Benim Dengemi Bozmayınız ; Turgut Uyar

'EDEBİYAT' forumunda faraklit tarafından 13 Temmuz 2008 tarihinde açılan konu

  1. faraklit

    faraklit Ana Kamp

    Mesaj:
    51
    Alınan Beğeniler:
    0
    (4 Ağustos 1927 Ankara-22 Ağustos 1985 İstanbul
    İstanbul'daki ilköğreniminden sonra, Konya Askeri Okulu, Bursa Işıklar Askeri Lisesi ve Askeri Memurlar okulunu bitirip Posof, Terme ve Ankara'da personel subayı olarak görev yaptı. 1958'de askerlikten ayrılarak Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayii'nin Ankara şubesinde çalışmaya başladı. Emekliliğinden sonra İstanbul'a yerleşti.

    Hece ölçüsüyle yazdığı ve toplumsal konuları işleyen ilk iki kitapı Arz-ı Hal(1949) ve Türkiyem(1952)'den sonra, Dünyanın En Güzel Arabistanı 'yla bireyin iç dünyasına yönelerek yalnızlığın ve çıkışsızlığın peşinde olmuştur. Tütünler Islak(1962) ve Her Pazartesi(1968) 'de koruduğu bu çizgiyi, Divan(1970) 'la geleneksel şiirin kalıplarına, Toplandılar (1974) ve Kayayı Delen İncir (1982) 'le söz konusu dönemde yaşanan sınıfsal mücadelenin yansımalarına yerini bırakmıştır

    Denge

    Sizin alınız al inandım
    Morunuz mor inandım
    Tanrınız büyük âmenna
    Şiiriniz adamakıllı şiir
    Dumanı da caba
    Ama sizin adınız ne
    Benim dengemi bozmayınız

    Bütün ağaçlarla uyumuşum
    Kalabalık ha olmuş ha olmamış
    Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
    Ama ağaçlar şöyleymiş
    Ama sokaklar böyleymiş
    Ama sizin adınız ne
    Benim dengemi bozmayınız Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
    Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
    Yangelmişim dizboyu sulara
    Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
    Hiçbirinizle döğüşemem
    Siz ne derseniz deyiniz
    Benim bir gizli bildiğim var
    Sizin alınız al inandım
    Sizin morunuz mor inandım
    Ben tam dünyaya göre
    Ben tam kendime göre
    Ama sizin adınız ne
    Benim dengemi bozmayınız
    SADABAD’A KASİDE



    Hazır bulunanların hepsi bahar mevsimini tanıdı
    Lale uzun boylu nazdan, gül kendi ismini tanıdı

    Su güneye yöneldi hazdan, çiçekle birlik aktılar
    Hazır bulunanlar pişmanlıkla kalubelasını tanıdı

    Bahar bir nisan olarak geldi, gönderi renk renk dolu
    Umut öylece umutsuzluk biçiminde hasmını tanıdı

    Yakınmalar bitti, elpençe durdular gelişen şeye
    Aşklar aşkları, otlar otları yani ki herkes hımsını tanıdı

    Kimin aklı bir bahardan daha çok olabilir sorarım
    O yeşili ve pembeyi birlikte görünce resmini tanıdı

    İstanbul’un öyledir baharı, çaresiz alkış tuttular
    Ten uyandı, herkes kendi olan cismini tanıdı

    Ne denmiş akıp giden her suyla akıp giderim
    Çünkü sevdim çünkü bu yüzden güçlü bileklerim kanadı

    Sahici mi elinde tuttuğun o kartal kanadı
    Sen tuttun acıdan benim ellerim kanadı

    Bir geceyi geçirmek için bin türlü kalp ilaçla
    Dövündüm çırpındım bilsen nerelerim kanadı

    Hazır bulunanlar davranıp saatlerini kurdular bahara
    Ey diriliş sana kurulmuş saatlerim kanadı

    Avlananlar, ağaç budayanlar sularınız bir ırmakta
    Yavaşça geldim durdum beklediklerim kanadı


    Ey yaz güneşine bıraktığın alnın bana gel
    Alnımdan damla damla süzülen terlerim kanadı

    Yüreklerimiz bir dağ serinliği taşırken birlikte
    Birden boşta bırakılan bir yerim kanadı

    Kanasın varsın ne varsa biraz kanamalıdır
    Benim bunca yıldır günlerim gecelerim kanadı

    Hazır bulunanların hepsi evet dediler el bağladılar
    Benim hepsinin üstünde iliklenmeyen düğmelerim kanadı

    Ey yaz gecesi gel artık gidelim suya girelim
    Çünkü biliyorum sahici elindeki o kartal kanadı

    Ey güzel bahar gökü seni her şeyle birleştiriyorum
    Çünkü ey yaz gecesi çünkü her yerlerim kanadı

    Bahar hep bir anı sanılır nerde olsa gerçektir aslında
    İstanbul mesirelerinde ve Muş’ta aynıdır tadı

    Kankentleri

    Kan akıyor penceresi karanlık evlerden
    Ölü kadınların üstüne tuğlaların üstüne
    Denizse aydınlık ve incili mavili taşrada
    Kana doğru ürkek en güzel yaban balıklar
    Bu kandır akıttığımız sıkıntılı pazarlarda
    Üst üste yergökyüzüne içki şişelerine

    Kan içinde elleri ve obur parmakları
    Boşnak değil çocuklar dondurmacılarda
    Mezarlı eyüplerde ve deniz kenarlarında
    Sarışın kafaları ama analı babalı
    Kan akıyor ahşap yapılardan sokaklara sokaklara
    Mavi ülkeleri tatsız kısa pantolonlarda Kan akıyor oluklardan öyle kan
    Boyanır batmış gemiler perşembesi
    Bir tesbih bir zımba bir yazı makinesi
    Çektikçe böyle katil kıralları


    MÜNACAT

    Birden hatırladık seninle buluşamadığımız günleri
    Gel ey büyük bakış yüce suskunluk gel artık beri

    Kentleri ve kasabaları ve köyleri çevirdik senin adına
    Kapıları tutmaktan artık herkesin nasır oldu elleri

    Olsun daha da tutarız sen varsan düşüncelerimizde ama gel
    Tutarız karaları ve denizleri ve yaşayan yürekleri

    Kendin karşı koydun yaptığın saraylara zindanlara tellere
    Yine kendin kullan artık kendi yaptığın tüfekleri

    Bozgun bir şubat sensin, ekmek ve kan senden, ekim sensin
    Nerende taşır büyütürsün nerende sonsuz gelecekleri

    Hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden
    Hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri

    Hatırla, karada büyük taşları üst üste kodun, hatırla
    Yürüttün canalıcı denizlerde cesur gemileri

    <<… senin hüznün bir yazgıdır, bir eski zamandır
    Büyüksün artık büyük dirimine beni inandır

    Bir değişmezlik sanırsın çoktan beri her şeyi oysa
    Bir vakitler güneyde öyle kötü kullanılmış ki…>>

    Gecikmiş bilgeliğin yaşamış bir eski ağacı hatırlatır
    Ki sen emzirirsin her duyguyu, sen beslersin kalemleri

    Sen yarattın, sendeyiz, suyumuz, toprağımız kanımız senden
    Ey yüce bekleyiş, sanki bu kalın eller kimin elleri

    Artık bize soluk ver, bizi besle, kendini hatırla
    Ey biraz yavaş, biraz kutsal, beklerken az sevinçli

    Seni bağışlamam çünkü ben büyük bir dirim taşırım
    Çünkü ben ey derim ve severim ey demeyi bilenleri

    Biz bir aşk nedir biliriz seninle, biz biliriz
    Ey kim varsa orda o tek olanın adına çekin kürekleri



    Turgut Uyar

    İYİMSER BİR SONUÇ’A

    Ben bir gün giderim ki neyim kalır
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır

    Yaz günü kim ister ki öldüğünü
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır

    Yaşamam bir beyazlık gibi sanki
    Eksik bıraktığım her şeyim kalır

    Genişlerim dağılırım beyazım
    Ben bir gün giderim ki neyim kalır

    Ben bir gün giderim ki ey diri at
    Elbette benim de bir şeyim kalır

    Bir Gün Sabah Sabah

    Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
    Uykudan uyandırsam seni:
    Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
    Vapur düdükleri ötmededir.
    Etraf alacakaranlık,
    Köprü açıktır henüz.
    Bir gün sabah sabah kapıyı çalsam...

    Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
    Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
    Dağ başında beş on haneli köyler,
    Telgraf direkleri yollar boyunca
    Koşuşup durmuş bizle beraber.

    Şarkılar söylemişim pencereden,
    Uyanıp uyanıp yine dalmışım.
    Biletim üçüncü mevki,
    Fakirlik hali.
    Lületaşından gerdanlığa gücüm yetmemiş,
    Sana Sapanca'dan bir sepet elma almışım..

    Ver elini Haydarpaşa demişiz,
    Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
    Hava hafiften soğuk,
    Deniz katran ve balık kokulu
    Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
    Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu...

    Bir gün sabah sabah kapıyı vursam,
    -Kim o ? dersin uykulu sesinle içerden.
    Saçların dağınıktır, mahmursundur.
    Kimbilir ne güzel görünürsün sevgilim,
    Bir gün sabah vakti kapıyı çalsam,
    Uykudan uyandırsam seni,
    Ki, daha sisler kalkmamıştır Haliç'ten.
    Fabrika düdükleri ötmededir.



    Hızla Gelişecek Kalbimiz

    hızla gelişecek kalbimiz
    kalbimiz hızla.
    Sürgünlerin umutsuzluğunda
    kirik kalpler, yaralılar, onulmazlar
    farksız çarpanların umutsuzluğunda
    ve köprübaşlarının umutsuzluğunda
    ve köprübaşlarının umudunda.
    Sular bitse bile, çiçekler atılırken oralara
    temiz bir ilişkinin bulutsuzluğunda
    ve eski dağlarda, eski dağlarda kış
    kovalarken ülkesini
    hızla gelişecek kalbimiz.
    Kendi öz hüznümüzün öz tarlasında
    bozkır dayanıklılığımızın tarlasında
    kalbimiz
    ellerimiz ayaklarımız arasında
    ve kimsenin bölemediği şarkiyi
    güllerin, buğdayların ve acının şarkisini
    bir haziran uygulayacak sesimize.
    Sütçünün sesiyle birlikte
    erkenci işçilerin sesiyle birlikte
    söförün sesiyle birlikte
    sabah başlamış sarhoşların sesiyle birlikte
    yaman sarhoşların sesiyle birlikte
    ve yeni uyanışların ve yeni doğmuşların
    ve herkesin ve herkesin
    sesleriyle birlikte
    bir haziran uygulayacak
    kimse bölemeyecek ve kalbimiz
    hızla gelişecek.

    Yıkıntılara karışan eski bir bahar
    büyük olmaya elverişli bir bahar
    eskiden yaşanılmış ve her şeye rağmen
    insanlara göre bir bahar
    suların kana kestiği yahut
    suların kana kestiği bir bahar.
    Hızla gelişecek kalbimiz
    bir mavilik kalıbında
    bir odada, en olağan bir odada
    en sade, en insanca bir odada
    bir kadınla bir erkeğin olduğu bir odada
    bir kadın bir erkeğin
    bir kadınla bir erkek olduğu
    ellerin ve omuz başlarının
    birbirini bulduğu.
    Birden gerçekliğini algılayarak
    saat çalınca ve görünce güneşi
    birden vazgeçilmezliğini algılayarak
    önemli ve gerekli buluşunu kendini
    birden hatırlayarak
    geleceğe hazırlayınca olanca göğüslerini
    ve her şeye ve ölüme. Kalbimiz
    hızla gelişecek
    çağımıza pek uygun bir hızla
    gelişecek kalbimiz
    (...)kalbimiz
    yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu
    tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.
    Kalbimiz
    kalbimiz hızla gelişecek


    SADABAD’A KASİDE en sevdiğim şiiridir
     


Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş