Fiji

  • Konuyu Başlatan: Konuyu başlatan maxmajestic Tarih:
  • Başlangıç tarihi Yazılan Cevaplar:
  • Cevaplar 2
  • Okunma Sayısı: Görüntüleme 2,351

maxmajestic

Ana Kamp
Mesajlar
27
Tepkime Puanı
0
Yer
World
Web
yoldaolmak.com
Fiji’ye varış
30 Mart 2011

Yeni Zelanda'nın Auckland şehrinden 3,5 saatlik uçuştan sonra Nadi havalimanına indim. Pasaport kontrolüne geçişten önce, bizi Fiji yerel kıyafetleri içerisinde, güler yüzleriyle bir müzik grubu şarkılarla karşıladı. Diğer ada ülkeleri gibi Fiji’de ülkeye girişte yiyecek, meyve, tohum ve benzeri şeyleri bagaj ve beyanlarla kontrol ediyor, ancak Yeni Zelanda’nın girişindeki gibi özel teknolojiler ve köpek yoktu. Doğrusu x-ray cihazı dışında hiç kontrol yoktu. Çantamdaki bir elmayı çıkarıp görevliye gösterince, üzerinde “karantinalı yiyecekler” yazan kutuya atmamı işaret etti.

Fiji%252520011.JPG


Pasaport kontrolünde 90 günlük Fiji vizemi alıp çıkışa geçtiğimde üzerinde ismim yazılı kağıtla beni Jit adında Fijili taksi sürücüsü karşıladı. 1960 model Toyota’sı ile Viseisei köyüne doğru yola çıktık. Yol çalışmaları dolayısı ile bir süre yolda beklemek zorunda kaldık. Doğrusu yol bana Türkiye’nin çok eski yollarını anımsattı. Malezya Eximbank’ın desteğiyle yol yenileme çalışmaları sürüyordu ancak yapılmış yollar bile vasatın altında kalıyordu. Yol ve çevresinin doğası göz kamaştırıcı, ormanlarla kaplı dağlar, tepeler ve şeker kamışı bahçeleri sizi karşılıyor.


Day 269, FJ:1, Nadi, 30 Mart 2011, Çarşamba
www.yoldaolmak.com
 

Etiketler
Viseisei Village’de ilk gün

Viseisei Village’de ilk gün
30 Mart 2011

15 dakikalık bir yolculuktan sonra kalacağım köye vardık. Yolda indiğimde beni Niko karşıladı. Sırt çantamı alıp içeri geçtiğimizde eşi Ana güleryüzüyle “Bula” diyerek selamladı. Nikoların evi 3 bölümden oluşuyor. Girişteki ilk bölüm buzdolabı, küçük tv ve eski bir koltuk takımı ve yer minderlerinden oluşuyor. Girişin solunda mutfak, banyo ve tuvalet,
sağında da benim kalacağım küçük oda bulunuyor. Benim odanın hemen bitişindeki küçücük bölümde ise 4 ranza var. Bu evde yaklaşık 5 torun, 2 kızı, eşi ve kız kardeşi ile birlikte 11 kişinin yaşadığını söyledi. Ben bu satırları odama çekilip yazarken onlar şu anda bazıları ranzalı odada bazıları salona serilmiş minderlerde bir yandan konuşarak bir yandan uyuyorlar ve arada gülüşmeler…

Sivrisinekler rahat vermiyor yazmama, Auckland’da o kadar da aklımda olmasına rağmen sinek kovucu bir şeyler almadığıma kaçıncı defadır hayıflanıyorum. Rahat bir uyku uyuyabileceğimi sanmıyorum. Dışarıda köpek seslerine odamın tavanındaki kertenkele benzeri lizardın hafiften kurbağa vıraklamasına benzeyen sesler karışıyor. Saat 23:00 olmak üzere. Genelde bu saatler uyuyorlar ancak Kava içtikleri geceler bu bazen sabahın ilk ışıklarını bulabiliyormuş.

Kava Seremonisi

Misafirlerine Kava seremonisi ile hoş geldin diyorlar. Eve geldiğimizde eşyaları odaya koyduktan sonra oturma odasında yere oturdum. Niko’nun hemen karşısına. Niko ince toz şeklinde olup küçücük kese kağıtlarından birini aldı ve özel hazırlanmış büyükçe kaseye bir miktar suyla koydu ve içerisine bir bez atarak o tozu suda eritti. Küçük bezi çamaşır gibi kasenin içerisinde yıkıyormuş gibi hazırladı. Rengi bulanık çamur gibi.

Viseisei%252520Village.JPG


Kavayı ikram eden kişi size bir kase uzatıyor önce siz elinizi bir defa çırpıp Bula diyorsunuz, iki elinizle kavradığınız size uzatılmış siyah renkte kava kasesini alıp Bula diyerek bir defada içiyorsunuz. Size seremoniyi hazırlayan aile 3 defa ellerini çırparak bula diyor. Tadı da çamura benziyor, anca yumuşak bir içimi var ver içtikten sonra ağızda uyuşukluk yapıyor.

Belçika’dan Eli

Biz kavalarımızı içerken içeriye Eli geldi, tanıştık. Kendisi 25 yaşında Belçikalı ve 2 haftadır Fiji’deymiş. Fiona Nadi’de

alışveriş yaparken Eli’yi görünce, onun backpacker olduğunu tahmin ediyor ve sohbete başlıyorlar, Eli’nin de Couchsurfer olduğunu anlayınca onu evine davet ediyor. Kendisi geçen 2010 Kasım ayından beri seyahatte. Yolculuğuna Avustralya’dan başlamış. Birer hafta Sydney ve Melbourne’de kaldıktan sonra, bu şehirlerin Avrupa’daki şehirlerden farkı olmadığını düşünüp kendisini Tazmanya Adasına atmış ve orada 3 ay kalmış. Sonraki durağı Endonezya ve orada 3 ay kalacakmış.

Günbatımı ve Deniz

Fiji Life, köy hayatı ve Niko ve Ana’nın ailesi hakkındaki sohbetler uzadıkça uzadı. Ben

dışarıda muhteşem görünen gün batımını fark edince fotoğraf makinesini kaptığım gibi kendimi bahçeye attım. Fi’nin köpeği CS’de bana eşlik etti. İnanılmaz şahane manzara vardı, kokonat ve papaya ağaçlarının arkasından kızıl bir gökyüzü görünüyordu. Ayaklarım ıslak çimlere gömülerek sahile doğru yürümeye başladım. Kulağıma şarkılar çalındı, yolun üzerinde bir kilise vardı ve içeride dini şarkıları söyleyen, çoğu gençlerden oluşan bir grup vardı. Dışarıdaki çocukların ver kilisenin fotoğraflarını çektikten sonra hızlı adımlarla kendimi sahile attım.

Aklıma ilk gelen şey “insan burada ölmek ister” oldu. Göz kamaştırıcı doğal bir manzara, sahil doğal, köy tamamen doğal, insanlar doğal… Yapaylıktan uzak bir anı yaşamanın keyfi büyüleyiciydi. Yine duyduğum seslere yönelince küçük tepenin arkasında suyun içerisinde futbol oynayan eğlenen, güle, güreşen, kavgalar eden ama eğlenen çocuklarla karşılaştım. Hepsi bana dönüp Bula! diye seslendiler. Çocuklara el sallarken ve ayağımın altında kaçan kurbağalara basmamaya çalışarak fotoğraflar çekmeye başladım. Fi’nin köpeği CS ile eve doğru yürürken içimden cennet bu olmalı diye düşündüm.

Viseisei%252520Village-17.JPG


Viseisei%252520Village-106.JPG


Viseisei%252520Village-11.JPG


Fi’nin Evinde

Fi ve Eli tavuk yemeği hazırlıyorlardı. Evinin ön tarafındaki avlusunda oturduk. Sineklerle ilk tanışmam orada oldu. Sprey almadığıma ilk pişman olduğum andı. Sinekten rahatsız olduğumu görünce içeriden bir şeyler getirdi Fi. Yakıp yanıma koydu tütsüyü. Sinekleri uzaklaştırdığını söylüyordu, işe yarıyordu ama yeteri kadar da etkili değildi. Olsun, kimin umurunda. Eli ile birlikte içerideki haritaya kendi toplu iğnelerimizi batırdık. Fi’nin Türkiye’den ikinci misafiriydim. Ben İzmir’i bulup kolayca kırmızı renkli iğnemi yerleştirirken Eli bir hayli zorlandı, zira Avrupa’dan çok sayıda misafir olan Fi’nin misafir haritasında, o kadar iğne içerisinde küçücük Belçika’yı bulup iğnesini yerleştirmekte zorlandı. 200’den fazla misafiri olmuş Fi’nin ve Kuzey Amerika misafirleri çoğunluktaydı. Bir saatir sohbet dalmıştık ki Kalesi beni akşam yemeğine çağırdı. Niko ve Ana’nın evine geçtiğimde bir kocaman tabak pirinç ve bezelye ve havuçla birlikte sotelenmiş et yemeği vardı ve yanında da meyve suyu. Çok yağlıydı ama gayet de lezzetliydi.

Aile Seremonisi

Akşam yemeği ile birlikte dua seremonisi yapıyorlar. İncili açıp birlikte dualar okuyup kilise grupları gibi şarkılarını söylüyorlar. Yaklaşık yarım saat sürüyor. Otoroup dinledim, kulağa hoş geliyor.

Niko nerede oturursa eşi dışında geri kalan aile onun gerisine oturdu, bense Niko’nun çaprazına. Saygıdan karşı karşıya oturamazlarmış. Yemek sonrası bir yandan kavalarımızı içerken bana hem Fiji dilinde temel selamlamaları öğrettiler hem de bir çok farklı konuda sohbetler ettik. Bazen aksanlarını anlamakta zorluk çektiğimde tekrar tekrar sordum. Good Kuzen ve Bad Kuzen’in ne olduğunu anlattılar. Bad kuzenler rahat rahat birbirleriyle konuşurken Good kuzenler karşı karşıya gelemezlermiş saygıdan.

nlwHLkQi8qz_HSZ77pN4BIuxDrthAW36eahlme70Od4


VmsBXYxrJU35Fyx4KKCYZ4uxDrthAW36eahlme70Od4


Viseisei%252520Village-40.JPG

Niko’nun oğlu geldi yanıma oturdu, babasının sol çaprazına. Bana şu an evde ben misafir olduğumdan böyle babasının sonrasına ve benim yanıma oturabildiğini söyledi. Normalde onun yeri de babasının gerisi. Kendisi 2 yıldır 5 yıldızlı bir resortta çalışıyor. Bir kızı olan Niko’nun oğlu, arada gelip tanışıp, adımı ve ülkeyi sorduktan sonra giden diğer kuzenlere göre oldukça kibar, saygılı ve hoş sohbet. Türkiye’denim diyince önce uzun uzun düşünüyorlar ve nerede olduğunu anlamaya çalışıyorlar.

Hepsi çok mutlu görünüyorlar. Sadece elektrik ve su için para ödüyorlar. Şeker, tuz ve pirinç dışında da dışarıdan satın aldıkları pek bir şey yokmuş. Kendilerine ait çiftçilik yaptıkları, kendi sebze ve meyvelerini yetiştirdikleri bir bahçeleri varmış. Haftada birkaç defa da balığa gidiyorlarmış. “Lazy and Easy Life” diye tanımlıyorlar Fiji hayatını. Çalışmaya ihtiyacımız yok gayet de mutluyuz diyorlar. Doğrusu da öyleler.

Sineklerden rahat yok, yazarken bile işkence görüyorum sanki. Bilgisayarı kapadım ve telefonumdan bazı şarkılar ayarladım ve uzandım yatağıma, oldukça yorgunum. İçerisi ne sıcak ne serin, perdeleri kapadığımdan esinti az. Sineklerden rahat yok, çarşafın altına giriyorum, sıcak. Oturma odasına sohbetler, gülüşmeler devam ediyor. Arada uyudum uyandım ve sonrasında uyumam çok zor oldu. İçerideki seslere horlamalar karışırken, sohbetleri ve gülüşmeleri sanırım birkaç saat daha sürmüş olmalı.


Day 269, FJ:1, Viseisei Village, 30 Mart 2011, Çarşamba
www.yoldaolmak.com
 

Viseisei Village’de ikinci gün ve ilk Fiji sabahı

Viseisei Village’de ikinci gün ve ilk Fiji sabahı
31 Mart 2011

Sabahın ilk ışıklarında çocukların ve Niko’nun sesi ile saat 06:40 gibi uyandım. İçerisinde patatese benzeyen, haşlanmış ve köri sosuyla pişirilmiş “The Breadfruit Trees” meyvesi olan gözleme ve çay ile kahvaltımı yaptım. Ağaçta yetişen ve tadı patatese benzeyen bu meyvenin Fiji mutfağında önemli bir yeri var.

Sabah okula gitmek için kıyafetlerini değiştiren çocuklar odada çıplak dolaşıyor. Üstte kısa kollu beyaz gömlek, altlarına ise bellerine sardıkları gri renkte peştemal-etek tarzı okul kıyafetleri var. Niko’nun büyük oğlundan olan 3 torunu ve aynı evde kalan diğer oğlunun küçük kızı ile birlikte okula doğru yürüdük. Gece yağmurdan dolayı her yer ıslak ve nemli, ağaçların yapraklarındaki yağmur sularına yansıyan güneş ışığı nedeniyle her yer ışıldıyor.

Niko hemen evlerinin karşısındaki Hırıstiyan Okulunu gösterdi, ülkede bu okullardan çok sayıda bulunuyormuş. Tepedeki okula vardığımızda inanılmaz manzara ile karşılaşıyorum. Tepenin üzerine yapılmış okul, kokonat ağaçları arkasında uzanan masmavi denizi ve üzerine serpilmiş ada ve adacıkları görüyor. Kıvırcık sık saçlarıyla okula doğru gelen öğrencilerin kız mı erkek mi olduğunu ayırtetmek zor. Kız ve erkek öğrencilerin okul kıyafetleri aynı.


Viseisei%252520Village-51.JPG


Viseisei%252520Village-62.JPG


-TGvYiSOSw_F-YYLw273WYuxDrthAW36eahlme70Od4


Fijian Scholo Ring Bell and School Kids

Saçlarını kısacık kestirmiş çokça Fijiliyi görebilmek mümkün. Kadınlar da erkekler de saçlarını kısacık kestirebildigi gibi, bellerine doladıkları aynı kıyafetten giyinebiliyorlar. Bu durumda cinsiyetlerini ayırt etmek ise gerçekten zor. Hatta bazı kadınlarda hatırı sayılır bıyık görebilmeniz mümkün, benim evinde kaldığım Ana
da olduğu gibi.

Okulda, koşuşturmaca ve şamata pek yok, ancak yüzlerine baktığınızda çocukların nerdeyse hepsinin yüzünde güler yüzü ve mutluluğu görebiliyorsunuz. Beni gören her öğrenci “Bula!” diyerek selam veriyordu. Okulda tamamen İngilizce eğitim veriliyor. Öğretmenleri hemen okulun yanındaki evlerde kalıyorlar. Sabah 8′de dersleri başlayıp 3′te bitiyor. Her öğrencinin çantasında, öğle yemeğinin bulunduğu konteynır var.

Fiji Time

Çocukları okula bıraktıktan sonra Niko ile eve doğru yürürken, sokakta renkli kıyafetleriyle birbirleri ile ayak üstü sohbet eden köy halkını görmek mümkün. Eve vardığımızda, Ana ve Fi yolun kenarındaki bank niyetine kullanılan kütüğün üzerinde

oturuyorlardı. Saat henüz sabah 8. Ben de yanlarına geçip konuşmaya başladığımızda Ana, Fiji halkının çok tembel olduğunu anlatmaya başladı. Gece bazen geç saatlere kadar kava içtiklerini, sohbet edip, gülüp eğlenip geç uyuduklarını, sonrasında sabah çocukları okula gönderdikten sonra yine uyuduklarını anlattı. Uyumayıp da napacağız ki diyor. Böylesi hayatın daha güzel olduğunu, evin kendilerinin olduğunu ve elektrik, su ve şeker, tuz ve bazı temel mutfak masrafları dışında paraya ihtiyaçlarının olmadığını anlattı. Eve gidip yine uymamı tavsiye etti. Eve geçtiğimizde diğer ev haklı hala uyuyordu.

Viseisei%252520Village-77.JPG


Fiji Gezisi Planlaması

Odama geçip telefonumdan Lao ve Endonezya ile ilgili podcastleri 2 saat kadar dinledikten sonra Fi’nin evine geçtim. Eli ve Fi salonda oturuyorlardı, Kanadalı Jen ise hala uyuyordu. Fiona ile planlamalarımı yapmaya başladık. Kendisine ait seyahat acentesi kurmuş olan Fi, Couchsurfing üzerinden misafirleri geldikçe onlara seyahat programları yapıp gerekli rezervasyonları hallediyor ve karşılığında acente firmalarından %30 civarında komisyon alıyor. Gayet kolay, basit, karlı ve akıllıca. Gelen misafirlerine bedava konaklama ve yemek imkanı sağlıyor. Gerçek bir Fiji köy hayatını görme ve keşfetme imkanı bulduğunuz gibi aynı zamanda tüm gezi organizasyonunuzu ilk elden gerçekçi bilgilerle ayarlayabiliyorsunuz. Öyle pahallı olanları satayım, ya da biraz baskı yapıp daha uzun konaklamasını sağlayayım gibi bir eğilimi hiç mi hiç yok. O sorularınıza cevap verip ilginç ve önemli yerlerin bilgisini verip tercihi size bırakıyor. O yüzden gönül rahatlığıyla planlamayı yaptım.

Viseisei%252520Village-81.JPG


İlk önce Mana Island’da 4 gün ve Yasawa adalar grubundan Kuata ısland’da 3 gün ve Blue Lagoon’da 2 gün planlamıştım. Sonrasını Suva ve Viti Levu çevresinde geçiririm diye düşünmüştüm. Uzun süren telefon görüşmeleri, fiyat sormalar, transfer organize etmeler sonucunda 1300 FJ$ okey verdim. Eli’ye göre çok uçuk fiyatlardı, doğrusu da öyle. Zira dalış sertifikamı da burada almak istiyordum. Dalış kursu 3 gün konaklama dahil 690 FJ$ olunca vazgeçtim. Sadece dalış kursu veren 290 FJ$ gibi kurslardan birine gezi sırasında dahil olabilirim diye düşündüm. Saat 3 olmuştur diye düşünerek saate baktığımda daha 11:50 olduğunu fark edince şaşırdım. Zaman ne de yavaş akıyordu burada. Sabah o kadar erken kalkmanın sonucunda, o kadar dolu geçen zamana rağmen ancak öğlen olmuştu. Fiji Time dedikleri belki de budur.

Jen and MeBir saat kadar köy ve çevresinde yürüdükten sonra yine Fi ve Eli’ye uğradım. Kanada’nın Vancouver şehrinden 2 haftalığına tatile gelmiş olan Jen de uyanmıştı. Dil okulu için birinci tercihim aslında Vancouver’di. Lakin soğuk iklimi, Auckland’a göre nispeten pahalı yaşam şartları nedeniyle Vancouver’den vazgeçmiştim. Fi’nin evine gittiğimde bana henüz işimin bitmediğini ve yeniden plan yapmam gerektiğini söyledi, çünkü Mana adasına gitmek için 30 FJ$ ek ücret ödemem gerekiyormuş. Ben de gezi planımdan Mana Adası’nı tamamen çıkarttım. Zira Fiji beklediğimden biraz daha pahalıydı.

Lautoka Şehri

Jen ile şehre inmeye karar verdik. Aslında Ana’nın eşi balığa gidiyordu. İçimden aslında balığa gitmek vardı ama bir yandan da Jen’i şehre gitmek için beni epeyce beklemişti Benim Fi ile olan planlamamı beklemek zorunda kalmıştı. Yola çıkıp otobüs beklerken Niko da bize eşlik etti. Niko sohbet etmeyi zaten çok seven birisi. Kokonat ağacının gölgesinde otururken, Niko, yan tarafta bulunan görkemli evin 78’li yıllarda Fiji Başbakanlığı yapmış şeflerinden birinin olduğunu söyledi. Sohbet ederken otobüsümüz geldi.

Viseisei%252520Village-57.JPG


Otobüsler ilginç. Pencerelerdeki cam yerinde yağmurlu havalarda kullanılmak üzere yukarı katlanmış plastik perdeleri olan otobüsleri oldukça eski. Her iki yandaki üçlü koltuklardan dolayı koridor yürümek için çok dar olan otobüsümüzünşöföründen 1.60$’a biletimizi aldık.

Hintli şöförümüzün açtığı radyodan yüksek sesli pop müzik eşliğinde, yemyeşil ağaçların

arasındaki yoldan şehre doğru yola koyulduğumuzda doğanın güzelliklerini gözlerimizin önünden hızlıca geçiyordu. Yollar kötü sayılırdı, havalimanı yolu kadar olmasa da yer yer derin çukurlar, dökülmüş asfaltta sarsıla sarsıla ve gürültüyle yolculuk ederek 40 dakika sonra Lauoka şehrine vardık.

Şehir dediysem, köstebek yuvasından daha beter halde, kocaman derin, su dolu çukurların olduğu 2 paralel kısa caddeyi kesen 2 paralel diğer bir caddeden oluşuyor. Cadde üzerinde bolca irili ufaklı market, bakkal ve süpermarket var. Birine dalıp sinek kovucu aldım. Internet cafe için epeyce bir arayıştan sonra bulabildik. İnternetin çok yavaş olduğunu söylediler, denedik, hakikaten çok kötüydü. Başka cafe aradık, kliması vardı ve internet de çalışıyordu ama beklediğimizden yine de çokça yavaş. Coucsurfing’den Suva için 2 kişiye istek gönderdim. Yine Sydney için Nisan 15 için biri Türkiye’den olmak üzere 2 kişiye davet gönderdim. Dışarıda bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı. Sicim gibi denilenlerden. 2 saat kadar internet işlerimizi hallettikten sonra şehri dolaşmaya başladık. Şehrin hemen merkezinde bulunan sebze ve meyve marketi gezmeye değer bir yer. 3-5 kilo muzu 1-2 dolara bulabilirsiniz, yine papaya, kokonat ve diğer meyve sebze ve meyveler reyonlardaki yerini almışlar, elbette bir de kava bitkisi.

Köye geri dönmek için hemen yakındaki otobüs terminaline geçtik. İş çıkış saati, otobüsler tıklım tıklımdı. Çok sayıda öğrenci ve işten çıkıp evlerine dönenler vardı. Bu sıcakta, böylesi kalabalıkta 40 dakika otobüs yolculuğuna nasıl dayanırım diye düşünüp otobüsümüzü bulduğumuzda rahatladık. Zira kalabalık değildi ve ilk binenlerden olduğumuzdan oturacak yer bulabildik. Bu defa yaklaşık neredeyse bir saatlik yolculuktan sonra köye vardık.

Sunset

Eve varınca kendimi yine doğruca sahile attım. Tarifsiz bir gün batımı, inanılmaz güzellikte bir kızıllık ve mavilik. Birkaç fotoğraf çektikten sonra, yine plajda rugby oynayan çocukları izlemeye daldım. Dün olmayan şeyler vardı plajda, bolca, ağaç, odun ve çerçöp getirilip plajın girişine boşaltılmıştı. Sanırım çöp niyetine kullanıyorlardı. Güzelim küçük plaj iğrenç haldeydi.

UdBeMoVedvA_FTWMjsoeTYuxDrthAW36eahlme70Od4


UfdotsqfeKsXFltaH6c7W4uxDrthAW36eahlme70Od4


Viseisei%252520Village-108.JPG


Eve döndüm, köri soslu çok tuzlu noodledan biraz ve ince yufka tarzı hazırlanmış yağlı ekmekten bir tane alıp yemeğimi yedim. Sonra odaya çekilip, kulaklığı takıp, amatortravel podcast dinlerken uyuya kalmışım. Arada uyanmalar ve sesleri duymama rağmen yataktan kalkamadım. Uydum, uyudum, uyudum.


Day 270, FJ:2, Viseisei Village, 31 Mart 2011, Perşembe
www.yoldaolmak.com
 

Gezenbilir bilgi kaynağını daha iyi bir dizin haline getirebilmek için birkaç rica;
- Arandığında bilgiye kolay ulaşabilmek için farklı bir çok konuyu tek bir başlık altında tartışmak yerine veya konu başlığıyla alakalı olmayan sorularınızla ilgili yeni konu başlıkları açınız.
- Yeni bir konu açarken başlığın konu içeriğiyle ilgili açık ve net bilgi vermesine dikkat ediniz. "Acil Yardım", "Lütfen Bakar mısınız" gibi konu içeriğiyle ilgili bilgi vermeyen başlıklar geç cevap almanıza neden olacağı gibi bilgiye ulaşmayı da zorlaştıracaktır.
- Sorularınızı ve cevaplarınızı, kısaca bildiklerinizi özel mesajla değil tüm forumla paylaşınız. Bildiklerinizi özel mesajla paylaşmak forum genelinde paylaşımda bulunan diğer üyelere haksızlık olduğu gibi forum kültürünün kolektif yapısına da aykırıdır.
- Sadece video veya blog bağlantısı verilerek açılan konuların can sıkıcı olduğunu ve üyeler tarafından hoş karşılanmadığını belirtelim. Lütfen paylaştığınız video veya blogun bağlantısının altına kısa da olsa konu başlığıyla alakalı bilgiler veriniz.

Hep birlikte keyifli forumlar dileriz.


GEZENBİLİR TV

GEZENBİLİR'İ TAKİP EDİN

Forum istatistikleri

Konular
104,954
Mesajlar
1,531,932
Kayıtlı Üye Sayımız
166,954
Kaydolan Son Üyemiz
İbrahimdd

Çevrimiçi üyeler

SON KONULAR



Geri
Üst