dağlarkızı
''bayangezer''
‘’SURLAR ARKASINDAKİ HAYAT’’
Hayatın nabzının çok farklı attığı ya da buram buram tarih kokan bir mekana yolculuğa ne dersiniz? ‘’Ankara Kalesi’’ Başkent Ankara’nın içinde yüzyıllardır yatan ve tarih boyunca çok çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapıp,geçmişin izlerini günümüze kadar taşımayı başarmış yegane yerlerden birisidir. Kale;geçmiş dönemlerde ticaret kervanlarının uğrak noktasıymış ondan olsa gerek;inanılmaz bir tarihi dokuya sahip.Ankara Kalesi;Bentderesi(Hatip Çayı) üzerine mükemmel bir savunma merkezi olan yamaca inşa edilmiş.Zaten kaleye ulaşmak için hayli dik bir yolu kullanmak durumunda kalıyorsunuz.Dar, uzun dolambaçlı sokaklar,köşe başlarındaki ahşap evler,kapı önünde sohbet eden kadınlar,kendi yaptıkları oyuncaklarıyla oynayan çocuklar ile giriş yapıyorsunuz kale sokaklarına.İşte bu noktada tarihi dokudan ziyade hayatın görmediğimiz ya da çoğu zaman görmek istemediğimiz gerçekleri karşılıyor sizi.Bu aşamada;geçmişe duyulan meraktan ziyade gerçek dünyaya ve acımasızlığına takılıyor insanın aklı.
Geçtiğimiz hafta sonu ilk defa gerçekleştirilen ‘’Ankara Kalesi Festivali’’vardı. Erken kalkan yol alır diyerek çantamı da sırtıma attığım gibi kalenin sokaklarında buldum kendimi.Acele etmeme gerek yoktu vakit daha çok erkendi ve koskoca bir gün vardı önümde.Ağır ağır ilerken parkta oynayan çocuklara takıldı gözüm.Bir banka oturup onları izlemeye başladım.Tabi bu esnada denklansöre basacak bir sürü an yakaladım.Anlaşılan hayat orada da erken başlamıştı çünkü sabah saati olmasına rağmen sokaklar insan doluydu.Dar bir sokağa girdim,sokak başından itibaren başlayan ahşap evler ,uzun merdivenler ve ne zamandan kalmış acaba diye düşünmeme neden olan kapı tokmakları vardı.Kim bilir ne hikayeler barındırıyorlardır dedim kendime.Festival alanına yaklaştığımı seslerden anlayabiliyordum.Aslında festival alanından ziyade beni ara sokaklardaki yaşam daha çok etkilemişti.Hayat gerçekten zordu orada bunu anlamak hiçte zor değildi,çocukların yüzünden bile belli ediyordu hayatın acımasız yüzü. Açıkçası gördüğüm,şahit olduğum görüntülerden sonra canım baya bir sıkıldı orada.Eee tabi farklı insanlar farklı hayatlar demekti.Ben gördüklerim üzerinde düşünürken;o sırada ‘’Görkem’’ çıkageldi.Görkem benim küçük rehberim diyebilirim.Önce sadece fotoğrafını çekmek istemiştim ama sonra sohbet ederken ben sana rehberlik edeyim abla dedi.Bende memnuniyetle kabul ettim.Görkem;sürekli gülen,gözleri pırıl pırıl parlayan ve boyundan büyük verdiği cevaplarla zekiliğini kanıtlayan bir çocuktu.Sadece almak isteyip de alamadığı bisikletinden bahsederken gözlerindeki parıltı kayboldu bir de kaledeki yaşamdan bahsederken.Evet Surlar arkasında çok farklı bir yaşam vardı,peki sırf festival için oraya gelen bizler bunun ne kadar farkındaydık?değildik.....Kaleyi ondanda dinleyip(hem de Türkçe ve İngilizce olarak ayrı ayrı)Ankara’nın fotoğrafınıda çektikten sonra kaleden ayrılacaktık ki akıl almaz bir olaya şahit olduk.Çocuk diyeceğim ama çocukluk yaşını çoktan geçmiş biri arkadaşını kalenin gayet yüksek olarak nitelendirebileceğim bir duvarından(ki 5-6 m rahat vardı) aşağıya attı.Herkes donup kalmıştı.Hemen çocuğun yanına indim ve vücudunu baştan aşağıya kontrol etmeye başladım.Korktuğum şey kafasını kötü şekilde yere çarpmış olmasıydı.Gerçi kafasında görünürde bir sorun olmamasına karşın bacağının tek noktasında olmadığını düşündüğüm bir kırık tespit ettim.Hemen bacağını sabitleyip atele alabileceğim bir şey aradı gözüm.Oradakilerinde yardımıyla bir tahta parçası bulduk.Dikkatlice bacağını atele aldım.Sonrasında kendisini daha iyi hissetmeye başladığını anladıktan sonra evinin nerede olduğunu sordum ve hemen hastaneye gitmesi gerektiğini de ekledim.Apar topar evine götürdüler ama hastane olayını ne yaptılar bilemiyorum.Bizim ilkyardım dersleri bir kez daha işe yaramıştı.Kaza bu nerede ne zaman olacağı belli olmuyor dolayısıyla da ilk müdahale önemli.Tüm bu atraksyondan sonra Görkem’e veda edip ona fotoğraflarını getireceğim sözünü verdikten sonra festival alanına indim.Alanda her tarzda insanla karşılaşmak mümkün.Bangır bangır bağıran müzik,meraklı gözlerle etrafını süzen kalabalık arasından sıyrılmak isterken gözüm bir anda bakır taslara çarptı.Evet evet tam zamanı diyerek ne zamandır aklımda olan ‘’Bakır Ustaları’’nın yanında aldım soluğu..Tabi bakırın hikayesini bir de son mirasçılarından dinlemek lazımdı. Müsaade alıp girdim dükkandan içeri.elindeki tabağa baktım ve rahatsız olmamasını sadece izlemek istediğimi söyledim.Güler yüzlü Ahmet amca sana bakırın hikayesini anlatayım diyerek başladı söze.Bakır;hayattır,umuttur emektir dedi..Dile kolay otuz sene boyunca can yoldaşı olmuşlar birbirlerine.Her işlemeyle birlikte derdi tasayı unutur insan diyor.Yalnız onunda yakındığı bir şey var;ilgisizlikten ve emeğinin karşılığını alamamaktan şikayetçi. Bizden sonra kimse yok diyerek sözüne devam etti; bizim de miladımız dolduktan sonra bakır işlemeciliği diye bir şey kalmayacak belki de sizin çocuklarınız böyle bir şeyi hiç bilmeyecek diyerek sözünü bitirdi. Bir sure hiç konuşmadık. İşine konsantre olmuştu bense pür dikkat onu izliyordum. O kadar keyifli bir uslubu vardı ki zamanın nasıl aktığını anlayamadım. Son olarak teşekkür edip fotoğrafınıda çektikten sonra oradan ayrıldım. Tüm gün oradan oraya koşturmaktan olsa gerek acıktığımı fark ettim. Yemek seçeneği çok fazla aslında, tam kaleye yakışır otantik mekanlar arasında dolaşırken kulağıma gelen hoş müzik ile ‘’Prinç Han’’ a girdim. Evet acıkmıştım ama mis gibi kokan gözlemelerden ziyade eski bir gramafonda çalan müzik beni cezbetmişti. O heyecanla hanı dolaşmaya başladım. Dolaştıkça açlığımı unutmuş ve antika dükkanlarındaki eski plak ve gramafonları incelemeye başlamıştım.Bir süre sonra pencerenin kenarında oturup yemeğimi yedim.O esnada duyduğum huzuru inanın ifade edemem.İnsanın mutlu olduğu şeyleri yapması güzel şey dedim kendi kendime.
Artık dönüş vakti gelmişti. Malum hayatın gerçekleri pazartesi günü bizi bekliyor olacaktı.Ağır ağır geldiğim yoldan geri döndüm.Birde kim demiş yalnız gezilerin keyfi çıkmaz diye.Ben bugüne dek tek gittiğim gezilerden hep yüzüm gülerek dönmüşümdür. Bundada öyle oldu.Sonunda eve gemiştim ama saat hayli geçmişti.Yaptıklarımı düşünüp güzel bir gün geçirmenin mutluluğu ve günün analizini yaptıktan sonra yeni bir güne merhaba diyebilme umudu ile kapattım ışıklarımı…..
Dağlar kızı....
17 Haziran 2007

