<div class="bbWrapper"><b>Ynt: Hikayeler</b><br />
<br />
<blockquote data-attributes="" data-quote="mrtblc" data-source=""
class="bbCodeBlock bbCodeBlock--expandable bbCodeBlock--quote js-expandWatch">
<div class="bbCodeBlock-title">
mrtblc' Alıntı:
</div>
<div class="bbCodeBlock-content">
<div class="bbCodeBlock-expandContent js-expandContent ">
KADER<br />
<br />
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.<br />
Güneş onu yakıp kavurur.<br />
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.<br />
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.<br />
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.<br />
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.<br />
Rüzgâr alır götürür bulutu, rüzgârın oyuncağı olur.<br />
Rüzgâr olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.<br />
Rüzgâr her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.<br />
Her şey karşısında eğilir.<br />
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.<br />
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!<br />
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.<br />
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...<br />
ama sırtında bir acı ile uyanır....<br />
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..<br />
<br />
"Amor Fati - Nietzsche "<br />
<br />
(Kaderini sev - belki seninki en iyisidir)
</div>
<div class="bbCodeBlock-expandLink js-expandLink"><a role="button" tabindex="0">Genişletmek için tıkla ...</a></div>
</div>
</blockquote><br />
Sayfa 9' a bir göz atın lütfen <img src="data:image/gif;base64,R0lGODlhAQABAIAAAAAAAP///yH5BAEAAAAALAAAAAABAAEAAAIBRAA7" class="smilie smilie--sprite smilie--sprite80" alt=":smiley:" title="Smile :smiley:" loading="lazy" data-shortname=":smiley:" />... Tekrardan okumuş oldum, teşekkürler...<br />
<br />
<br />
DEĞERİNİ BİLMEK<br />
<br />
<br />
Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.<br />
<br />
” Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Mürit teşekkür edip çıkar. <br />
<br />
Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gidir: Buna ne verirsiniz?” diye sorar Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”<br />
<br />
Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantıya nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Mürit sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” Mürit, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:<br />
<br />
Ne olur bunu bana sat. <br />
<br />
Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Mürit emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.<br />
<br />
Şeyhinin yanına dönen mürit büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır. <br />
<br />
Şeyh sorar: “Bundan ne anladın?”<br />
<br />
Müridin verdiği cevap çok doğrudur: “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.”</div>