SRDR34
Ana Kamp
- Mesajlar
- 40
- Tepkime Puanı
- 0
Bahar ayları yaklaşırken Nisan-Mayıs için bir gezi planı yapılıyorsa bana göre bu mevsimin kentleri hatta bu mevsimle kendini bütünleştiren kentler Barselona, Madrid, Marsilya ve Stockholm’dür…
Stockholm Avrupa’nın belki de dünyanın en güzel kenti… Kütük anlamına gelen Stock ile nehir veya göl üzerinde bulunan adacık anlamına gelen Holm’un birleşmesinden adını alan Stockholm gerçekten bir adalar ve göller ülkesi. Bunu hava yolunu kullanırken Stockholm’e yaklaşırken havadan çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz. Ya da benim gibi Stockholm’den Helsinki’ye yapacağınız cruise yolculuğunda irili ufaklı binlerce ada arasında ilerlerken kendiniz deneyimleyebilirsiniz.
Stockholm’den kalkan cruise gemileri bizim Boğaz’ı andıran su yollarında yaklaşık 5 saatlik seyirle yüzlerce ada, adacık ve fiyordların arasından kıyılara neredeyse teğet geçerek ilerleyip Baltık Denizi’ne çıkabiliyor. Stockholm’e indiğimde yaklaşık 30 derecelik hava sıcaklığıyla pırıl pırıl bir Stockholm günü karşıladı… Kötü hava beklerken güzel bir sürprizdi gerçekten. Ancak tek sürpriz bu değildi. Otele tam girerken birden bire korna çalarak ortaya çıkan otomobiller ve kamyonlardaki gençler daha ne olduğunu anlamadan bağrışarak kamyonlardan atlayarak caddede coşkuyla dans etmeye başladı. Ülkemizde herkesin panikle, şaşkınlıkla hatta belki de ters tepkiyle yaklaşacağı böylesi bir kutlamada gençlere kimse tepki göstermiyordu. Lise öğrencilerinin mezuniyet kutlamalarına denk gelmişti. Tek kutlama bu değildi… O gün yani 6 Haziran aynı zamanda İsveç Milli Günü’ydü. İsveç Kralı Carl Gustaf ve Kraliçe Silvia Renate Sommerlath ile Vastergötland Düşesi Prenses Victoria ve Halsingland ie Gastrikland Düşesi Prenses Madeline’in mini korteji otelimin yaklaşık 1 km ötesinden geçecekti. Otele eşyaları bırakır bırakmaz kortejin geçiş yapacağı caddeye doğru ilerlemeye başladım. 15 dakikalık yol bitmek bilmiyordu. Her yerde müzik yapan gruplar, eğlenen gençler yer alıyordu. Kaldırımda İnka müziği yaparak gerçekleştirdikleri danslı şovlarıyla CD’lerini satmaya çalışan Perulu bir grup, ilerisinde flüt ve kavallarıyla müzik yapan 2 Perulu İsveçliler’in gününe neşe ve eğlence katıyordu. Kortejin geçeceği yere geldiğimizde aldığımız özel izinle polislerin olduğu yere gidip korteji bekledim. Polisler derken bizdeki gibi polis ordusu değil 3 tane polis yer alıyordu. O da yolu kesmek amaçlı orada bulunuyordu. Yaklaşık 20 kraliyet atlı polisinin öncülüğünde kral ve kraliçenin bulunduğu atlı araba ile kızlarının yer aldığı ikinci bir atlı araba ardından da 2 tane güvenlik aracı önümüzden geçip gitti. Halkı selamlayan kral ve kraliçenin yer aldığı kortejin uzunluğu 50 belki 60 metreydi, geçiş süresi ise 2-3 dakika sürmüştü. Ne olduğunu bile tam anlayamadan başladığı gibi bitti. Ülkemizdeki törenlerden sonra şaşırmadım desem yalan olur. Yol kenarındaki kalabalığın çoğunluğunu ise turistler oluşturuyordu. Yaklaşık 1 km ilerleyip sahile vardığımda başka bir sürpriz bekliyordu; yeteneklerini göstermek isteyen aşçıların katıldığı yemek festivali… Herkes buradaki yemeklerden alabiliyordu. Tabii o kalabalıkta yemeklere ulaşabilirlerse. Sahnede ise 2 genç kız konser vererek ortama neşe katıyordu. Burada her ulustan insanı görmek mümkündü. Perulu, her yerde olduğu gibi Uzakdoğulu, Hindistanlı, Afrikalı.. Ve elbette çoğunluğu Konya Kululu olan Türkler. Ya da kendi deyimleriyle Kuluforniyalılar. Burada yaşayan ve çoğunluğu Konya Kululu olan Türkler, Kulu ile Kaliforniya’yı bağdaştırarak bizim haberimizin olmadığı ülkemize yeni bir ilçe kazandırmışlar.
Şaka bir yana Türk olduğumu öğrenen her İsveçli Kuluforniya’dan bahsediyordu. Hatta olmayan Kuluforniya’yı Türkiye’nin en büyük kenti zannediyordu…
Şehir Merkezi, Güney Stokholm ve Batı Stokholm olmak üzere gayri resmi 3 bölgeye ayrılan Stockholm 52 adadan oluşan bir şehir. Malaren Gölü takımadalarının Baltık Denizi ile birleştiği noktada; Riddarfjärden koyunda yer alan kent merkezi ise 14 ada üzerinde yer alıyor. Bu adaların her biri farklı bir güzelliğe ve tarihi dokuya ev sahipliği yapıyor. Gamlastan (old town-eski şehir)’daki araç trafiğine kapalı Vasterlangg Caddesi gece kulüpleriyle, dar sokaklarıyla, butik ve mağazalarıyla gezmesi son derece keyifli bir yer.
Bizim şansımıza yaklaşan Beyaz Geceler dolayısıyla gece yarısı olmasına rağmen hava hala İstanbul’daki akşamüstünün alacakaranlığındaydı…
Görülmesi gereken bir başka yer her yıl 10 Aralık’ta gerçekleştirilen Nobel Ödülleri’ne ev sahipliği yapan City Hall. Stockholm Belediye Meclisi’nin toplantılarına ev sahipliği yapan City Hall 1923 yılında tamamlanmış. 8 milyon tuğla kullanılarak inşa edilen City Hall’deki Golden Hall görkemli bir dekorasyonuyla göz kamaştırıyor. 18 milyon cam ve altın mozaik buranın duvarlarını süslüyor. Görkemli freskler baş döndürüyor.
Kentin en ilginç ve İskandinavya'nın en fazla ziyaret edilen müzelerinden olan Vasa ise adını 1628 yılında batan savaş gemisinden almış. İsveç donanmasının gururu olması için yapılan ama denize indirildikten birkaç dakika sonra 450 mürettebatıyla birlikte batan Vasa, 333 yılını Stockholm limanının derinliklerinde geçirdikten sonra, çok büyük paralar harcanarak çıkarılıp restore edilmiş.
Stockholm yakınında 10 tane kraliyet sarayı ve kale var. Bunlardan en büyüğü tam şehir merkezindeki Kungliga Slottet. Versay Sarayı'ndan etkilenerek 1622'de yaptırılan Drottningholm Sarayı ise kral ve ailesi orada bulunduğunda bile ziyaret edebiliyor. Sarayın salonlarından birinde bulunan ve 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'yı yöneten kişileri gösteren portrelerden biri Sultan Abdülmecid'e ait. Saray bünyesinde 1766 yılında yapılan tiyatro ise halen kullanılıyor ve dönemin müzik aletlerini çalan orkestra elemanları sizi zaman makinesinde bir yolculuğa götürüyor.
İsveçte’ki gezimizi bitirdikten sonra Stockholm’den Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye gitmek üzere Viking Line’ın cruise’una bindim. Yolculuk yaklaşık 17 saat sürmesine rağmen saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım. Yaklaşık 5 saatimiz adalar arasında ilerleyerek geçti. Ormanlarla kaplı adalarda yer alan renkli evlerin zaman zaman belki de 10 metre yakınından geçerek ilerlemek inanılmaz keyifli bir deneyimdi. Yolculuk yaptığımız Gabriella 2400 yolcu kapasiteli, 11 katlı bir cuise’du. 2000 kişiye aynı anda hizmet verebilen 8 adet restoranı, casinosu, gece kulübü, barları, konferans salonları, duty free’si ile adeta küçük bir kasabayı andırıyordu. Her gün Stockholm’den 16.45’de kalkan gemi Mariehamn’e uğradıktan sonra ertesi gün 09.45’de Helsinki’de oluyor. Alkollü içecekler İsveç’te oldukça pahalı olmasından dolayı (1 bira 10 Euro) İsveçliler ve özellikle gençler cruise’ların gümrüksüz içki satmasından ve dolayısıyla ucuz olmasından dolayı bu yolculuklara katılarak “yüzer bar”da eğleniyorlar. Alkollü içecekler pahalı ve ülkeye girişte alkol sokmak 1 şişeyle sınırlı. Alkol sadece şehrin belirli noktalarındaki mağazalarda satılıyor. Ve aldığınız içkiler de özel turuncu torbalara konularak size veriliyor. Yani bir çeşit afişe ediliyorsunuz sanırım… Alkol satışının bu denli kontrol altında tutulmasının nedeni ise intihar oranı en yüksek ülkelerden biri olmasıymış…
Biraz İsveç, biraz Rus ama bütünüyle Fin olan Helsinki, Stockholm’e göre daha az gelişmiş bir yer. Ve daha sakin, daha tenha... Ancak Finlandiya'nın nüfus bakımından en büyük şehri ve başkenti. Şehir Finlandiya'nın güneyinde Finlandiya Körfezi'nin kıyısında Baltık Denizi'nde yer alıyor. Finlandiya'nın geçiş yolu olan Helsinki işletme, finans, moda, tıp, eğlence, medya ve kültürde ülkenin can damarı
Finlandiya'nın yüzde bakımından gerçek rakamlarla en fazla yabancı nüfusa sahip olan Helsinki'de 130'dan fazla ulusun insanı oturuyor. Bu grubun büyük bir çoğunluğunu Rusya, Estonya, İsveç, Somali, Sırbistan, Çin, Irak ve Almanya vatandaşları oluşturuyor.
Senato Meydanı’ndaki Helsinki Katedrali görülmesi gereken yerler arasında ilk sırada yer alıyor. Senato Meydanı Neoklasik tarzın eşsiz bir örneği. Carl Ludvig Engel’in 1822-1852 yılları arasında tasarımlarını yaptığı Helsinki Katedrali, Hükümet Binası, Helsinki Üniversitesi, Finlandiya Ulusal Kütüphanesi meydana hakim binalar… 2012 yılında 160. kuruluş yılını kutlayacak olan Helsinki Katedrali ise Helsinki’nin en fotoğrafik yapısı…
Katajanokka bölgesinde yer alan Uspenski Rus Ortodoks Katedrali 1868 yılında yapılmış. Burası aynı zamanda Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks kilisesi. Finlandiya Parlamento binası, balık pazarı, Jean Sibelius anıtı görülecek diğer yerler arasında bulunuyor. Deniz kenarında Pohjoisesplanadi Caddesi ile deniz kıyısı arasında yer alan Market Meydanı’nda yer alan halk pazarında geleneksel el sanatları ürünlerinden çeşitli deniz ürünleri yemeklerine, meyve sebzeden renkli şallara ve kazaklara, av bıçaklarından ren geyiği postuna değin birçok çeşitte ürünü bulabilirsiniz. Burada yaklaşık 6 saat kadar zaman geçirdikten sonra gece çıkan fırtına yüzünden oldukça sallantılı da olsa son derece keyifli bir 17 saatlik cruise yolculuğunun ardından İstanbul uçağına binmek üzere Stockholm’e geri döndüm.
Stockholm Avrupa’nın belki de dünyanın en güzel kenti… Kütük anlamına gelen Stock ile nehir veya göl üzerinde bulunan adacık anlamına gelen Holm’un birleşmesinden adını alan Stockholm gerçekten bir adalar ve göller ülkesi. Bunu hava yolunu kullanırken Stockholm’e yaklaşırken havadan çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz. Ya da benim gibi Stockholm’den Helsinki’ye yapacağınız cruise yolculuğunda irili ufaklı binlerce ada arasında ilerlerken kendiniz deneyimleyebilirsiniz.
Stockholm’den kalkan cruise gemileri bizim Boğaz’ı andıran su yollarında yaklaşık 5 saatlik seyirle yüzlerce ada, adacık ve fiyordların arasından kıyılara neredeyse teğet geçerek ilerleyip Baltık Denizi’ne çıkabiliyor. Stockholm’e indiğimde yaklaşık 30 derecelik hava sıcaklığıyla pırıl pırıl bir Stockholm günü karşıladı… Kötü hava beklerken güzel bir sürprizdi gerçekten. Ancak tek sürpriz bu değildi. Otele tam girerken birden bire korna çalarak ortaya çıkan otomobiller ve kamyonlardaki gençler daha ne olduğunu anlamadan bağrışarak kamyonlardan atlayarak caddede coşkuyla dans etmeye başladı. Ülkemizde herkesin panikle, şaşkınlıkla hatta belki de ters tepkiyle yaklaşacağı böylesi bir kutlamada gençlere kimse tepki göstermiyordu. Lise öğrencilerinin mezuniyet kutlamalarına denk gelmişti. Tek kutlama bu değildi… O gün yani 6 Haziran aynı zamanda İsveç Milli Günü’ydü. İsveç Kralı Carl Gustaf ve Kraliçe Silvia Renate Sommerlath ile Vastergötland Düşesi Prenses Victoria ve Halsingland ie Gastrikland Düşesi Prenses Madeline’in mini korteji otelimin yaklaşık 1 km ötesinden geçecekti. Otele eşyaları bırakır bırakmaz kortejin geçiş yapacağı caddeye doğru ilerlemeye başladım. 15 dakikalık yol bitmek bilmiyordu. Her yerde müzik yapan gruplar, eğlenen gençler yer alıyordu. Kaldırımda İnka müziği yaparak gerçekleştirdikleri danslı şovlarıyla CD’lerini satmaya çalışan Perulu bir grup, ilerisinde flüt ve kavallarıyla müzik yapan 2 Perulu İsveçliler’in gününe neşe ve eğlence katıyordu. Kortejin geçeceği yere geldiğimizde aldığımız özel izinle polislerin olduğu yere gidip korteji bekledim. Polisler derken bizdeki gibi polis ordusu değil 3 tane polis yer alıyordu. O da yolu kesmek amaçlı orada bulunuyordu. Yaklaşık 20 kraliyet atlı polisinin öncülüğünde kral ve kraliçenin bulunduğu atlı araba ile kızlarının yer aldığı ikinci bir atlı araba ardından da 2 tane güvenlik aracı önümüzden geçip gitti. Halkı selamlayan kral ve kraliçenin yer aldığı kortejin uzunluğu 50 belki 60 metreydi, geçiş süresi ise 2-3 dakika sürmüştü. Ne olduğunu bile tam anlayamadan başladığı gibi bitti. Ülkemizdeki törenlerden sonra şaşırmadım desem yalan olur. Yol kenarındaki kalabalığın çoğunluğunu ise turistler oluşturuyordu. Yaklaşık 1 km ilerleyip sahile vardığımda başka bir sürpriz bekliyordu; yeteneklerini göstermek isteyen aşçıların katıldığı yemek festivali… Herkes buradaki yemeklerden alabiliyordu. Tabii o kalabalıkta yemeklere ulaşabilirlerse. Sahnede ise 2 genç kız konser vererek ortama neşe katıyordu. Burada her ulustan insanı görmek mümkündü. Perulu, her yerde olduğu gibi Uzakdoğulu, Hindistanlı, Afrikalı.. Ve elbette çoğunluğu Konya Kululu olan Türkler. Ya da kendi deyimleriyle Kuluforniyalılar. Burada yaşayan ve çoğunluğu Konya Kululu olan Türkler, Kulu ile Kaliforniya’yı bağdaştırarak bizim haberimizin olmadığı ülkemize yeni bir ilçe kazandırmışlar.
Şehir Merkezi, Güney Stokholm ve Batı Stokholm olmak üzere gayri resmi 3 bölgeye ayrılan Stockholm 52 adadan oluşan bir şehir. Malaren Gölü takımadalarının Baltık Denizi ile birleştiği noktada; Riddarfjärden koyunda yer alan kent merkezi ise 14 ada üzerinde yer alıyor. Bu adaların her biri farklı bir güzelliğe ve tarihi dokuya ev sahipliği yapıyor. Gamlastan (old town-eski şehir)’daki araç trafiğine kapalı Vasterlangg Caddesi gece kulüpleriyle, dar sokaklarıyla, butik ve mağazalarıyla gezmesi son derece keyifli bir yer.
Bizim şansımıza yaklaşan Beyaz Geceler dolayısıyla gece yarısı olmasına rağmen hava hala İstanbul’daki akşamüstünün alacakaranlığındaydı…
Görülmesi gereken bir başka yer her yıl 10 Aralık’ta gerçekleştirilen Nobel Ödülleri’ne ev sahipliği yapan City Hall. Stockholm Belediye Meclisi’nin toplantılarına ev sahipliği yapan City Hall 1923 yılında tamamlanmış. 8 milyon tuğla kullanılarak inşa edilen City Hall’deki Golden Hall görkemli bir dekorasyonuyla göz kamaştırıyor. 18 milyon cam ve altın mozaik buranın duvarlarını süslüyor. Görkemli freskler baş döndürüyor.
Kentin en ilginç ve İskandinavya'nın en fazla ziyaret edilen müzelerinden olan Vasa ise adını 1628 yılında batan savaş gemisinden almış. İsveç donanmasının gururu olması için yapılan ama denize indirildikten birkaç dakika sonra 450 mürettebatıyla birlikte batan Vasa, 333 yılını Stockholm limanının derinliklerinde geçirdikten sonra, çok büyük paralar harcanarak çıkarılıp restore edilmiş.
Stockholm yakınında 10 tane kraliyet sarayı ve kale var. Bunlardan en büyüğü tam şehir merkezindeki Kungliga Slottet. Versay Sarayı'ndan etkilenerek 1622'de yaptırılan Drottningholm Sarayı ise kral ve ailesi orada bulunduğunda bile ziyaret edebiliyor. Sarayın salonlarından birinde bulunan ve 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa'yı yöneten kişileri gösteren portrelerden biri Sultan Abdülmecid'e ait. Saray bünyesinde 1766 yılında yapılan tiyatro ise halen kullanılıyor ve dönemin müzik aletlerini çalan orkestra elemanları sizi zaman makinesinde bir yolculuğa götürüyor.
İsveçte’ki gezimizi bitirdikten sonra Stockholm’den Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye gitmek üzere Viking Line’ın cruise’una bindim. Yolculuk yaklaşık 17 saat sürmesine rağmen saatlerin nasıl geçtiğini anlamadım. Yaklaşık 5 saatimiz adalar arasında ilerleyerek geçti. Ormanlarla kaplı adalarda yer alan renkli evlerin zaman zaman belki de 10 metre yakınından geçerek ilerlemek inanılmaz keyifli bir deneyimdi. Yolculuk yaptığımız Gabriella 2400 yolcu kapasiteli, 11 katlı bir cuise’du. 2000 kişiye aynı anda hizmet verebilen 8 adet restoranı, casinosu, gece kulübü, barları, konferans salonları, duty free’si ile adeta küçük bir kasabayı andırıyordu. Her gün Stockholm’den 16.45’de kalkan gemi Mariehamn’e uğradıktan sonra ertesi gün 09.45’de Helsinki’de oluyor. Alkollü içecekler İsveç’te oldukça pahalı olmasından dolayı (1 bira 10 Euro) İsveçliler ve özellikle gençler cruise’ların gümrüksüz içki satmasından ve dolayısıyla ucuz olmasından dolayı bu yolculuklara katılarak “yüzer bar”da eğleniyorlar. Alkollü içecekler pahalı ve ülkeye girişte alkol sokmak 1 şişeyle sınırlı. Alkol sadece şehrin belirli noktalarındaki mağazalarda satılıyor. Ve aldığınız içkiler de özel turuncu torbalara konularak size veriliyor. Yani bir çeşit afişe ediliyorsunuz sanırım… Alkol satışının bu denli kontrol altında tutulmasının nedeni ise intihar oranı en yüksek ülkelerden biri olmasıymış…
Biraz İsveç, biraz Rus ama bütünüyle Fin olan Helsinki, Stockholm’e göre daha az gelişmiş bir yer. Ve daha sakin, daha tenha... Ancak Finlandiya'nın nüfus bakımından en büyük şehri ve başkenti. Şehir Finlandiya'nın güneyinde Finlandiya Körfezi'nin kıyısında Baltık Denizi'nde yer alıyor. Finlandiya'nın geçiş yolu olan Helsinki işletme, finans, moda, tıp, eğlence, medya ve kültürde ülkenin can damarı
Finlandiya'nın yüzde bakımından gerçek rakamlarla en fazla yabancı nüfusa sahip olan Helsinki'de 130'dan fazla ulusun insanı oturuyor. Bu grubun büyük bir çoğunluğunu Rusya, Estonya, İsveç, Somali, Sırbistan, Çin, Irak ve Almanya vatandaşları oluşturuyor.
Senato Meydanı’ndaki Helsinki Katedrali görülmesi gereken yerler arasında ilk sırada yer alıyor. Senato Meydanı Neoklasik tarzın eşsiz bir örneği. Carl Ludvig Engel’in 1822-1852 yılları arasında tasarımlarını yaptığı Helsinki Katedrali, Hükümet Binası, Helsinki Üniversitesi, Finlandiya Ulusal Kütüphanesi meydana hakim binalar… 2012 yılında 160. kuruluş yılını kutlayacak olan Helsinki Katedrali ise Helsinki’nin en fotoğrafik yapısı…
Katajanokka bölgesinde yer alan Uspenski Rus Ortodoks Katedrali 1868 yılında yapılmış. Burası aynı zamanda Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks kilisesi. Finlandiya Parlamento binası, balık pazarı, Jean Sibelius anıtı görülecek diğer yerler arasında bulunuyor. Deniz kenarında Pohjoisesplanadi Caddesi ile deniz kıyısı arasında yer alan Market Meydanı’nda yer alan halk pazarında geleneksel el sanatları ürünlerinden çeşitli deniz ürünleri yemeklerine, meyve sebzeden renkli şallara ve kazaklara, av bıçaklarından ren geyiği postuna değin birçok çeşitte ürünü bulabilirsiniz. Burada yaklaşık 6 saat kadar zaman geçirdikten sonra gece çıkan fırtına yüzünden oldukça sallantılı da olsa son derece keyifli bir 17 saatlik cruise yolculuğunun ardından İstanbul uçağına binmek üzere Stockholm’e geri döndüm.

