<div class="bbWrapper"><b>Ynt: Tek Başıma Arabayla 76 Günde 3 Kıta 14 Ülke Overland 24500 Km</b><br />
<br />
<b>Jugurtha’dan başkent Tunus’a(Tunis), Afrika’ya ve Arap dünyasına veda.</b><br />
<br />
Jugurtha’daki ikinci günümde ovanın ortasında yükselen ve tepesi adeta masa gibi dümdüz aynı adlı tepeye tırmandım. Dağın neredeyse dimdik yükselen eteklerine kadar bozuk bir yol gidiyordu, kalanını patikaları kullanarak yaya tamamladım. <br />
<br />
Buradan ayrıldıktan sonra kuzeydeki Dougga antik kentine yöneldim. Tunus’da iklimden ötürü Türkiye’dekilerden daha iyi durumda kalmış Roma kentleri var, Dougga da bunlardan biri ve UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde. Zeytin ağaçları ve çimlerle kaplı tepelerde kurulu şehrin sokaklarında dolaştım. Tunus’a gelen yabancılar genelde paket turları tercih ediyorlar. O turlar da başkent ve sahil kesimindeki tarihi bölgeleri gezi programına alıyor. Dougga bu anlamda biraz sapa yerde, gittiğimde benden başka hiç ziyaretçi yoktu, o şartlarda dolaşıp fotoğraf çekmek ne güzeldir tahmin edersiniz.<br />
<br />
Dougga’dan sonra başkent Tunus’a yöneldim, şehrin girişine yakın yol ayrımında batıdaki Bizerte’ye yöneldim, burası Tunus Şehri’ne fazla uzak değil. Koloni döneminde önemli bir yerleşim yeriymiş, bölgede esen rutin ve kuvvetli rüzgarları görünce<br />
doğal liman yapısına sahip sahilinin kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Buraya varana dek muhtelif Tunus şehirleri geçtiğimden söyleyebilirim ki, Liman bölgesi dışında öyle aman aman albenisi yok Bizerte’nin. <br />
<br />
Bizerte’den ayrılıp Tunus Şehri’ne döndüm. Kent merkezinde kalacak yer bulup yerleştim, Seyahatin başından beri gecelediğim her açıdan en kötü oteldi, tek avantajı merkezde bulunmasıydı. Şehir, kendini Fransız zanneden Araplar olgusunun en iyi gözlemlenebileceği yer. Koloni döneminden kalma bulvarlar , meydanlar ve binalar mevcut. Oraya dek geçtiğim hiçbir Arap ülkesinde, kafe önlerindeki kaldırımlara konmuş masalara alkollü içki servisi yapıldığını görmemiştim, burada vardı. Yine Fransız havasında çok sayda kafede Tunuslular oturmuş elli kuruşa kahvelerini içip, ‘Biz çok elit yaşarız’ edasıyla etrafı süzüyorlardı. Dikkatimi çeken diğer şey de araç plakalarıydı. Özellikle Fransa’dan gelmiş, belli ki ikinci el araçların plakaları sökülmemiş ve Tunus plakaları, eski plakanın mavi zemin üzerindeki ‘F’ sembollerini kapatmayacak biçimde takılmış, bu durum tesadüfi değildir herhalde.<br />
<br />
Tunus Şehri’nde diğer bazı Arap kentlerindeki gibi özellikle gezilmesi gereken kısımlar ve yerlere rastlamadım, çok önemli bir müze, veya başyapıt değerinde bir cami ya da başka mimari yapı yok bence. Halep’den, Kahire’den geçip buralara gelmiş ruh halimle bunları söylediğimi dikkate almak gerek, elbette burası da eli yüzü düzgün ziyaret etmeye değer Arap kentlerinden.<br />
Medina denen tarihi çarşı bölgesi, diğer Arap çarşılarına nazaran çok ama çok dar sokaklara sahipti ve kalabalıktı. Geçitlerin genişliği bazen iki metreye kadar düşüyordu ve sürekli insan seli akıyordu. Avrupalı görüntünüz varsa esnaf sizi güleryüzle “Bonjur Mösyöööö, Sava Mösööö!” nidalarıyla karşılıyor. Karşılama Fransız usulü, alışveriş Arap usulü, aklınızdan çıkarmayın. Önce şişkin bir fiyat söyleniyor, beğenmeyip yürümeye başlarsanız “Peki sen ne kadar verirsin?” diye sesleniliyor arkadan.<br />
<br />
Tunus Şehri’nde geçen iki günden sonra Avrupa kıtasına geçmek üzere araştırma yapmanın vakti gelmişti. Bununla ilgili ön çalışmam yoktu, sadece İtalya’ya feribot kalktığını biliyordum. Önce bulvarlardaki acentelere sordum, araç nakilleriyle ilgili biletlerin limanda satıldığı söylendi. Limana vardığımda, İtalya’ya tam da karaya çıkmak istediğim şehir olan Sicilya’nın ucundaki Palermo’ya iki saat sonra feribot kalkacağını duyunca büyük sevinç yaşadım. Bu an toplamda üç aya yakın ve 24500 kilometre süren yolculuğumun en önemli kırılma noktasının başlangıcıydı. Eğer İtalya’ya sorunsuz ulaşırsam, geldiğim yollardan gerisingeri dönmeden, dairesel rotaya devam edip farklı ülkeler üzerinden Türkiye’ye ulaşabilecektim. Palermo’ya varacağım için güneyde Sicilya’nın ucundan kuzeyde Trieste’ye kadar İtalya’yı boydan boya geçebilecektim.<br />
Bilet alma sırasında karşılaştığım sempatik İtalyan gençlerle biraz sohbet edip aklıma ilk gelen konularda önümdeki yolla ilgili bilgi edinmeye çalıştım. Fazla zaman yoktu, hemen arabayla gümrük ve yükleme bölgesine geçtim. <br />
<br />
Yurtdışına seyahat edenler bilirler, bir ülkeden çıkış yapmadan önce, gideceğiniz ülkenin istediği evraklar tamam mı diye kontrol yapılır. Tunus’dan çıkarken, ‘kraldan çok kralcı’ gümrük memurlarının ilginç muamelelerine maruz kaldım. Pasaporta çıkış damgası vuran kişi sanırım beni biraz şüpheli gördü- üzerimdeki yeşil asker fanilasından mı etkilendi artık bilmiyorum- Schengen Vizesini göstererek “Bu vize gerçek mi?” diye sordu. “İtalya’nın İzmir Başkonsolosluğu’ndan teyidini alabilirsiniz” diye cevap verdim. Ardından Arap ülkelerinin bol miktarda giriş çıkış damgasının etkisinde kalıp, “ Neden bu rotadan İtalya’ya gidiyorsun, amacın nedir, ne iş yapıyorsun, asker misin?” gibi sorular sıraladı. “Asker değilim turistim, canım böyle istedi, kafama göre geziyorum, gemiden inmeden vizemi İtalyan yetkililer zaten kontrol edecek, eksik varsa ülkeye sokmazlar, Siz niye telaş ediyorsunuz, vatandaşlık numaramı vereyim Türkiye Büyükelçiliği’nden araştırın, buyurun arabayı da keyfinizce arayın.” mealinde biraz sert üslupla cevap verdim. Adam bana sinir oldu pasaportu başka görevliye verip karşıdaki binaya yolladı. Yarım saat kadar bekledim, geminin kalkmasına yirmi dakika kadar kalmıştı. Arabadan inip tekrar aynı adama yöneldim “ Feribotun kalkmasına az kaldı, eğer kaçırırsam başınız derde girebilir.” şeklinde diklendim, artık neyime güveniyorsam.. Pasaportu verdi, devam ettim. Bu kez geminin rampasında bekleyen görevli, “Dönüş biletin yok, seni alamayız.” dedi. “ Güzel kardeşim, ben İtalya tarafından gelip dönüş yapmıyorum, Tunus’a da dönmeyeceğim, pasaportta göreceğin üzere buraya karayoluyla diğer ülkeler üzerinden geldim ve İtalya üzerinden ülkeme döneceğim.” diyerek güç bela derdimi anlatabildim. Sonunda gemiye binebilmiştim. Onbir saat kadar sürecek çalkantılı yolculuğuma başladığımda o güne dek zamansızlıktan kapağını dahi açmadığım İtalya dokümanlarını inceleyip kendime kabaca yön tayin etmek üzere notlar almaya başladım.<br />
<br />
Arap ülkelerinde geçirdiğim iki aya yakın süre ve geçtiğim binlerce kilometre yoldan sonra daha yeni şeyler görmeden yaşadıklarımı özlemeye başlamıştım bile. Suriye’den başlayıp Tunus’da sonlanan Ortadoğu ve Afrika’nın Arap ülkelerindeki yolculuğum neticesinde, evet, “Allah Araplara akıl fikir versin.” cümlesini kurdum içimden. Bu asla bıkkınlık ve bezginlik duygusundan kaynaklanmadı, aksine Arap memleketlerinde geçirdiğim güzel günlerden sonra oralardaki insanların mevcut hayatlarından çok daha güzelini hak ettiklerini, ancak bu uğurda pek gayret göstermediklerini düşündüğüm içindi ..</div>