Ege Life'dan alıntıdır.
Cavid Sezen
Ege'de nerelere gidilir 09 05 2009
Altın kumsal Patara
Yazar Ege Life Haber Merkezi
Altın kumsal Patara
[attachment=1]
İnce kum tepecikleriyle çölü andıran ve göz alabildiğine uzayıp giden katıksız kumullar... Doğanın on beş bin yıllık sabrının eseri 18 kilometre uzunluğundaki kumsalın ilk sahipleriyse kaplumbağalar...
Dünyanın en güzel plajı seçilen Patara, adını, kumları altındaki Lykia uygarlığının başkentinden alıyor.
Apollon tanrının doğduğu yer olarak bilinen Patara, Lykia'nın en önemli ve en eski şehirlerinden birisidir. Hitit Kralı IV.Tudhaliya (M.Ö.1250-1220) Lukka seferi sırasında "Patar Dağı'nın karşısında adaklar ve armağanlar yaptım, steller diktim. Kutsal mekanlar inşa ettim" demiştir. Bundan da anlıyoruz ki Hitit Çağı'nda Patara, Patar adıyla vardı.
[attachment=2]
Patara, Xanthos vadisinde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemli kent olma özelliğini her çağda devam ettirmiştir. Yeni kazılar onun eski tarihini de ortaya çıkarması bakımından çok önemlidir. O nedenle de şimdilik şehrin tarihini M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarabiliyoruz. İskender'e kapılarını açarak yıkılmaktan kurtulan şehir, İskender'in ölümüyle M.Ö. 315'te Antigonos'ta ve M.Ö. 304'te Demetrios'un işgalinden kurtulamamıştır.
Daha sonra Mısır'daki Ptolemiaios, Philadelphos'un eline geçmiş, Mısır kralları döneminde ismi bir müddet Arsinoe olmuşsa da bu isim daha sonraları benimsenmemiş, Patara M.Ö. 190 yılında III. Antiokhos tarafından zaptedilmiştir. Livius'un M.Ö. II. Yüzyıla girerken yaşanan büyük Antiokhos dönemi olayları ile bağlantılı olarak Patara için söylediği "Caput gentis" deyimi, yani 'soyun başkenti' deyişi onu diğer kentlerin en başına yüceltir.
Lykia Birliği içindeki Pınara, Roma egemenliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen Patara, Roma valilerinin adli işlerini gördüğü bir merkez oluşu yanında Roma'nın doğu eyaletleriyle bağlantısını kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korumuştur.
[attachment=3]
Patara aynı zamanda Anadolu'dan Roma'ya nakledilen tahılların depolandığı ve saklandığı bir limandı. Onun için İmparator Hadrian zamanında Andriake de olduğu gibi burada da büyük bir hububat ambarı yaptırmıştır. Roma İmparatoru Hadrian karısı Sabine ile Patara'ya gelmiş, bir müddet burada dinlenmiştir. Roma İmparatorluk çağında Lykia ve Pamphylia eyaletinin başkenti olan Patara, Apollon'un önemli brk kehanet merkezi olarak da ün yapmıştır.
[attachment=4]
Eski yazarlar kışın burada, yazın Delos'ta kehanette bulunulduğunu kaydederler. Şehir Bizans döneminde de önemini devam ettirmiş, Hrıstiyanlar için önemli bir merkez olmuştur. Zira "Noel Baba" diye anılan Saint Nicholaos, Pataralıdır. Ayrıca St. Paul Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir. Böylece erken Hıristiyanlık döneminde bir Piskoposluk merkezi olmuştur.
İmparator Konstantin'in başkanlık ettiği M.S. 325'teki Nikaia konsülünde Lykia'nın tek imza yetkilisi din adamı Eudemos'un Patara Piskoposu oluşu kentin bu devirde gözde oluşunun kanıtıdır. Ne yazık ki bundan sonra Patara'da şanssızlıklar başlamış, tanrılar ve kutsal kişiler buraya yüz çevirmiş gibi 1600 m uzunluğunda ve 400 m genişliğindeki liman kumlarla dolmuştur. Böylece gemiler yanaşamamış, bu da Patara'nın yavaş yavaş önemini yitirmesine sebep olmuştur. Günden güne kumlarla örtülen Patara kumların altında uyuyan güzel olarak günümüze kadar gelmiştir.
[attachment=5]
Buzul Çağı'nın sonlarına doğru yüksek enlemlerdeki buzulların erimeye başlamasıyla deniz seviyesi yükselmiş. Daha sonraları üzerinde Eşen Ovası'nın oluşacağı tektonik kökenli çöküntü alanı, yükselen deniz sularıyla dolup körfeze dönüşmüş. Patara oluğu da koy halini almış. Deniz, altı bin yıl önce bugünkü seviyesine gelmiş.
İşte bu tarihten sonra Eşen Çayı, Toros Dağları'ndan topladığı alüvyonlarıyla körfezi doldurmaya başlıyor. Oluşan delta ovasının, kıyı çizgisi açık denize dayanınca dalgalar, alüvyonları işleyerek kil ve mili denizin dibine çökertiyor. İnce kumları da kıyıya atıyor. Kumsal böylece ortaya çıkıyor. Bu süreci batı rüzgarlarının kumları içerilere taşıyarak kumulları meydana getirmesi izliyor. Eşen Çayı'nın yığdığı alüvyonları eleyen dalgalar kumsalın zamanla güneydoğuya yayılmasına ve Patara Limanı ağzının 15. yüzyıldan itibaren kumlarla örtülmesine neden oluyor. Sonunda limanın denizle bağlantısı kesiliyor ve üzeri sazlarla kaplı bir bataklığa dönüşüyor. Gelecekte kumların güneydoğuya ilerlemesini sürdürerek Kalkan Koyu'nu da dolduracağı tahmin ediliyor.
Patara'ya gelirken yol üzerinde ayakta kalmış Lykia tipi Roma Devri mezar anıtları görülür. Ayrıca girişte kitabesine göre Roma'nın Lykia valisi Mettius tarafından 100 yıllarında yaptırılan üç gözlü zafer takı bizi karşılar. Bu tak aynı zamanda Patara'ya su getiren kanallar için de kullanılmıştır. Zafer takına gelmeden önce yolun alt kısmında eski limanın yerini alan göl kenarında görkemli, sağlam olarak günümüze gelebilmiş, anıt mezarlar görülür. Burada sular altında kalmış 12 x 9,10 metre ölçüsündeki üç nefli liman kilisesi bulunmaktadır. Zafer takının üzerindeki tepede ele geçen büyük bir Apollon başı, yerini bilmediğimiz Apollon Tapınağı'nın bu civarda olduğunu göstermektedir.
Hatta Apollon kehanet merkezi, Roma İmparatorluğu'nun ilk yıllarında zayıf düşmüş, Lykia'nın her yanına elini uzatan zengin Rhodiapolisli Opramoas burayı yeniden inşa ettirmiştir. Zeus ile Letoo'nun çocuğu olan Apollon tanrının doğum yeri olarak birçok yer gösterilirse de onun Patara'da doğduğu kabul edilir. Apollon bir Anadolu tanrısıdır. Homeros İlyadasında ondan ışıklı anlamına gelen "Phoibos" ve "ün salmış okçu Lykialı Apollon" diye söz eder. Bu nedenle Anadolulu tanrı kardeşi Artemis ile bir Anadolu kenti olan Troya'ya daima yardım etmişlerdir. Lykia, antik çağlarda ışık ülkesi anlamında kullanılmış, onun baş tanrısı Apollon da ışık soylu olarak algılanmıştır.
Zafer takının hemen yanında Roma Devri'ne ait bir lahit görülür. Lahdin batısında ise Hurmalık Hamamı'nın kalıntıları yer alır. Tabanı iri taşlar ve mozaikler ile süslü bu hamam yanındaki devasa bitkilerden dolayı Hurmalık Hamamı adıyla anılmış olup, Bizans Çağı'nda da kullanılmıştır. Bunun yüz metre ilerisinde son yıllardaki kazılarda ortaya çıkan 2.35 x 1.60 metre ebadında ve 5.50 metre yükseklikteki İmparator Cladius'un emriyle il genel valisi Quintus Veranius tarafından yaptırıldığı yol kılavuzu, Lykia şehirleri arasındaki mesafeyi göstermesi açısından son derece önemlidir. Bu, dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol levhasıdır.
Asfalt yoldan biraz yürüdüğümüzde yol kenarında bir kilise kalıntısına ulaşırız. Kilisenin eski taşlardan yararlanılarak yapıldığı duvar içlerindeki mimari parçalardan anlaşılmaktadır.
Bu kilisenin biraz ilerisinde uzun duvarların ortasında Marciana mezarı bulunur. Bu mezarın batı köşesinde ise Vespasianus Hamamı bulunmaktadır. İmparator Vespasianus (M.S.69-79) tarafından ayrılan parayla yapılan hamama bu nedenle Vespasianus Hamamı denmiştir. 105 x 48 metre ölçülerindeki hamam beş bölümlüdür. Hamamın içini görmek için üzerine çıkmak gerekmektedir. Hamamın yanından patikayı takip edersek Patara'nın mermer döşeli 12.5 metre genişlikteki Anadolu'nun en geniş ana caddesine ulaşır. Ana caddenin altında nitelikli bir kanalizasyon ağı bulunmaktadır. Birçok yollara açılan ana caddenin batı kısmındaki stoa yol boyunca devam etmektedir. Ana caddenin bugün bile bir kısmı çoğu kez sular altında kalmaktadır. Bu yolun doğusunda merkez hamamı, batısında ise yine küçük bir hamam kalıntısı bulunmaktadır.
Biraz ileri de Bizans kalesinin geniş duvarları ile karşılaşırız. Bu kalenin doğusunda muntazam taşlardan yapılmış Korinth Tapınağı M.S. II. yüzyıla ait olup kapısı 6.10 metre yüksekliktedir ve zengin mimari süslemelere sahiptir. İnantis planlı ve 13 x 11 metre ölçülerindeki tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir.
Bizans kalesinin batı ucunda ise bir Bizans kilisesi yer alır. Bu kiliseden sonra tiyatroyu görmek için geri dönelim. Bir yamacın eteğine kurulmuş olan tiyatro maalesef yarıya kadar kumla dolmuştur. Bu gün Akdeniz Üniversitesi adına yapılan kazılar sürmekte ve diğer yerler gibi tiyatro da temizlenmektedir. Sahnenin doğu tarafındaki kitabesinden M.S. 147'de Velia Procula'nın bu tiyatroyu yaptırdığı anlaşılmaktadır. Tiyatronun kuzey karşısında yer alan 43 x 29 metre ebadındaki yapı Anadolu'da bilinen en büyük yönetim yapısıdır (Ekklesiasterion). Tiyatronun arkasındaki tepede bir anıt mezar ile 8 metre derinlikte bir sarnıç yer almıştır. Kentin batısında geniş liman çanağının başladığı yükseltide yeniden ayağa kaldırılabilecek nitelikte bir deniz feneri görülmektedir.
Patara'nın bugün bataklık olan limanının batı yönündeki kısımda Hadrian zamanında yapılmış silo binası (Granarium) yer alır.
Hububat ambarı olarak kullanılan ve günümüze gayet sağlam bir şekilde gelebilen bu yapı 67 x 19 metre ebadında olup sekiz eşit bölümlüdür. Bunun yanında ayakta kalmış büyük bir tapınak mezar görülür. İri ve gösterişli taşlarla yapılan bu mezar eskiden çok görkemli olmalıdır. Bundan sonra köye kadar olan bölümde çeşitli büyüklükte mezar anıtları görülmektedir. Ayrıca gişenin karşısındaki tepede mezarlar bulunmaktadır. Eski liman bu gün bir göl haline gelmiş olup içindeki sazlıklar eski Patara'nın görkemini fısıldar gibidir.
İnanıyoruz ki Patara'da yapılan yeni kazılarda yeni buluntular ortaya çıkmaya devam edecek ve yıllarca uyuyan Patara hak ettiği üne kavuşacaktır.
Eşen çayının toplayıp getirdiği dere kumuyla dolan Patara, Antalya - Muğla il sınırının iki yanında bir yandan Kalkan'a bir yandan Yediburunlar'a dayanan 18 kilometrelik bu emsalsiz sahilde, ne bir kayalık kütle var, ne de ufak bir engebe. Ama bu durum sadece kıyı boyunca uzanan 50-60 metrelik bir genişlik için böyle. Düzlük bitince, akasyalarla birlikte 4-5 metrelik kum tepecikleri yükseliveriyor. Her yan kümbetlere benzeyen açık sarı tepeciklerle dolu.
Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikede olduğundan, bu gün Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin yayımladığı listede yer alıyor Patara. Akdeniz sahilinde Dalyan'dan sonra caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağanın da ender görüldüğü yerlerden biri.
Patara'da, gece kumsala çıkan carettaların yumurtlamaya fırsat bulamadan ürküp kaçmaması için akşam saatlerinden sabaha kadar plaja ve denize girmek yasaklanmış. Gece kaplumbağalara, gündüz insanlara ait kumsalda, özgürlüklerin zaman sınırı da eşitlenmiş oluyor. Denizin sınırdan otuz metre kadar içerilere bırakılan yumurtalara zarar verebileceğinden güneş şemsiyesi hep uyarı konusu. Kaplumbağaların yuvalarını kapatacak kum erozyonu ise bir diğer tehlike.
Köylülerin söylediğine göre kumul eskiden hareket edermiş. Rüzgar, bir yere yığdığı kumu ertesi gün dağıtıp başka yerlerde tepecikler oluştururmuş. Bu hareketlilik Eşen Ovası'ndaki tarım alanlarına sıçrayınca yeşil bir ablukaya alınıp durdurulmuş.
Okaliptüs ve Kıbrıs akasyasıydı bu ablukanın adı. Ağaç dikimi kırk yıl önce başlayıp bu güne değin aralıklarla devam ediyor. Kumuldaki dikim o denli yoğun oluyor ki, yapılan iş erozyon kontrolünden çıkıp orman oluşturmaya dönüşüyor. Kumulun topraklaşacağı anlamına geliyor bütün bunlar. Ama uzmanlara göre ormanın kumula zararı yalnız bununla kalmıyor, ağaçlandırmada kullanılan akasya ve okaliptüs gibi ortama yabancı türler yüzünden son derece hassas olan kumul-su dengesi bozuluyor, ortamın doğal bitki toplulukları bundan olumsuz şekilde etkileniyor; bu bitkilerde yaşam alanı bulan yüzlerce başka canlı da... Eşen Çayı ağzından Gelemiş köyü sınırı içindeki İnce Burun'a kadar olan kumul alanı ise kumulun ilerlemesini engellemek amacıyla yer yer kamıştan perdelerle hapsediliyor. Kumul da erozyonu önlemenin en doğal yolu kumulun doğal bitkilerini korumak oysa.
Bugün üzerinde bir ormanın yükseldiği kumullar, 90 kilometrekarelik Eşen Ovası'nın üçte birini kaplıyor. Ovanın mimarı ise üzerinde menderesler çizerek akan Ksanthos yani Eşen Çayı. Çay'ın geçmişi ve doğal değişim süreci on beş bin yıl önce başlıyor. Son Buzul Dönemi'nde sıcaklığın artmasıyla sular yükseliyor, Eşen Ovası'nın üzerinde oluştuğu çöküntü alanında bir kılcal damar gibi cılız kalmasına rağmen üzerine gelen koskoca Akdeniz'i yığdığı alüvyonlarla savuşturmaya çalışıyor Eşen Çayı. Denizin yükselişinin günümüzden altı bin yıl önce durmasıyla da dizginleri eline alıyor. Oluşturacağı ovanın harcı olan alüvyonlar körfezi doldurmaya, sular çekilmeye başlıyor. Körfezin ortasına uzanan deltasıyla içerilere hapsettiği sular, önce Ovagölü Lagünü'nü oluşturuyor sonra da onu bataklığa çeviriyor. Eşen Çayı, ovasının sınırını açık denize taşırken Akdeniz'le yenişemiyor. Son dört bin yıldır deniz, dalgalarıyla onun getirdiği alüvyonları işliyor; derinlikleri kil ve mili yutarken kıyıya yığmaya başladığı kum tanecikleriyle de bir kıyı oku ve alüvyon ovası, arada da bir lagün oluşturuyor. Denizin güçlü batı rüzgarları da kumları savurmaya devam ederek kumulu Eşen Ovası'nın içlerine yayıyor.
Akdeniz'in Patara'ya yönelen dalgalarının boyu çoğu vakit bir metreyi buluyor. Dalgalar denize girenlere soluk aldırmıyor. Metrelerce insan boyunu geçmeyen denizin, yinede insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahiline taşıyor.
Cavid Sezen
Ege'de nerelere gidilir 09 05 2009
Altın kumsal Patara
Yazar Ege Life Haber Merkezi
Altın kumsal Patara
[attachment=1]
İnce kum tepecikleriyle çölü andıran ve göz alabildiğine uzayıp giden katıksız kumullar... Doğanın on beş bin yıllık sabrının eseri 18 kilometre uzunluğundaki kumsalın ilk sahipleriyse kaplumbağalar...
Dünyanın en güzel plajı seçilen Patara, adını, kumları altındaki Lykia uygarlığının başkentinden alıyor.
Apollon tanrının doğduğu yer olarak bilinen Patara, Lykia'nın en önemli ve en eski şehirlerinden birisidir. Hitit Kralı IV.Tudhaliya (M.Ö.1250-1220) Lukka seferi sırasında "Patar Dağı'nın karşısında adaklar ve armağanlar yaptım, steller diktim. Kutsal mekanlar inşa ettim" demiştir. Bundan da anlıyoruz ki Hitit Çağı'nda Patara, Patar adıyla vardı.
[attachment=2]
Patara, Xanthos vadisinde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemli kent olma özelliğini her çağda devam ettirmiştir. Yeni kazılar onun eski tarihini de ortaya çıkarması bakımından çok önemlidir. O nedenle de şimdilik şehrin tarihini M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarabiliyoruz. İskender'e kapılarını açarak yıkılmaktan kurtulan şehir, İskender'in ölümüyle M.Ö. 315'te Antigonos'ta ve M.Ö. 304'te Demetrios'un işgalinden kurtulamamıştır.
Daha sonra Mısır'daki Ptolemiaios, Philadelphos'un eline geçmiş, Mısır kralları döneminde ismi bir müddet Arsinoe olmuşsa da bu isim daha sonraları benimsenmemiş, Patara M.Ö. 190 yılında III. Antiokhos tarafından zaptedilmiştir. Livius'un M.Ö. II. Yüzyıla girerken yaşanan büyük Antiokhos dönemi olayları ile bağlantılı olarak Patara için söylediği "Caput gentis" deyimi, yani 'soyun başkenti' deyişi onu diğer kentlerin en başına yüceltir.
Lykia Birliği içindeki Pınara, Roma egemenliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen Patara, Roma valilerinin adli işlerini gördüğü bir merkez oluşu yanında Roma'nın doğu eyaletleriyle bağlantısını kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korumuştur.
[attachment=3]
Patara aynı zamanda Anadolu'dan Roma'ya nakledilen tahılların depolandığı ve saklandığı bir limandı. Onun için İmparator Hadrian zamanında Andriake de olduğu gibi burada da büyük bir hububat ambarı yaptırmıştır. Roma İmparatoru Hadrian karısı Sabine ile Patara'ya gelmiş, bir müddet burada dinlenmiştir. Roma İmparatorluk çağında Lykia ve Pamphylia eyaletinin başkenti olan Patara, Apollon'un önemli brk kehanet merkezi olarak da ün yapmıştır.
[attachment=4]
Eski yazarlar kışın burada, yazın Delos'ta kehanette bulunulduğunu kaydederler. Şehir Bizans döneminde de önemini devam ettirmiş, Hrıstiyanlar için önemli bir merkez olmuştur. Zira "Noel Baba" diye anılan Saint Nicholaos, Pataralıdır. Ayrıca St. Paul Roma'ya gitmek için Patara'dan gemiye binmiştir. Böylece erken Hıristiyanlık döneminde bir Piskoposluk merkezi olmuştur.
İmparator Konstantin'in başkanlık ettiği M.S. 325'teki Nikaia konsülünde Lykia'nın tek imza yetkilisi din adamı Eudemos'un Patara Piskoposu oluşu kentin bu devirde gözde oluşunun kanıtıdır. Ne yazık ki bundan sonra Patara'da şanssızlıklar başlamış, tanrılar ve kutsal kişiler buraya yüz çevirmiş gibi 1600 m uzunluğunda ve 400 m genişliğindeki liman kumlarla dolmuştur. Böylece gemiler yanaşamamış, bu da Patara'nın yavaş yavaş önemini yitirmesine sebep olmuştur. Günden güne kumlarla örtülen Patara kumların altında uyuyan güzel olarak günümüze kadar gelmiştir.
[attachment=5]
Buzul Çağı'nın sonlarına doğru yüksek enlemlerdeki buzulların erimeye başlamasıyla deniz seviyesi yükselmiş. Daha sonraları üzerinde Eşen Ovası'nın oluşacağı tektonik kökenli çöküntü alanı, yükselen deniz sularıyla dolup körfeze dönüşmüş. Patara oluğu da koy halini almış. Deniz, altı bin yıl önce bugünkü seviyesine gelmiş.
İşte bu tarihten sonra Eşen Çayı, Toros Dağları'ndan topladığı alüvyonlarıyla körfezi doldurmaya başlıyor. Oluşan delta ovasının, kıyı çizgisi açık denize dayanınca dalgalar, alüvyonları işleyerek kil ve mili denizin dibine çökertiyor. İnce kumları da kıyıya atıyor. Kumsal böylece ortaya çıkıyor. Bu süreci batı rüzgarlarının kumları içerilere taşıyarak kumulları meydana getirmesi izliyor. Eşen Çayı'nın yığdığı alüvyonları eleyen dalgalar kumsalın zamanla güneydoğuya yayılmasına ve Patara Limanı ağzının 15. yüzyıldan itibaren kumlarla örtülmesine neden oluyor. Sonunda limanın denizle bağlantısı kesiliyor ve üzeri sazlarla kaplı bir bataklığa dönüşüyor. Gelecekte kumların güneydoğuya ilerlemesini sürdürerek Kalkan Koyu'nu da dolduracağı tahmin ediliyor.
Patara'ya gelirken yol üzerinde ayakta kalmış Lykia tipi Roma Devri mezar anıtları görülür. Ayrıca girişte kitabesine göre Roma'nın Lykia valisi Mettius tarafından 100 yıllarında yaptırılan üç gözlü zafer takı bizi karşılar. Bu tak aynı zamanda Patara'ya su getiren kanallar için de kullanılmıştır. Zafer takına gelmeden önce yolun alt kısmında eski limanın yerini alan göl kenarında görkemli, sağlam olarak günümüze gelebilmiş, anıt mezarlar görülür. Burada sular altında kalmış 12 x 9,10 metre ölçüsündeki üç nefli liman kilisesi bulunmaktadır. Zafer takının üzerindeki tepede ele geçen büyük bir Apollon başı, yerini bilmediğimiz Apollon Tapınağı'nın bu civarda olduğunu göstermektedir.
Hatta Apollon kehanet merkezi, Roma İmparatorluğu'nun ilk yıllarında zayıf düşmüş, Lykia'nın her yanına elini uzatan zengin Rhodiapolisli Opramoas burayı yeniden inşa ettirmiştir. Zeus ile Letoo'nun çocuğu olan Apollon tanrının doğum yeri olarak birçok yer gösterilirse de onun Patara'da doğduğu kabul edilir. Apollon bir Anadolu tanrısıdır. Homeros İlyadasında ondan ışıklı anlamına gelen "Phoibos" ve "ün salmış okçu Lykialı Apollon" diye söz eder. Bu nedenle Anadolulu tanrı kardeşi Artemis ile bir Anadolu kenti olan Troya'ya daima yardım etmişlerdir. Lykia, antik çağlarda ışık ülkesi anlamında kullanılmış, onun baş tanrısı Apollon da ışık soylu olarak algılanmıştır.
Zafer takının hemen yanında Roma Devri'ne ait bir lahit görülür. Lahdin batısında ise Hurmalık Hamamı'nın kalıntıları yer alır. Tabanı iri taşlar ve mozaikler ile süslü bu hamam yanındaki devasa bitkilerden dolayı Hurmalık Hamamı adıyla anılmış olup, Bizans Çağı'nda da kullanılmıştır. Bunun yüz metre ilerisinde son yıllardaki kazılarda ortaya çıkan 2.35 x 1.60 metre ebadında ve 5.50 metre yükseklikteki İmparator Cladius'un emriyle il genel valisi Quintus Veranius tarafından yaptırıldığı yol kılavuzu, Lykia şehirleri arasındaki mesafeyi göstermesi açısından son derece önemlidir. Bu, dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol levhasıdır.
Asfalt yoldan biraz yürüdüğümüzde yol kenarında bir kilise kalıntısına ulaşırız. Kilisenin eski taşlardan yararlanılarak yapıldığı duvar içlerindeki mimari parçalardan anlaşılmaktadır.
Bu kilisenin biraz ilerisinde uzun duvarların ortasında Marciana mezarı bulunur. Bu mezarın batı köşesinde ise Vespasianus Hamamı bulunmaktadır. İmparator Vespasianus (M.S.69-79) tarafından ayrılan parayla yapılan hamama bu nedenle Vespasianus Hamamı denmiştir. 105 x 48 metre ölçülerindeki hamam beş bölümlüdür. Hamamın içini görmek için üzerine çıkmak gerekmektedir. Hamamın yanından patikayı takip edersek Patara'nın mermer döşeli 12.5 metre genişlikteki Anadolu'nun en geniş ana caddesine ulaşır. Ana caddenin altında nitelikli bir kanalizasyon ağı bulunmaktadır. Birçok yollara açılan ana caddenin batı kısmındaki stoa yol boyunca devam etmektedir. Ana caddenin bugün bile bir kısmı çoğu kez sular altında kalmaktadır. Bu yolun doğusunda merkez hamamı, batısında ise yine küçük bir hamam kalıntısı bulunmaktadır.
Biraz ileri de Bizans kalesinin geniş duvarları ile karşılaşırız. Bu kalenin doğusunda muntazam taşlardan yapılmış Korinth Tapınağı M.S. II. yüzyıla ait olup kapısı 6.10 metre yüksekliktedir ve zengin mimari süslemelere sahiptir. İnantis planlı ve 13 x 11 metre ölçülerindeki tapınağın kime ait olduğu bilinmemektedir.
Bizans kalesinin batı ucunda ise bir Bizans kilisesi yer alır. Bu kiliseden sonra tiyatroyu görmek için geri dönelim. Bir yamacın eteğine kurulmuş olan tiyatro maalesef yarıya kadar kumla dolmuştur. Bu gün Akdeniz Üniversitesi adına yapılan kazılar sürmekte ve diğer yerler gibi tiyatro da temizlenmektedir. Sahnenin doğu tarafındaki kitabesinden M.S. 147'de Velia Procula'nın bu tiyatroyu yaptırdığı anlaşılmaktadır. Tiyatronun kuzey karşısında yer alan 43 x 29 metre ebadındaki yapı Anadolu'da bilinen en büyük yönetim yapısıdır (Ekklesiasterion). Tiyatronun arkasındaki tepede bir anıt mezar ile 8 metre derinlikte bir sarnıç yer almıştır. Kentin batısında geniş liman çanağının başladığı yükseltide yeniden ayağa kaldırılabilecek nitelikte bir deniz feneri görülmektedir.
Patara'nın bugün bataklık olan limanının batı yönündeki kısımda Hadrian zamanında yapılmış silo binası (Granarium) yer alır.
Hububat ambarı olarak kullanılan ve günümüze gayet sağlam bir şekilde gelebilen bu yapı 67 x 19 metre ebadında olup sekiz eşit bölümlüdür. Bunun yanında ayakta kalmış büyük bir tapınak mezar görülür. İri ve gösterişli taşlarla yapılan bu mezar eskiden çok görkemli olmalıdır. Bundan sonra köye kadar olan bölümde çeşitli büyüklükte mezar anıtları görülmektedir. Ayrıca gişenin karşısındaki tepede mezarlar bulunmaktadır. Eski liman bu gün bir göl haline gelmiş olup içindeki sazlıklar eski Patara'nın görkemini fısıldar gibidir.
İnanıyoruz ki Patara'da yapılan yeni kazılarda yeni buluntular ortaya çıkmaya devam edecek ve yıllarca uyuyan Patara hak ettiği üne kavuşacaktır.
Eşen çayının toplayıp getirdiği dere kumuyla dolan Patara, Antalya - Muğla il sınırının iki yanında bir yandan Kalkan'a bir yandan Yediburunlar'a dayanan 18 kilometrelik bu emsalsiz sahilde, ne bir kayalık kütle var, ne de ufak bir engebe. Ama bu durum sadece kıyı boyunca uzanan 50-60 metrelik bir genişlik için böyle. Düzlük bitince, akasyalarla birlikte 4-5 metrelik kum tepecikleri yükseliveriyor. Her yan kümbetlere benzeyen açık sarı tepeciklerle dolu.
Bir zamanlar çakalların yemek listesinde olan caretta carettaların nesli tehlikede olduğundan, bu gün Dünya Doğayı Koruma Birliği'nin yayımladığı listede yer alıyor Patara. Akdeniz sahilinde Dalyan'dan sonra caretta carettaların ikinci önemli üreme alanı olan Patara sahilleri, nesli tükenmekte olan yeşil kaplumbağanın da ender görüldüğü yerlerden biri.
Patara'da, gece kumsala çıkan carettaların yumurtlamaya fırsat bulamadan ürküp kaçmaması için akşam saatlerinden sabaha kadar plaja ve denize girmek yasaklanmış. Gece kaplumbağalara, gündüz insanlara ait kumsalda, özgürlüklerin zaman sınırı da eşitlenmiş oluyor. Denizin sınırdan otuz metre kadar içerilere bırakılan yumurtalara zarar verebileceğinden güneş şemsiyesi hep uyarı konusu. Kaplumbağaların yuvalarını kapatacak kum erozyonu ise bir diğer tehlike.
Köylülerin söylediğine göre kumul eskiden hareket edermiş. Rüzgar, bir yere yığdığı kumu ertesi gün dağıtıp başka yerlerde tepecikler oluştururmuş. Bu hareketlilik Eşen Ovası'ndaki tarım alanlarına sıçrayınca yeşil bir ablukaya alınıp durdurulmuş.
Okaliptüs ve Kıbrıs akasyasıydı bu ablukanın adı. Ağaç dikimi kırk yıl önce başlayıp bu güne değin aralıklarla devam ediyor. Kumuldaki dikim o denli yoğun oluyor ki, yapılan iş erozyon kontrolünden çıkıp orman oluşturmaya dönüşüyor. Kumulun topraklaşacağı anlamına geliyor bütün bunlar. Ama uzmanlara göre ormanın kumula zararı yalnız bununla kalmıyor, ağaçlandırmada kullanılan akasya ve okaliptüs gibi ortama yabancı türler yüzünden son derece hassas olan kumul-su dengesi bozuluyor, ortamın doğal bitki toplulukları bundan olumsuz şekilde etkileniyor; bu bitkilerde yaşam alanı bulan yüzlerce başka canlı da... Eşen Çayı ağzından Gelemiş köyü sınırı içindeki İnce Burun'a kadar olan kumul alanı ise kumulun ilerlemesini engellemek amacıyla yer yer kamıştan perdelerle hapsediliyor. Kumul da erozyonu önlemenin en doğal yolu kumulun doğal bitkilerini korumak oysa.
Bugün üzerinde bir ormanın yükseldiği kumullar, 90 kilometrekarelik Eşen Ovası'nın üçte birini kaplıyor. Ovanın mimarı ise üzerinde menderesler çizerek akan Ksanthos yani Eşen Çayı. Çay'ın geçmişi ve doğal değişim süreci on beş bin yıl önce başlıyor. Son Buzul Dönemi'nde sıcaklığın artmasıyla sular yükseliyor, Eşen Ovası'nın üzerinde oluştuğu çöküntü alanında bir kılcal damar gibi cılız kalmasına rağmen üzerine gelen koskoca Akdeniz'i yığdığı alüvyonlarla savuşturmaya çalışıyor Eşen Çayı. Denizin yükselişinin günümüzden altı bin yıl önce durmasıyla da dizginleri eline alıyor. Oluşturacağı ovanın harcı olan alüvyonlar körfezi doldurmaya, sular çekilmeye başlıyor. Körfezin ortasına uzanan deltasıyla içerilere hapsettiği sular, önce Ovagölü Lagünü'nü oluşturuyor sonra da onu bataklığa çeviriyor. Eşen Çayı, ovasının sınırını açık denize taşırken Akdeniz'le yenişemiyor. Son dört bin yıldır deniz, dalgalarıyla onun getirdiği alüvyonları işliyor; derinlikleri kil ve mili yutarken kıyıya yığmaya başladığı kum tanecikleriyle de bir kıyı oku ve alüvyon ovası, arada da bir lagün oluşturuyor. Denizin güçlü batı rüzgarları da kumları savurmaya devam ederek kumulu Eşen Ovası'nın içlerine yayıyor.
Akdeniz'in Patara'ya yönelen dalgalarının boyu çoğu vakit bir metreyi buluyor. Dalgalar denize girenlere soluk aldırmıyor. Metrelerce insan boyunu geçmeyen denizin, yinede insanı aşan dalgalar yaratıyor olması, deniz severleri her yıl Patara sahiline taşıyor.

