<div class="bbWrapper"><b>Ynt: Hangi Kitabı Okuyorum?</b><br />
<br />
Olağanüstü bir hikaye istiyorsanız, Doris Lessing "Babaanneler"<br />
<br />
Okumanın dışında arada ben de bir şeyler yazmayı seviyorum diyenlerdensiniz, Hasan Ali Toptaş "Harfler ve Notalar" <br />
<br />
Harfler ve Notalar'dan ilk bölüm bir vesile ile bilgisayarımda vardı aşağıda paylaşıyorum. Meraklısını tahrik etmesi dileğiyle.<br />
<br />
<br />
OKUYANA MEKTUP<br />
<br />
sana mektup yazmak bu güne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. geçseydi ve daha önce oturup yazabilseydim, herhalde her iki satırdan birini senin için boş bırakırdım. ya da senin için, içleri harflerle dolu çeşitli boşluklar yaratırdım sayfaların yüzünde. senin için de değil aslında, bunu mektup dediğimiz metnin metin olabilmesi için yapardım. bir bakıma seni düşünmeksizin senin için.<br />
<br />
işte, şimdi bile mektubu yazarken yukarıdaki paragrafı arada bir tekrarlamayı nasıl arzu ediyorum bilemezsin. aklımdaki geçmişin gölgesine oturup yüzümü geleceğe doğru dönerek onu değişik şekillere sokmayı , bu şekillerin arasından birini seçmeyi, seçtiğimin üstünü öteki şekillerin tadında oluşan yumuşak bir sisle örtmeyi ve kelimeleri bu sisin altından çıkarıp tek tek güneşe tutmayı da arzu ediyorum aslında. bunları yaparken herşeyi, ama herşeyi unutup sadece yaptığım şeyin kendisine dönüşmeyi de arzu ediyorum hatta; dünya dediğimiz şu daracık genişliğe oradan, ruhunda bütün harflerin ruhunu taşıyan zamansız bir harf gibi bakmayı da arzu ediyorum.<br />
<br />
az önce, her şeyi unutmaktan söz ederken, beni hayatın orasına burasına bağlayan her biri birbirinden sevimli zincirlerin, bilgi suretinde gezinip duran netameli dağların, bakış alanımı daraltan duvarların ve bunlar gibi daha başka varlıklarla çeşitli yoklukların yanı sıra seni de kastettim tabi. zaten, masaya oturmadan önce benim yapmam gerken en önemli iş seni unutmaktır biliyorsun. unutmazsam, asla yazamam çünkü; elimde kalem, öylece kalakalırım kağıdın başında. ardından da , ne kadar uzak ve anlayışlı olursan ol, özgürlüğümün senin varlığınla kuşatıldığını düşünürüm. bakışlarının ne yapıp edip benim adımlarımı şekillendireceğini düşünürüm sonra. dahası senin varlığında eşsiz güzellikler oluşturan bazı zayıf noktaların beni ister istemez kışkırtacağını, içimde uyuyan ezeli boşlukları harekete geçireceğini, bu hareketlerin de beni tutup sana yaranmaya çalışan tuhaf bir kılığa sokacağını düşünürüm.<br />
<br />
doğrusu, hayalimde büklüm büklüm bazı gölgeler belirir de, yüzüm içe doğru nar gibi kızarır böyle zamanlarda. <br />
<br />
bir yandan da fena halde korkarım tabii. sana yazmaktan değil, senin için yazmaktan korkarım. başka bir ifadeyle, senin için yazmakla sana ve edebiyata ne büyük kötülüğü edeceğimden korkarım.<br />
<br />
işte bu yüzden yazmak için kağıda eğildiğimde, yazdıklarım ille de bir yere varacak, bir yeri aşacak ve varıp varacağı yere ille de bir işaret konacaksa , oraya seni değil kendimi koyarım ben sonra kendimden bana doğru yavaş yavaş bir takım ayak sesleri gelmeye, benden de kendime doğru yüzlerce yıllık, küf kokulu yaprak hışırtıları uçuşmaya başlar. bunların ardından her biri ayrı telden çalan, mesafe suretine bürünmüş yazı cinleri çıkar ortaya. sayfalardan taşıp hayatın yüzünde gezinen upuzun kuyruklarıyla akıl şeytanları çıkar sonra, cümle boşuklarından çıkan devasa dağlar, kelime kelime genişleyen ovalar, ovaların içinde irili ufaklı şehirler, şehirlerin içinden de insanlar ve melekler çıkar.<br />
<br />
böylece, sen aklımdan adamakıllı silinir, bir bilinmeyenken hiç bilinmeyen olursun.<br />
<br />
zaten seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem.<br />
<br />
sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence<br />
<br />
çünkü her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.<br />
<br />
hasan ali toptaş</div>