan ne kadar ucuz ve masrafsız geliyor insana.
     

  14. yasiko

    yasiko Kamp III

    Mesaj:
    770
    Alınan Beğeni:
    30
    Şehir:
    İstanbul
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Merhaba Orsaalabanda,

    Tekne ile ilgili ( ki bende bir tekne hayal ediyorum) aşağıdaki yazı konuya başka açıdan bakmamızı sağlayacaktır diye düşünüyorum.

    Selamlar

    Ahmet Oral

    BİR TEKNE HİKAYESİ…..
    Niye hayallerimiz sükut-u hayal?

    İnsanlar niye bir tekne sahibi olmak isterler? Dürtüleri sadece sahip olma isteği midir? Ya da etrafının dolduruşa getirmesi midir? Konuya hangi yaklaşımla bakmaktadırlar? Niye “en iyi yat arkadaşının yatıdır” da kendi yatınız değildir. Niye “bekarlık sultanlıktır” da evlilikler mutsuzluklarla doludur? Niye insanlar her geçen gün göreceli refahları arttıkça daha mutlu gibi görünen mutsuzlar olarak çoğalmaktadır. Bu konular ve binlercesi arasında bir bağ mı vardır? Temel bir hata mı yapılmaktadır?


    Biz hepimiz modern denilen dünyamızda yaratılan fiziksel, psikolojik vs. ortamın etkisindeyiz, hatta kıskacındayız. Bazı problemleri birey olarak diğer bireylerden daha fazla hissediyoruz, bu problemlere daha öncelikler veriyoruz. Daha öncelik verdiğimiz problemleri de aynı kısır döngünün içerisinde, zaten bizi bu noktaya getiren farkına varmadığımız şartların etkisinde çözmeye çalışıyoruz. Sonuç, genellikle başka problemler yaratmak şeklinde veya çözümsüzlükler, tatminsizliklerle noktalanıyor…

    “if you do what you always did, you will get what you always got “

    “Eğer her zaman yaptığınızı yaparsanız, her zamanki sonuca ulaşırsınız” …

    Her zaman yaptığımızı, aynı bakışı, aynı çözüm yaklaşımlarını kendimize yeni imiş gibi kabul ettirdiğimizi bir anlayabilsek çok şey değişirdi hayatımızda …

    Bu sebebden problemin kaynağının anlaşılması, ihtiyacın (amacın) doğru tespitinde önemli olmaktadır.

    Niye gerçek ihtiyaçlarımızı tespit edemiyoruz?

    "Necessity is not a fact, it's an interpretation." Friedrich Nietzsche.

    “Gereklilik bir gerçek değil bir yorumdur” diyor Friedrich Nietzsche.

    İhtiyaçlarınızı tam belirleyip, doğru yorumlayın ki, en iyi tekne arkadaşınızınki olmasın…

    Çocukluğum tek katlı bahçeli müstakil bir evde kediler, köpekler, tavuklar vs. ile geçti. Bütün bu hayvanlar hayatımın dışında ama bu dünyaya ait olan unsurlar olarak kalmışlardır. Şimdi ise kedisi ile, köpeği ile aşk yaşayan insanlar görüyoruz. O zamanlar bu aşkı biz insan ilişkilerinde bulabiliyorduk. Şimdi sevgiyi evcil hayvanlardan medet umar hale geldik. Benim yaşadığım köyde kimse hayvanlarla sarmaş dolaş değil. Çünkü yanlarında zaten torunları çocukları oynamakta. Ama Avrupa normlarına göre hane başına düşen evcil hayvan sayısında en gerideyiz. Ne gam! Bizim sevecek torunlarımız, en azından toplumun çoğunluğu için yanında şimdilik. Hala çocukların çoğunluğu 3 yaşında ana okullarına sabahın köründe servislerle nakledilmiyorlar.

    Benim çocukluğumun yazları deniz kıyısında geçerdi. Tekneler hayatımın dışında duran bu dünyaya ait unsurlar olarak kalmışlardır. Mahmut Konuk’un bir Kotrası vardı. Bugünkü anlamda küçük yelkenli bir tekne idi. Denizin üzerindeki mavnalar, Tratalar, fazla bir şey ifade etmiyorlardı. Bunlar da hayatımın dışında idiler.

    Durup dururken sevecek halim yok tu ki bu unsurları. Balıkçılık yapan deniz ile haşır neşir olan insanlar da vardı. Onlar için başka anlam yüklüydü deniz.

    Peki niye sevmeye başladık tekneyi, denizi her geçen gün. Niye üzülüyoruz daha fazla sevdiremedik insanlara denizi diye …Niye AB normlarına göre tekne sayısı az diye üzülüyoruz. AB normlarına ulaştığımızdaki nokta neyi ifade edecek? Çocukları okula gönderip kedileri, köpekleri sevdiğimizi mi ifade edecek bu norm. Ya da en doğal çocuk sahibi olma içgüdüsünün artan maliyetlerden dolayı baskı altına alınması mıdır bizi bekleyen gelişmişlik normu…

    Yaşadığımız gerçekten bir gelişme mi?

    Ben bu istatistiki karşılaştırmalara anlam veremiyorum. Bireysel manada seçimlerimizi değiştirmemizin arkasındaki itici güç, gelişen! dünyanın dayattığı, acaba kaybettiğimiz değerlerin yerlerine bir şeyler koyma arayışı mı? Aslında sağlıksız bir arayış mı? Acaba kapitalist ekonomi kaybettirdiği elimizdeki olanakları, ambalajlayıp daha albenili olarak tekrar bize mi satıyor. Yani bulamadığımız sevgiyi kediler, köpeklerden mi bulmaya çalışıyoruz, üzerimizdeki ağır stresten kaçmak için mi kendimize tekneleri arkadaş tutuyoruz. Adam başına düşen tekne sayısının artmış olması gelişme göstergesi midir? Yoksa kapitalist sistem yarattığı bu sıkıntılardan tekne satarak bir kere daha mı kar sağlamaktadır?

    Anlayamadığımız bir dünyada kontrolün bizde olması mümkün müdür?

    İçinde bulunduğumuz şartları kavramadan, amaçlarımızı doğru yönlendirmemiz mümkün olmadığından hep yanlış amaç koyup, nerede yanlış yaptığımızı bile anlayamadığımızdan bir kör dövüşü sürdürüyoruz…Bu sebebden başarısızlıklarımızdan ders bile çıkarabilecek durumda değiliz çoğu zaman.

    Hayatımızdaki problemleri tepki vererek değil de sistematik olarak çözmek mümkün mü?

    Hayatımda tekne olgusu yokken bilmediğim bu konuya nereden girdim, ne idi benim dengemi bozup, çatışma yaratan, harekete geçiren çelişki…

    Zamana endeksli, yarışmacı, kıyaslamacı yaşam felsefesinin insanları ve beni mutsuz yaptığını üniversite çağlarında farkettim. Öbür yandan kapitalist sistemin başarı mantığında da bu yaklaşım yatıyordu. Benim çözümüm profesyonel hayatta, zamana gereksiz sınırlamalar koymadan, zevk alarak çalışmak, ama bu arada kaliteyi yukarı çıkarırken maliyeti aşağıya düşürme şeklinde oldu. Bu yaklaşımda maliyeti aşağı düşürme kısmı kapitalist beklenti ile ters düşmediğinden, zamandaki sınırın gevşemesine fazla tepki gelmedi sistemden.Hele bir de zamanı tolare edebilecek bir çalışma alanı seçmişseniz… Bu sayede zaman baskısından kurtularak, hayatımı zaman kalıplarının içersine sokmadan yaşama şansı bulabildim.

    Daha sonra marina dünyası ile bir şekilde tanışıp, oradaki insanların stressizliğini anlamaya çalışırken fark ettim ki, yelkenli tekne ile yaşayanlar bu yaklaşımı hayat felsefesi olarak benimsemişler veya benimsemek zorunda kalmışlar veya benimsedikleri için bu işe soyunmuşlar.

    Çünkü yelkenlide hedefe şu kadar saatte varma diye bir anlayış yoktur. Kestiremezsiniz. Tabiata bağlısınızdır. Motorunuz olsa da o kadar yavaş yol alırsınız ki hedefe kilitlenmeniz pratik olarak mümkün değildir. Zamanı unutmak ve o anı yaşamak yolculuğun tadına varmak, etrafın kokusunu, tadını, rüzgarını algılamak zorunda kalırsınız. Bu sistematik, benzer şekilde karadaki hayatınıza da yansır. Bu noktada motor yatların konumuzun dışında kaldığının ve böyle bir fonksiyonlarının olamayacağının altını çizmek gerekir. Onlar denizle haşır neşir olamayan deniz araçlarıdır. Birisi doğal bozulmamış bir köyde sevimli ama imkanları kısıtlı bir köy evi iken, diğeri şehrin ortasında bir malikanedir.

    Dolayısı ile kapitalist sistemin her geçen gün daha da fazla değerli kıldığı zamanı serbestçe kullanma ritüelini marinalarda yatçıların arasındaki kurtarılmış bu bölgelerde bulabildim.

    Bu zaman olgusunun yumuşatılması benim için tekne konusundaki en büyük motivasyondu. Çünkü tehdit eden problemlerden birinin çözümü gibi görünüyordu. Bir hayat felsefesi olarak oturttuğum, zaman baskısından mümkün olduğunca kopuk yaşama felsefesi geliştirebileceğim benim zorlamalarım dışında kendiliğinden oluşmuş bir ortama kavuşacaktım.

    Ama başka bir amaç daha vardı gerçekleştirmem gereken… Bir medeniyet kurmak, kendime kurduğum bu medeniyette güzel şeyler yaratarak, güzel şeyler hissederek yaşayabilmekti. Zaten asıl amaç da buydu. Güzel şeyler hissederek yaşamak. Köydeki ev projesi de buydu, diğer yaptıklarımın altındaki ana fikir de buydu. O yüzden zaman, ayağıma engel olarak dolanınca, gündemime girmişti. Zaman stresinden uzak olmak zaten güzel şeyler hissetmenin ön koşuluydu nerede ise…

    Güzel yaratıcı şeyler hissetmek için bir medeniyet kurmak gerekiyordu. Bunun için yerleşik düzene geçmek ve bilgi birikimini sağlamak gerekecekti. Aynı zamanda durmadan değişik açılımlar ve yeni heyecanlar ancak insan ilişkileri ile mümkündü ve bu ilişkilerin sağlıklı olması da gerekecekti.

    Köydeki ev bu hayallere de temel olacaktı. Ama insan unsuru eksik kaldı. İzole olunca kimse gelmedi. İletişim teknolojinin köy ortamındaki eksikliği de buna eklenince medeniyet yaratma projesi kısıtlı ve insansız olarak gelişmesini olması gerektiği gibi sürdüremedi. Fakat şimdi tekne hem sabit bir yaşam alanı sunuyor, aynı zamanda evini alıp başka bir yere götürebilme imkanı sunuyor, hem de denizin riskli ortamında daha iyi bir dayanışma içindeki, daha uygun hedef kitle ile çalışma imkanı veriyordu…Ayrıca gelişen ucuzlayan teknoloji size her yere ulaşma ve iletişim imkanı verme potansiyelini sunuyordu. Zamanlama da çok iyi görünüyordu. Teknolojinin gelişmesi sürüyordu. Bu arada tekneyle yaşama tecrübesinin oluşması için de zamana ihtiyaç vardı.

    Amaç öyle konmalıdır ki ulaşıldığında biten statik bir amaç olmamalı. Yakınlaştıkça size daha heyecanlı açılımlar verebilmeli. Yani amaç heyecan duyarak yaratıcı yaşayabilmek yeni açılımlara ulaşabilmek olmalı. Diğer bir değişle, amaç, amaca giden yolun kendisi olmalıdır. Almanların bir lafı var galiba, “amacımız yolumuz” şeklinde. Bu amaca hizmet edecek o kadar çok yöntem bulabilirsiniz ki, yapacağınız kaynaklarınıza uygun olanı seçmek. Benim yaptığım bu yaklaşımı tekne ile hayata geçirme çabasıdır.

    Başarım başta koyduğum amacın doğruluğu ile orantılıdır.
    Daha sonra bu amaca ulaşmak için seçtiğim ve anlatmaya çalıştığım yöntemin doğruluğu ile orantılıdır.
    Son olarak da ihtiyaç duyduğum kaynakların bulunması ile ilgilidir.
    Başarım kısaca benim bakış açımla ilgilidir, problemleri analiz edebilme yeteneğimle, bilgim ile, yaratabileceğim yöntemlerle ilgilidir.
    Başarım herkesin sandığının aksine ne kadar param olduğu ile ilgili değildir.
    Başarım bu yazdıklarımı sizlerle paylaşabilmemle ilgilidir.
    Başarım duyduğum heyecanla ilgilidir…

    Haluk Akıltopu
     

  15. orsaalabanda

    orsaalabanda Zirve

    Mesaj:
    3.490
    Alınan Beğeni:
    43
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    Aziz Nesin'in ''Biraz gelir misiniz'' isimli bir oyunu vardır. Oyunda yaşlı bir kaval ustasını sürekli ''Biraz gelir misiniz?''diye çağıran gaipten gelen bir ses duyulur. Usta ise elindeki işiyle o kadar meşguldür ki sesi sürekli kulakardı eder. İnceden inceye günlerinin dolduğunu, sesin ebedi yolculuk için bir çağrı olduğunu da sezinler. Onun bir amacı vardır. Yapmış olduğu enstrumana son bir ses için son bir delik daha açmak... Amacına ulaştığında ise yine sese aldırış etmez. Çünkü belki son bir nota daha eklenmesi gerekmektedir. Günler böylece geçer. Fazla ayrıntıya girmeyeceğim; Bir gün sükut-u hayale uğradığında son amacından vazgeçer, sese kulak verir ve dünyadan göçer...
    Hani hep derler ya ''Hayat amaca ulaşmak değil, amaca ulaşmak için sarfedilen çabadır.'' diye... Şüphesiz doğruluk payı var.
    Birçoğumuzun en büyük hatasıdır: Anı yaşayamamak... Emeklilik günleri için para biriktirip daha fazlası, daha fazlası derken tatlı kızımızın büyüyüşünü görememek, onunla oyunlar oynayamamak... Planlarımız hep gelecekle ilgilidir. O anda yağan güzel yağmurun tadını asla çıkaramayız. Gelecekteki amacımıza odaklanmışızdır. Zaman çabuk geçsin bir an önce ulaşalım derken aslında ölüme doğru koşarız da farkına varmayız... Ve bilmeyiz belki de amaca ulaştığımızda mutlu olabilmek için yeni bir amaca ihtiyacımız olacağını...
    Amacı doğru koymak ,ulaşmak için seçilen yöntem ve ihtiyaç malzemelerine ulaşmaya çalışmak bu açıdan bakıldığında gereğinden fazla analitiktir ve faydasızdır. Öyle ise ne yapalım? Amacımızı belirleyelim ve o yolda yürürken anı yaşayarak mutlu olmaya mı çalışalım?... Bu yolda yürümeye devam edelim amaca ulaşmasak da olur mu diyelim?... Önemli olan varmak değil yolda olmak mıdır gerçekten?... Gideceğimiz yere ulaşamayacağımızı bile bile yola çıkmak ne kadar mutluluk vericidir?... Ben çıkamadım içinden.Çıkabilen varsa buyursun gelsin.
     
    udisa ve Ahmet seyma tulpar bunu beğendi.

  16. palmiye

    palmiye Yeni Üye

    Mesaj:
    4
    Alınan Beğeni:
    0
    Şehir:
    marmaris
    Ynt: Tanışma Bölümü (Karavan)

    slm yeni üye oldum ve motoromla seyehatle ilgili ve deneyimliyim ama şu an aracım yok ::smiley:
     

Forumdaki Benzer Konular

Yükleniyor...