mountaineer
Yeni Üye
Bu metin aslında bir tırmanışın değilde, tırmanıştan sonraki yatışın öyküsü
Ekip: Asım abi ve ben
Tarih: 14 Eylul - ??? (Kar yağmadan dönmek yok)
Rota: Önce Kaçkar zirve sonrası kafamıza göre
Malzemeler : Kişi başı 1 Çadır - Bir tulum - Çanta alabildiğince yemek
Yorucu bir Cuma gününden sonra akşam üstü kulübe geliyorum. Asım abiyle buluşup faaliyet programı yapıcaktık. Ama Asım abi kulüpte yok.
-Aloo Asım Abi bugünmü gidelim, yarın sabahmı gideriz?
-Hadi çabuk gel al beni evden, çok sıkıldım, hemen çıkalım
-Tamam abi 15 dakika içinde ordayım, hazırlan geliyorum.
Ömrümüzde ki en hızlı çantayı hazırladık ve yola çıktık. İstikametimiz dağların en güzeli, istikametimiz Kaçkar. Mezovit mevkiinden Kaçkar kuzey klasik rotasını tırmanıp daha sonrada Kaçkar milli parkı içindeki yaylalarda bir hafta boyunca hiking (kamplı yürüyüşler) yapacağız. Aracımızla Ayder yaylasına kadar ulaşıp buradan yaylaya çıkan arazi araçlarına otostop çekiyoruz. Nihayetinde odun dolu bir pikapın kasasında kendimize bir yer bulup Gallerdüzü’ne kadar ulaşıyoruz. Akşam çöktü bu saatten sonra buradan araba bulmamız neredeyse imkansız.
-Engin ne yapıyoruz? Tamam mı? Devam mı?
-Devam abi senin için sorun yoksa ben varım.
Diyip tekrar yollara düşüyoruz. Artık faaliyet başladı bundan sonra tabana kuvvet. Keşif başladı, macera başladı, huzur başladı...
Galler düzünden Yukarı Kavron yaylasına giden araç yolundan yürüyor, bazende yoldan çıkıp ormanın derinliklerine giriyoruz. Aşağı Kavron yaylasına yaklaştık yukarıdan bir araba geliyor.
-Abi bi araba geliyor
-Belki Mehmet yayladan bizi almaya geliyordur.
Diye hayal kurup yolun yorgunluğunu biraz olsun unutuyoruz. Fakat bu araba hiç ilerlemiyor, gür sesi ve sisin içinde parlayan iki farı hep aynı noktada. Aşağı yaylaya vardığımızda anlıyoruz ki ses jeneratöre, ışıksa yayla evinin simetrik pencerelerine aitmiş. Bu hayal kırıklığının ardından yola devam etmek için motive olmak biraz zor olsa da bir an evvel yaylaya varıp dinlenmek istiyoruz.
Bir süre sonra sabihanın puharı diye isimlendirilen su kaynağındayız, yaylanın ışıkları sis perdesini delip ufka öyle vuruyor ki; bu manzara karşısında kendimize gelip daha da azimle yürüyoruz.
Yaylaya geldik sayılır evlerin ışıkları tek tek seçilmeye başladı bile. O da ne arkamızdan bir araba geliyor.
-Abi şansa bak sanki bizim gelmemizi beklediler. Bula bula yaylaya gelince araba bulduk.
-Artık binmenin de bi espirisi kalmadı devam edelim.
Araba iyice yaklaştı. Ama bizden birazcık daha hızlı gidiyor. Ancak yaylada kafeteryanın önünde yetişebildiler bize.
-Asım siz bugün mü gelecektiniz?
Bu ses ikimize de tanıdık geliyo. Evet bu ses, o ses. Bu Dokadak kulüp başkanı Hasan abi
-Ooo Hasan abi naber?
-Evet şehirde sabredemedik bu gece geldik.
- .....
Selamlaşma ve hal hatır sormanın ardından birlikte kafeteryaya giriyoruz. Kafeterya yaz sezonuna göre boş sayılır. Yayladan birkaç kişi iskambil oynuyor ve kafeteryanın sahipleri Yalçın abiyle, yeğeni Mehmet sobanın başında çayı demlemiş oturuyolar.
Kafeteryada birşeyler atıştırdıktan sonra gece Dokadak ekibiyle birlikte Mezovite (Öküz Çayırı) gitmeye karar veriyoruz. Birşeyler atıştırıp birazda muhabbet ettikten sonra sobanın başına serdiğimiz uyku tulumlarımızda istirahate çekiliyoruz.
Gecenin üçü bi ses duyup irkiliyorum. Asım abinin sesi
-Beyleeer hadi kalkın yolumuz uzun.
Sanki herkes bir korodaymışcasına :
-Tamaaam beş dakika daha
Sıcak uyku tulumunun içinden soğuk odaya çıkmak için biraz bedenlerimizle debelendikten sonra herkes kalkıyor ve birşeyler atıştırıyor.
Gecenin dördünde Yukarı Kavron Yaylasıyla vedalaşıyoruz. Keyifli bir yürüyüşle Kavron Vadisi üzerinden Mezovit Vadisi’nin Kapı veya Duvar diye isimlendirilen bölgesine geliyoruz. Mezovit vadisinin üç tarafı Kaçkar dağının zirvesi ve dağın uzantısındaki sarp kayalıklarla çevrilidir. Açık kalan tek kısmı Kavron vadisiyle birleştiği bölgedir. Burası da yaylacılar tarafından taş duvar örülerek kapatılmıştır. Böylece Yaz sezonu başında buraya getirilen dövüş öküzleri yaz sonuna kadar burada vahşi hayata alışır ve beslenirler.
Mezovit kapıyı da aştıktan sonra vadiyi Doğu yamacından takip ederek ana kamp alanına varıyoruz. Kamp alanı alabildiğince çadırla dolu. Burada Türkiye Dağcılık Federasyonunun İleri Seviye Kaz-Buz Eğitimi verilmekte. Bütün sporcu ve eğitmenler Kaçkar Büyük Buzulda eğitimdeler. Buzul sanki insan tarlası gibi rengarenk..
Çadırlarımızı kurup biraz dinlendikten sonra güneş iyice yükseliyor ve buzuldaki sporcu arkadaşlarımızda kampa dönmeye başlıyor. Herkesle merhabalaşıp eğitim ve Kaçkarlar hakkında sohbetler ediyoruz. Bugün eğitim kampının Mezovit’teki son günü, bir süre sonra herkes kampı toplayıp gidecek ve koca Mezovit bize kalacak.
Herkesle vedalaştıktan sonra bizim ekip Kaçkar’ın gölgesinde uykuya dalıyor. Bense, bu güzel dağla her karşılaşmamda olduğu gibi heyecan içinde fotoğraf makinemi alarak çevreyi gezmeye çıkıyorum. Kısa bir yürüyüşle Gelgelan Puharı denilen soğuk su kaynağına varıyorum. Burada yerden çıkan su sanki fokurduyormuş gibi ilginç bir görüntü sunmakta.
Buradan kısa bir tepeyi aşarak Mezovit gölüne ulaşıyorum. Kavron vadisi sis içinde bu manzarayı tepeden görmek için gölün Güneyindeki kayalıklara çıkıp fotoğraf çekiyorum. Buradan hiç ayrılmak istemesemde kamptakilerin beni merak edebileceklerini düşünerek kamp alanına dönüyorum.
Kampta herkes uyanmış, kimisi bölgeye hayranlıklarını belirtiyor, kimisi yemek işiyle uğraşıyor, Asım abiyle, Hasan abi ise fotoğraf çekmek için bölgeye hakim tepeleri geziyor.
Ekip toplandıktan sonra yemek işini de hallederek, yarınki zirve tırmanışı için bir toplantı organize ediyoruz. Toplantıda biz, Dokadak ekibinden dört kişi ve Kavron’daki TDF eğitim ekibinden 3 kişiden oluşan ekibin sabah 05:00’da tırmanış için hazır olacağına, Asım abi liderliğinde Kuzey Klasik Rotasından tırmanacağımıza karar veriyoruz. Daha sonrada istirahat etmek için çadırlarımıza çekiliyoruz.
Gecenin dördü “bu müzikte ne böyle?” Tam “susturun şunu” diye bağıracakken müziğin benim telefonumun alarmından geldiğini anlıyorum. Kendi kendime “alpinizm dağcılığının böyle erken kalkma yanını sevmiyorum” diyerek tulumdan çıkıyorum. Gece kötü ayaz yaptı ve ben çadırın havalandırmalarını açmayı unuttuğum için içerideki nem çadırın dış tentesinde donmuş. Çadırın kapısı tıpkı bir menteşeli ahşap kapı gibi açılıyor. İlk iş olarak ocağa su atıyor ve zirve çantamızı hazırlıyorum. Kahvaltılıkları doldurduğum poşeti ve sıcak su dolu termosu alarak asım abinin çadırına gidiyorum.
-Asım abiii... Kahvaltı hazır hadi kalk
Asım abinin çadırında yaptığımız sıkı bir kahvaltıdan sonra ekip saat tam 05:00’da toplanıyor ve zirve tırmanışı için yola çıkıyoruz.
Kaçkar’ın Mezovit bölgesine kadar inen çarşağının (kayalardan kopup dökülen taş yığını) sol yamacından Büyük buzul ve Küçük buzulun yerin derinliklerinde birleştiği noktaya varıyoruz. Daha sonra da küçük buzulun indiği vadinin doğu yamacından dağın kapısına doğru yöneliyoruz. En soldaki kapıya Mezovit tepesinden taş düşme riski olduğu için bir sağdaki kapıya giriyoruz ve saat 07:15’te kapı sırtına ulaşıyoruz.
Burada verilen kısa bir molanın ardından Dokadak ekibinden iki kişi devam edemeyeceklerini bildirip burada kalmaya karar veriyor. Buradan sonra kaya etabına giriyoruz. Burası tırmanışın en riskli yeri. Burada yer yer 5- ye varan kaya derecelerinde tırmanılıyor ve kayalar çok çürük olduğu için kopma riski çok fazla. Bu yüzden sürekli üç nokta kuralına uymak ve yukarıdan düşebilecek taşlara dikkat etmek gerekiyor. Kaya etabının ortalarına vardığımızda iki arkadaşımız da devam edemeyeceklerini bildirip oradaki bir balkonda beklemeye karar veriyorlar.
Beş kişi kalan zirve ekibiyle saat 10:15’te zirveye ulaşıyoruz. Zirve her zamanki gibi çekiciliğiyle bizleri karşılıyor. Güneyimizde askılı buzul ve Deniz gölü. Doğumuzda Meterez gölü, Büyük Deniz gölü ve Serdal geçidi. Kuzeyimizde Mezovit gölü, deresi ve kamp alanımız. Batımızda ise sisler içindeki kavron vadisi. İnsan burada tek bir şey olur. “Mutlu”
Ve burada insanın aklından mutlaka sevdikleri geçer. Çünkü burası normal Dünya’dan çok daha farklı bir yer. Burası adeta Cennet. İnsan burada hep sevdiklerini düşünür çünkü herkesin kendi cennetinde sevdiklerine ayıracak bir yeri vardır.
Sevdiklerimizle birlikte burada olamasak da onlar için de zirve defterine birşeyler yazarak, fotoğraflar çekiyoruz. Ve elbette günün yemeği burada yenilmeli; buradan daha iyi manzarası olan bir restoran bilmiyorum.
Zirvedeyiz; Mutluyuz; Ama birazda hayal kırıklığı içindeyiz. Bu tarihler Kaçkar’a ilk karın yağdığı tarihlerdir. Ama kar sanırım bu sene biraz gecikecek. Eğer kar yağsaydı buradan Ağrı Dağını, Elbruz Dağını ve Kazbek Dağını görebilme ihtimalimiz vardı. Ama bu gözlem her sene 3-4 gün olabiliyor ve havada bu kadar nem varken imkansız.
Zirveden son bir kez daha çevreye bakıp inişe başlıyoruz. Çıkarken olduğumuzdan çok daha dikkatli olmalıyız. Genelde dağ kazaları iniş sırasında olur çünkü zirveye ulaştıktan sonra insanlar “faaliyet bitti” gibi bir psikolojiye kapılarak rahatlar.
Kapıya döndüğümüzde arkadaşlarımızı biraz üşümüş bulduğumuzdan, fazla vakit kaybetmeden burada bıraktığımız batonlarımızı da alarak inişe devam ediyoruz. Çarşak etabı da geçerek Mezovite varmamız saat 13:30’u buluyor. Kamp alanında bizi bekleyen arkadaşımızın bizler için hazırladığı çay adeta ilaç gibi geliyor. Bu tip yorucu faaliyetlerin ardından sıcak bir çaya hiç kimse hayır diyemez.
Dokadak ekibinin çadırlarını toplamasıyla diğer arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz. Faaliyetin kalan kısmına Asım abiyle ben devam edeceğiz. Biraz dinleniyoruz ve başlayan çiseyle çadıra girmek zorunda kalıyoruz. Çadırda mahsur kalınca insan sürekli bir şeyler yemek istiyor. E bizde acıkmadık değil yani
-Engin ne yiyelim
-Abi ben çok acıktım şöyle güzel bir ziyafet çekelim mi
-Çekelim bende çok acıktım
-Çorba içermiyiz?
-İçeriz
-Bulgur pilavı
-Olur yeriz
-Kuru fasülye
-Ooo süper yanına da bi soğan kırdıkmı tamam
Yemeği yedikten sonra ikimizde şişiyoruz.
-Engin gii (Bu ara sürekli bana böyle sesleniyo
yemeği çok abarttık yaa
-Abarttık abi bu yemeğin üstüne bi kazan çay içsek anca keser.
Ama çadırın bagajında kaynattığım suyu, bardaklara servis yapıp, arkamı dönene kadar Asım abi uyumuş bile. Dışarı çıkıp, bir kayanın üstüne oturarak çayımı yudumluyorum. Vadinin altında bir kaç dağcı gözüküyor. Biraz daha yaklaşınca tanıyorum. Bizim kulüpten Salih ve eğitimden partnerleri Latif’le Mustafa geliyor. Selamlaştıktan sonra onlar çadırlarını kurarken, bende onlara yemek ve çay hazırlıyorum. Yarın burada dinlenip öbür gün Kaçkar Büyük Buzul’a tırmanacaklarmış.
Onlar yemeklerini yerken Asım abide uyanıp yanımıza geliyor ve sıkı bir çadır muhabbeti başlıyor. Akşam olduktan sonra Asım abi ve ben günün yorgunluğuna yenik düşüp uykuya çekiliyoruz. Bizim çocuklarda çadırlarına geçiyorlar.
Gece bir ürpertiyle uyanıyorum. Hafiften üşüyorum tulumun boyun büzgüsünü biraz daha sıkıyorum. Ama oda ne çadırdan bir sesler geliyor. “Yağmur mu ?” diye düşünüyorum ama değil. Kapıyı hafif aralıyorum ki ne göreyim? Dışarısı bembeyaz ve çadırın kapısının üstünden topak topak karlar düşüyor. Bir iç çekip manzarayı biraz izliyorum ve çadırın üzerindeki karları silkeliyorum.
Sabah olduğunda uyanmak gece uyumaktan daha zor olmuyor. Dışarı çıktığımda Asım abiyi çoktan uyanmış fotoğraf makinesini eline almış buluyorum. Bence bu mevsim soğuk olsa da Kaçkarların en güzel mevsimi.
-Günaydın abi
-Günaydın Engin. Birileri daha gelip çadır kurmuşlar akşam biz yatarken yoktular.
-Evet abi gece geç saatte gelmiş olmalılar.
Derken bahsettiğimiz çadırdan birisi çıkıyor uzaktan elle selamlaşıyoruz. Benim çadıra gidip su ısıtıp kahvaltıyı hazırlıyoruz. Bu sırada bizimkilerde uyanıp yanımıza geliyorlar. Güzelce bir kahvaltı yapıp fazlalık yemeklerimizi tüketiyoruz. Bu sırada sis perdesi de hızlı bir şekilde dağılıp Güneşi bizlerle paylaşıyor. Kaçkar’larda ki en büyük velinimet Güneş olsa gerek; burada sis hiç aranmayan bir şey, istediğiniz zaman bulunduğunuz vadide yoksa bile bir yanındakinde mutlaka bulabilirsiniz.
Işıktan faydalanarak fotoğraf çekmek için biraz çevreyi geziyoruz. Burada en amatör fotoğrafçı bile profesyonelleri kıskandıracak fotoğraflar çekebilir.
Kampa döndüğümüzde dostça bir dağcı selamıyla karşılaşıyoruz. Gece çadır kuranlarla tanışıyor ve hikayelerini dinliyoruz. İzmir’den buraya kadar motorla gezerek gelmişler. Dün akşam Kavron Yaylası’na çıkmak istemişler ama yol ayrımını kaçırıp Çaymakçur Yaylası’na kadar çıkmışlar geri dönüp Kavron’dan yola çıktıklarındaysa akşama kalmışlar ve kamp alanını bulmakta çok zorlanmışlar. GPS’lerinde ki rotalarını gördüğümde gördüğüme inanamadım vadi içinde bir doğuya bir batıya gidip durmuşlar, normal yolun neredeyse iki katını yürümüşler. Tam ümitlerini kaybettiklerinde bizim çadırları görüp kamplarını kurmuşlar. Neşe dolu, yeni evlenmiş bir çift, isimleri Çağdaş ve Semiha. Çağdaş daha önce uzun yıllar dağcılıkla ilgilenmiş ve birçok tırmanışa katılmış. Birçok ortak dostumuz çıkıyor ve sohbet giderek koyulaşıyor. Benim çadıra gidip (faaliyetlerde genelde benim çadır kahvehane olarak kullanılır
çay yapıyoruz. Muhabbet doyumsuz bir şekilde sürüyor ama akşam oldu ve bizim çocukların sabah buzul faaliyetleri olduğu için erkenden yatmak zorundayız.
Ayazlı bir gecenin sabahında Güneşin o sıcacık ışıklarıyla kalkmak kadar güzel bir şey olamaz. Sert bir gecenin ardından sıcak bir sabah çadırın kapısını açıp dışarıyı seyrediyorum. Çağdaş kalkmış kampın yakınlarında dolaşıyor kalkıp yanına gidiyorum. Günaydınlaşıyor ve çay için su ısıtıyoruz. Dereden su almak çok zevkli neredeyse bütün dere gece çıkan ayazdan yüzeysel olarak buz tutmuş ve termoslarla buzu kırarak alttan su alınıyor. Tahminim bu su bu yükseklikte –8 derecelerde donuyor olmalı.
Bu arada kampın az aşağısında Mezovit’in yerlisi öküzler dolaşıyor. Ve çaktırmadan bize yaklaşıyorlar. Çağdaşla uzaklaştırmaya çalışıyoruz ama nafile
-Gidim oğlum
Gitmez.
-Gidin kızım
Gitmez.
Artık bu oyundan sıkılıyorum ve batonlarımı alıp bunları kovalamaya başlıyorum bi süre kaçmıyorlar ama yakınlaşınca hemen koşmaya başlıyorlar. Yayla çocuklarının yaptığı gibi kollarımı açıp bunların peşine düşüyorum. O koca cüsseli hayvanların benden korkması çok hoşuma gidiyor. Bir iki tanesi bağırmaya başlıyor. Bende bağırıyorum. Bazen öküzle öküz olmak gerekiyor. Ama bir tane var ki öküzlerle koştuğumuz yönde duruyor ve hiç istifini bozmadan kötü kötü bakarak bağırıyor. Açıkçası bundan çok korktum. Bu kadar öküzlük yeter.
-Hürmetler abi
Diyip; ters istikamete yöneliyorum. Kamptakiler yukardan beni izliyor. Yanlarına çıktığımda hala kahkaha atıyorlardı. Hay aksi çayda taşmış öküzlerle takılırken. Salih’lerde gürültüye uyanmış neler olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Zaten onlar anlayana kadar öküzler ikinci bir saldırı için harekete geçiyorlar. Hadi Salih’cim sıra sizde ben yoruldum.
Bu sefer bende gözlem kulesine geçip savaşı izliyorum. Karşımızda sekiz tane, etine dolgun öküz var ve bizde özel piyadelerimizi öne sürüyoruz. Bizimkilerin sürüyü dağıtmaları birkaç dakika alıyor. İkinci malubiyeti alan öküzlerde iç karışıklık çıkıyor ve liderleri olan (benim korktuğum) öküzle boynuzlaşmaya başlıyorlar.
-Heeeey 3-0 biz yendik
Ayak üstü zaferimizi de kutluyoruz. Ama bir saniye Salih, Latif, Mustafa
-Sizin burada ne işiniz var abi buzula girmeyecekmiydiniz?
-Abi sorma çok kötü uyuya kaldık.
Bugün döneceğiz. Buzulu da seneye deneriz artık.
Durum anlaşıldıktan sonra donmuş derenin kenarında kahvaltımızı yapıyor ve Güneşin tadını çıkarıyoruz. Bizimkiler çantalarını hazırlamak için çadıra gidiyor. Biz ne yapıcaz hala bilmiyorum. Kaç gündür buradayız ve tam tatilci moduna girdik. Bakalım patron ne diyecek
-Bu arada Asım abi kaç gündür buradayız. Plan nedir? Bugün geçelim mi Lanetleme geçidini hava müsait. Ama burada uzun süre kaldığımız için gıdamız azaldı ve bu gıdalarla faaliyet rotasını bitiremeyiz.
-Bende kışlık giysilerimin bir kısmını getirmediğim için sıkıntı yaşayabilirim. Bugün inelim istersen.
-Tamam abi benim için fark etmez inebiliriz.
-Tamam daha sonra sağlam malzemeyle gelir rotamızı tamamlarız. En iyi dağcı yaşayan dağcıdır evlat.
Diyerek inmeye karar veriyoruz. Vakit kaybetmeden çantaları hazırlıyor ve burada edindiğimiz dostlarımızla vedalaşarak yola çıkıyoruz. Bizim çocuklarla birlikte Mezovite geldiğimiz rotadan geri Yukarı Kavron Yaylası’na dönüyoruz. Hava o kadar güzel ki insanın buradan ayrılası gelmiyor. Kısa ama zevkli bir yürüyüşle yaylaya varıyoruz. Doğada geçen dört günün ardından burası bile insana çok yabancı geliyor. Evler, televizyonlar, arabalar... sanki sürekli kullandığım şeyler değilmiş de birden içlerine düşüp kendimi kaybetmişim gibi.
Her doğadan kopuşumda olduğu gibi kendime soruyorum.
-Benim yerim bu teknoloji yığınının içinde mi? Yoksa çadırımın, tulumumun içinde mi? Benim yerim silikon vadisinde mi? Yoksa Mezovit Vadisinde mi?
Cevabı biliyorum sanırım.
Geride bıraktığım değerlerim olduğu sürece maalesef doğadan kopmak zorundayım.
Teşekkürler Kaçkar tüm güzelliklerinle beni yeniden kucakladığın için.
Teşekkürler Tanrım bana Kaçkar gibi bir dağ bahşettiğin için.
Zamanınızı ayırıp okudugunuz icin sizede tesekkurler
Engin gii - Asım abi
TDF - İleri Karbuz Eğitiminden Bir Kare
Kaçkar zirveden
Bulutların Dansı
Zirvedeki bayrak
Zirvedekiler
Zirveden
Mezovit Golu
Beklenen an - kar yagdi
Kaçkar ve kar
Abi dunyanın en guzel yeri burası yaa
Sis perdesinden Azı Disi
Bulutlara kus bakısı bakmak
Azı disi - Kaçkar
Donan dere
Bizimkiler
Eve donus
Ekip: Asım abi ve ben
Tarih: 14 Eylul - ??? (Kar yağmadan dönmek yok)
Rota: Önce Kaçkar zirve sonrası kafamıza göre
Malzemeler : Kişi başı 1 Çadır - Bir tulum - Çanta alabildiğince yemek
Dünyanın En Güzel Yerine Kaçkar’a
Yorucu bir Cuma gününden sonra akşam üstü kulübe geliyorum. Asım abiyle buluşup faaliyet programı yapıcaktık. Ama Asım abi kulüpte yok.
-Aloo Asım Abi bugünmü gidelim, yarın sabahmı gideriz?
-Hadi çabuk gel al beni evden, çok sıkıldım, hemen çıkalım
-Tamam abi 15 dakika içinde ordayım, hazırlan geliyorum.
Ömrümüzde ki en hızlı çantayı hazırladık ve yola çıktık. İstikametimiz dağların en güzeli, istikametimiz Kaçkar. Mezovit mevkiinden Kaçkar kuzey klasik rotasını tırmanıp daha sonrada Kaçkar milli parkı içindeki yaylalarda bir hafta boyunca hiking (kamplı yürüyüşler) yapacağız. Aracımızla Ayder yaylasına kadar ulaşıp buradan yaylaya çıkan arazi araçlarına otostop çekiyoruz. Nihayetinde odun dolu bir pikapın kasasında kendimize bir yer bulup Gallerdüzü’ne kadar ulaşıyoruz. Akşam çöktü bu saatten sonra buradan araba bulmamız neredeyse imkansız.
-Engin ne yapıyoruz? Tamam mı? Devam mı?
-Devam abi senin için sorun yoksa ben varım.
Diyip tekrar yollara düşüyoruz. Artık faaliyet başladı bundan sonra tabana kuvvet. Keşif başladı, macera başladı, huzur başladı...
Galler düzünden Yukarı Kavron yaylasına giden araç yolundan yürüyor, bazende yoldan çıkıp ormanın derinliklerine giriyoruz. Aşağı Kavron yaylasına yaklaştık yukarıdan bir araba geliyor.
-Abi bi araba geliyor
-Belki Mehmet yayladan bizi almaya geliyordur.
Diye hayal kurup yolun yorgunluğunu biraz olsun unutuyoruz. Fakat bu araba hiç ilerlemiyor, gür sesi ve sisin içinde parlayan iki farı hep aynı noktada. Aşağı yaylaya vardığımızda anlıyoruz ki ses jeneratöre, ışıksa yayla evinin simetrik pencerelerine aitmiş. Bu hayal kırıklığının ardından yola devam etmek için motive olmak biraz zor olsa da bir an evvel yaylaya varıp dinlenmek istiyoruz.
Bir süre sonra sabihanın puharı diye isimlendirilen su kaynağındayız, yaylanın ışıkları sis perdesini delip ufka öyle vuruyor ki; bu manzara karşısında kendimize gelip daha da azimle yürüyoruz.
Yaylaya geldik sayılır evlerin ışıkları tek tek seçilmeye başladı bile. O da ne arkamızdan bir araba geliyor.
-Abi şansa bak sanki bizim gelmemizi beklediler. Bula bula yaylaya gelince araba bulduk.
-Artık binmenin de bi espirisi kalmadı devam edelim.
Araba iyice yaklaştı. Ama bizden birazcık daha hızlı gidiyor. Ancak yaylada kafeteryanın önünde yetişebildiler bize.
-Asım siz bugün mü gelecektiniz?
Bu ses ikimize de tanıdık geliyo. Evet bu ses, o ses. Bu Dokadak kulüp başkanı Hasan abi
-Ooo Hasan abi naber?
-Evet şehirde sabredemedik bu gece geldik.
- .....
Selamlaşma ve hal hatır sormanın ardından birlikte kafeteryaya giriyoruz. Kafeterya yaz sezonuna göre boş sayılır. Yayladan birkaç kişi iskambil oynuyor ve kafeteryanın sahipleri Yalçın abiyle, yeğeni Mehmet sobanın başında çayı demlemiş oturuyolar.
Kafeteryada birşeyler atıştırdıktan sonra gece Dokadak ekibiyle birlikte Mezovite (Öküz Çayırı) gitmeye karar veriyoruz. Birşeyler atıştırıp birazda muhabbet ettikten sonra sobanın başına serdiğimiz uyku tulumlarımızda istirahate çekiliyoruz.
Gecenin üçü bi ses duyup irkiliyorum. Asım abinin sesi
-Beyleeer hadi kalkın yolumuz uzun.
Sanki herkes bir korodaymışcasına :
-Tamaaam beş dakika daha
Sıcak uyku tulumunun içinden soğuk odaya çıkmak için biraz bedenlerimizle debelendikten sonra herkes kalkıyor ve birşeyler atıştırıyor.
Gecenin dördünde Yukarı Kavron Yaylasıyla vedalaşıyoruz. Keyifli bir yürüyüşle Kavron Vadisi üzerinden Mezovit Vadisi’nin Kapı veya Duvar diye isimlendirilen bölgesine geliyoruz. Mezovit vadisinin üç tarafı Kaçkar dağının zirvesi ve dağın uzantısındaki sarp kayalıklarla çevrilidir. Açık kalan tek kısmı Kavron vadisiyle birleştiği bölgedir. Burası da yaylacılar tarafından taş duvar örülerek kapatılmıştır. Böylece Yaz sezonu başında buraya getirilen dövüş öküzleri yaz sonuna kadar burada vahşi hayata alışır ve beslenirler.
Mezovit kapıyı da aştıktan sonra vadiyi Doğu yamacından takip ederek ana kamp alanına varıyoruz. Kamp alanı alabildiğince çadırla dolu. Burada Türkiye Dağcılık Federasyonunun İleri Seviye Kaz-Buz Eğitimi verilmekte. Bütün sporcu ve eğitmenler Kaçkar Büyük Buzulda eğitimdeler. Buzul sanki insan tarlası gibi rengarenk..
Çadırlarımızı kurup biraz dinlendikten sonra güneş iyice yükseliyor ve buzuldaki sporcu arkadaşlarımızda kampa dönmeye başlıyor. Herkesle merhabalaşıp eğitim ve Kaçkarlar hakkında sohbetler ediyoruz. Bugün eğitim kampının Mezovit’teki son günü, bir süre sonra herkes kampı toplayıp gidecek ve koca Mezovit bize kalacak.
Herkesle vedalaştıktan sonra bizim ekip Kaçkar’ın gölgesinde uykuya dalıyor. Bense, bu güzel dağla her karşılaşmamda olduğu gibi heyecan içinde fotoğraf makinemi alarak çevreyi gezmeye çıkıyorum. Kısa bir yürüyüşle Gelgelan Puharı denilen soğuk su kaynağına varıyorum. Burada yerden çıkan su sanki fokurduyormuş gibi ilginç bir görüntü sunmakta.
Buradan kısa bir tepeyi aşarak Mezovit gölüne ulaşıyorum. Kavron vadisi sis içinde bu manzarayı tepeden görmek için gölün Güneyindeki kayalıklara çıkıp fotoğraf çekiyorum. Buradan hiç ayrılmak istemesemde kamptakilerin beni merak edebileceklerini düşünerek kamp alanına dönüyorum.
Kampta herkes uyanmış, kimisi bölgeye hayranlıklarını belirtiyor, kimisi yemek işiyle uğraşıyor, Asım abiyle, Hasan abi ise fotoğraf çekmek için bölgeye hakim tepeleri geziyor.
Ekip toplandıktan sonra yemek işini de hallederek, yarınki zirve tırmanışı için bir toplantı organize ediyoruz. Toplantıda biz, Dokadak ekibinden dört kişi ve Kavron’daki TDF eğitim ekibinden 3 kişiden oluşan ekibin sabah 05:00’da tırmanış için hazır olacağına, Asım abi liderliğinde Kuzey Klasik Rotasından tırmanacağımıza karar veriyoruz. Daha sonrada istirahat etmek için çadırlarımıza çekiliyoruz.
Gecenin dördü “bu müzikte ne böyle?” Tam “susturun şunu” diye bağıracakken müziğin benim telefonumun alarmından geldiğini anlıyorum. Kendi kendime “alpinizm dağcılığının böyle erken kalkma yanını sevmiyorum” diyerek tulumdan çıkıyorum. Gece kötü ayaz yaptı ve ben çadırın havalandırmalarını açmayı unuttuğum için içerideki nem çadırın dış tentesinde donmuş. Çadırın kapısı tıpkı bir menteşeli ahşap kapı gibi açılıyor. İlk iş olarak ocağa su atıyor ve zirve çantamızı hazırlıyorum. Kahvaltılıkları doldurduğum poşeti ve sıcak su dolu termosu alarak asım abinin çadırına gidiyorum.
-Asım abiii... Kahvaltı hazır hadi kalk
Asım abinin çadırında yaptığımız sıkı bir kahvaltıdan sonra ekip saat tam 05:00’da toplanıyor ve zirve tırmanışı için yola çıkıyoruz.
Kaçkar’ın Mezovit bölgesine kadar inen çarşağının (kayalardan kopup dökülen taş yığını) sol yamacından Büyük buzul ve Küçük buzulun yerin derinliklerinde birleştiği noktaya varıyoruz. Daha sonra da küçük buzulun indiği vadinin doğu yamacından dağın kapısına doğru yöneliyoruz. En soldaki kapıya Mezovit tepesinden taş düşme riski olduğu için bir sağdaki kapıya giriyoruz ve saat 07:15’te kapı sırtına ulaşıyoruz.
Burada verilen kısa bir molanın ardından Dokadak ekibinden iki kişi devam edemeyeceklerini bildirip burada kalmaya karar veriyor. Buradan sonra kaya etabına giriyoruz. Burası tırmanışın en riskli yeri. Burada yer yer 5- ye varan kaya derecelerinde tırmanılıyor ve kayalar çok çürük olduğu için kopma riski çok fazla. Bu yüzden sürekli üç nokta kuralına uymak ve yukarıdan düşebilecek taşlara dikkat etmek gerekiyor. Kaya etabının ortalarına vardığımızda iki arkadaşımız da devam edemeyeceklerini bildirip oradaki bir balkonda beklemeye karar veriyorlar.
Beş kişi kalan zirve ekibiyle saat 10:15’te zirveye ulaşıyoruz. Zirve her zamanki gibi çekiciliğiyle bizleri karşılıyor. Güneyimizde askılı buzul ve Deniz gölü. Doğumuzda Meterez gölü, Büyük Deniz gölü ve Serdal geçidi. Kuzeyimizde Mezovit gölü, deresi ve kamp alanımız. Batımızda ise sisler içindeki kavron vadisi. İnsan burada tek bir şey olur. “Mutlu”
Ve burada insanın aklından mutlaka sevdikleri geçer. Çünkü burası normal Dünya’dan çok daha farklı bir yer. Burası adeta Cennet. İnsan burada hep sevdiklerini düşünür çünkü herkesin kendi cennetinde sevdiklerine ayıracak bir yeri vardır.
Sevdiklerimizle birlikte burada olamasak da onlar için de zirve defterine birşeyler yazarak, fotoğraflar çekiyoruz. Ve elbette günün yemeği burada yenilmeli; buradan daha iyi manzarası olan bir restoran bilmiyorum.
Zirvedeyiz; Mutluyuz; Ama birazda hayal kırıklığı içindeyiz. Bu tarihler Kaçkar’a ilk karın yağdığı tarihlerdir. Ama kar sanırım bu sene biraz gecikecek. Eğer kar yağsaydı buradan Ağrı Dağını, Elbruz Dağını ve Kazbek Dağını görebilme ihtimalimiz vardı. Ama bu gözlem her sene 3-4 gün olabiliyor ve havada bu kadar nem varken imkansız.
Zirveden son bir kez daha çevreye bakıp inişe başlıyoruz. Çıkarken olduğumuzdan çok daha dikkatli olmalıyız. Genelde dağ kazaları iniş sırasında olur çünkü zirveye ulaştıktan sonra insanlar “faaliyet bitti” gibi bir psikolojiye kapılarak rahatlar.
Kapıya döndüğümüzde arkadaşlarımızı biraz üşümüş bulduğumuzdan, fazla vakit kaybetmeden burada bıraktığımız batonlarımızı da alarak inişe devam ediyoruz. Çarşak etabı da geçerek Mezovite varmamız saat 13:30’u buluyor. Kamp alanında bizi bekleyen arkadaşımızın bizler için hazırladığı çay adeta ilaç gibi geliyor. Bu tip yorucu faaliyetlerin ardından sıcak bir çaya hiç kimse hayır diyemez.
Dokadak ekibinin çadırlarını toplamasıyla diğer arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz. Faaliyetin kalan kısmına Asım abiyle ben devam edeceğiz. Biraz dinleniyoruz ve başlayan çiseyle çadıra girmek zorunda kalıyoruz. Çadırda mahsur kalınca insan sürekli bir şeyler yemek istiyor. E bizde acıkmadık değil yani
-Engin ne yiyelim
-Abi ben çok acıktım şöyle güzel bir ziyafet çekelim mi
-Çekelim bende çok acıktım
-Çorba içermiyiz?
-İçeriz
-Bulgur pilavı
-Olur yeriz
-Kuru fasülye
-Ooo süper yanına da bi soğan kırdıkmı tamam
Yemeği yedikten sonra ikimizde şişiyoruz.
-Engin gii (Bu ara sürekli bana böyle sesleniyo
-Abarttık abi bu yemeğin üstüne bi kazan çay içsek anca keser.
Ama çadırın bagajında kaynattığım suyu, bardaklara servis yapıp, arkamı dönene kadar Asım abi uyumuş bile. Dışarı çıkıp, bir kayanın üstüne oturarak çayımı yudumluyorum. Vadinin altında bir kaç dağcı gözüküyor. Biraz daha yaklaşınca tanıyorum. Bizim kulüpten Salih ve eğitimden partnerleri Latif’le Mustafa geliyor. Selamlaştıktan sonra onlar çadırlarını kurarken, bende onlara yemek ve çay hazırlıyorum. Yarın burada dinlenip öbür gün Kaçkar Büyük Buzul’a tırmanacaklarmış.
Onlar yemeklerini yerken Asım abide uyanıp yanımıza geliyor ve sıkı bir çadır muhabbeti başlıyor. Akşam olduktan sonra Asım abi ve ben günün yorgunluğuna yenik düşüp uykuya çekiliyoruz. Bizim çocuklarda çadırlarına geçiyorlar.
Gece bir ürpertiyle uyanıyorum. Hafiften üşüyorum tulumun boyun büzgüsünü biraz daha sıkıyorum. Ama oda ne çadırdan bir sesler geliyor. “Yağmur mu ?” diye düşünüyorum ama değil. Kapıyı hafif aralıyorum ki ne göreyim? Dışarısı bembeyaz ve çadırın kapısının üstünden topak topak karlar düşüyor. Bir iç çekip manzarayı biraz izliyorum ve çadırın üzerindeki karları silkeliyorum.
Sabah olduğunda uyanmak gece uyumaktan daha zor olmuyor. Dışarı çıktığımda Asım abiyi çoktan uyanmış fotoğraf makinesini eline almış buluyorum. Bence bu mevsim soğuk olsa da Kaçkarların en güzel mevsimi.
-Günaydın abi
-Günaydın Engin. Birileri daha gelip çadır kurmuşlar akşam biz yatarken yoktular.
-Evet abi gece geç saatte gelmiş olmalılar.
Derken bahsettiğimiz çadırdan birisi çıkıyor uzaktan elle selamlaşıyoruz. Benim çadıra gidip su ısıtıp kahvaltıyı hazırlıyoruz. Bu sırada bizimkilerde uyanıp yanımıza geliyorlar. Güzelce bir kahvaltı yapıp fazlalık yemeklerimizi tüketiyoruz. Bu sırada sis perdesi de hızlı bir şekilde dağılıp Güneşi bizlerle paylaşıyor. Kaçkar’larda ki en büyük velinimet Güneş olsa gerek; burada sis hiç aranmayan bir şey, istediğiniz zaman bulunduğunuz vadide yoksa bile bir yanındakinde mutlaka bulabilirsiniz.
Işıktan faydalanarak fotoğraf çekmek için biraz çevreyi geziyoruz. Burada en amatör fotoğrafçı bile profesyonelleri kıskandıracak fotoğraflar çekebilir.
Kampa döndüğümüzde dostça bir dağcı selamıyla karşılaşıyoruz. Gece çadır kuranlarla tanışıyor ve hikayelerini dinliyoruz. İzmir’den buraya kadar motorla gezerek gelmişler. Dün akşam Kavron Yaylası’na çıkmak istemişler ama yol ayrımını kaçırıp Çaymakçur Yaylası’na kadar çıkmışlar geri dönüp Kavron’dan yola çıktıklarındaysa akşama kalmışlar ve kamp alanını bulmakta çok zorlanmışlar. GPS’lerinde ki rotalarını gördüğümde gördüğüme inanamadım vadi içinde bir doğuya bir batıya gidip durmuşlar, normal yolun neredeyse iki katını yürümüşler. Tam ümitlerini kaybettiklerinde bizim çadırları görüp kamplarını kurmuşlar. Neşe dolu, yeni evlenmiş bir çift, isimleri Çağdaş ve Semiha. Çağdaş daha önce uzun yıllar dağcılıkla ilgilenmiş ve birçok tırmanışa katılmış. Birçok ortak dostumuz çıkıyor ve sohbet giderek koyulaşıyor. Benim çadıra gidip (faaliyetlerde genelde benim çadır kahvehane olarak kullanılır
Ayazlı bir gecenin sabahında Güneşin o sıcacık ışıklarıyla kalkmak kadar güzel bir şey olamaz. Sert bir gecenin ardından sıcak bir sabah çadırın kapısını açıp dışarıyı seyrediyorum. Çağdaş kalkmış kampın yakınlarında dolaşıyor kalkıp yanına gidiyorum. Günaydınlaşıyor ve çay için su ısıtıyoruz. Dereden su almak çok zevkli neredeyse bütün dere gece çıkan ayazdan yüzeysel olarak buz tutmuş ve termoslarla buzu kırarak alttan su alınıyor. Tahminim bu su bu yükseklikte –8 derecelerde donuyor olmalı.
Bu arada kampın az aşağısında Mezovit’in yerlisi öküzler dolaşıyor. Ve çaktırmadan bize yaklaşıyorlar. Çağdaşla uzaklaştırmaya çalışıyoruz ama nafile
-Gidim oğlum
Gitmez.
-Gidin kızım
Gitmez.
Artık bu oyundan sıkılıyorum ve batonlarımı alıp bunları kovalamaya başlıyorum bi süre kaçmıyorlar ama yakınlaşınca hemen koşmaya başlıyorlar. Yayla çocuklarının yaptığı gibi kollarımı açıp bunların peşine düşüyorum. O koca cüsseli hayvanların benden korkması çok hoşuma gidiyor. Bir iki tanesi bağırmaya başlıyor. Bende bağırıyorum. Bazen öküzle öküz olmak gerekiyor. Ama bir tane var ki öküzlerle koştuğumuz yönde duruyor ve hiç istifini bozmadan kötü kötü bakarak bağırıyor. Açıkçası bundan çok korktum. Bu kadar öküzlük yeter.
-Hürmetler abi
Diyip; ters istikamete yöneliyorum. Kamptakiler yukardan beni izliyor. Yanlarına çıktığımda hala kahkaha atıyorlardı. Hay aksi çayda taşmış öküzlerle takılırken. Salih’lerde gürültüye uyanmış neler olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Zaten onlar anlayana kadar öküzler ikinci bir saldırı için harekete geçiyorlar. Hadi Salih’cim sıra sizde ben yoruldum.
Bu sefer bende gözlem kulesine geçip savaşı izliyorum. Karşımızda sekiz tane, etine dolgun öküz var ve bizde özel piyadelerimizi öne sürüyoruz. Bizimkilerin sürüyü dağıtmaları birkaç dakika alıyor. İkinci malubiyeti alan öküzlerde iç karışıklık çıkıyor ve liderleri olan (benim korktuğum) öküzle boynuzlaşmaya başlıyorlar.
-Heeeey 3-0 biz yendik
Ayak üstü zaferimizi de kutluyoruz. Ama bir saniye Salih, Latif, Mustafa
-Sizin burada ne işiniz var abi buzula girmeyecekmiydiniz?
-Abi sorma çok kötü uyuya kaldık.
Durum anlaşıldıktan sonra donmuş derenin kenarında kahvaltımızı yapıyor ve Güneşin tadını çıkarıyoruz. Bizimkiler çantalarını hazırlamak için çadıra gidiyor. Biz ne yapıcaz hala bilmiyorum. Kaç gündür buradayız ve tam tatilci moduna girdik. Bakalım patron ne diyecek
-Bu arada Asım abi kaç gündür buradayız. Plan nedir? Bugün geçelim mi Lanetleme geçidini hava müsait. Ama burada uzun süre kaldığımız için gıdamız azaldı ve bu gıdalarla faaliyet rotasını bitiremeyiz.
-Bende kışlık giysilerimin bir kısmını getirmediğim için sıkıntı yaşayabilirim. Bugün inelim istersen.
-Tamam abi benim için fark etmez inebiliriz.
-Tamam daha sonra sağlam malzemeyle gelir rotamızı tamamlarız. En iyi dağcı yaşayan dağcıdır evlat.
Diyerek inmeye karar veriyoruz. Vakit kaybetmeden çantaları hazırlıyor ve burada edindiğimiz dostlarımızla vedalaşarak yola çıkıyoruz. Bizim çocuklarla birlikte Mezovite geldiğimiz rotadan geri Yukarı Kavron Yaylası’na dönüyoruz. Hava o kadar güzel ki insanın buradan ayrılası gelmiyor. Kısa ama zevkli bir yürüyüşle yaylaya varıyoruz. Doğada geçen dört günün ardından burası bile insana çok yabancı geliyor. Evler, televizyonlar, arabalar... sanki sürekli kullandığım şeyler değilmiş de birden içlerine düşüp kendimi kaybetmişim gibi.
Her doğadan kopuşumda olduğu gibi kendime soruyorum.
-Benim yerim bu teknoloji yığınının içinde mi? Yoksa çadırımın, tulumumun içinde mi? Benim yerim silikon vadisinde mi? Yoksa Mezovit Vadisinde mi?
Cevabı biliyorum sanırım.
Geride bıraktığım değerlerim olduğu sürece maalesef doğadan kopmak zorundayım.
Teşekkürler Kaçkar tüm güzelliklerinle beni yeniden kucakladığın için.
Teşekkürler Tanrım bana Kaçkar gibi bir dağ bahşettiğin için.
Zamanınızı ayırıp okudugunuz icin sizede tesekkurler
Engin gii - Asım abi
TDF - İleri Karbuz Eğitiminden Bir Kare
Kaçkar zirveden
Bulutların Dansı
Zirvedeki bayrak
Zirvedekiler
Zirveden
Mezovit Golu
Beklenen an - kar yagdi
Kaçkar ve kar
Abi dunyanın en guzel yeri burası yaa
Sis perdesinden Azı Disi
Bulutlara kus bakısı bakmak
Azı disi - Kaçkar
Donan dere
Bizimkiler
Eve donus

