AYDURAN
Zirve
<div class="bbWrapper">Seyit Onbaşı, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesininki Emine idi.<br />
<br />
<script class="js-extraPhrases" type="application/json">
{
"lightbox_close": "Close",
"lightbox_next": "Next",
"lightbox_previous": "Previous",
"lightbox_error": "The requested content cannot be loaded. Please try again later.",
"lightbox_start_slideshow": "Start slideshow",
"lightbox_stop_slideshow": "Stop slideshow",
"lightbox_full_screen": "Full screen",
"lightbox_thumbnails": "Thumbnails",
"lightbox_download": "Download",
"lightbox_share": "Share",
"lightbox_zoom": "Zoom",
"lightbox_new_window": "New window",
"lightbox_toggle_sidebar": "Toggle sidebar"
}
</script>
<div class="bbImageWrapper js-lbImage" title="sey.jpg"
data-src="/forum/proxy.php?image=http%3A%2F%2Fwww.gezenbilir.com%2Fgaleri%2Falbums%2Fuserpics%2F10780%2Fsey.jpg&hash=cd6c4fea1765c58009656b04719f90f1"
data-type="image"
data-lb-sidebar-href=""
data-lb-caption-extra-html=""
data-single-image="1">
<img src=""
data-url="http://www.gezenbilir.com/galeri/albums/userpics/10780/sey.jpg"
class="bbImage"
data-zoom-target="1"
style=""
alt="sey.jpg"
title=""
width="" height="" />
</div><br />
<br />
Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912'de Balkan Savaşları'na katıldı. Savaş bittiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi'nde görev aldı. Çanakkale Savaşları'nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk Tarihi'ne yazdırdı.<br />
<br />
<div class="bbImageWrapper js-lbImage" title="ki020.jpg"
data-src="/forum/proxy.php?image=http%3A%2F%2Fwww.gezenbilir.com%2Fgaleri%2Falbums%2Fuserpics%2F10780%2Fki020.jpg&hash=51786f833f824f5306e1bb89ddb38010"
data-type="image"
data-lb-sidebar-href=""
data-lb-caption-extra-html=""
data-single-image="1">
<img src=""
data-url="http://www.gezenbilir.com/galeri/albums/userpics/10780/ki020.jpg"
class="bbImage"
data-zoom-target="1"
style=""
alt="ki020.jpg"
title=""
width="" height="" />
</div><br />
<br />
18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı.<br />
<br />
Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti.<br />
<br />
1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.<br />
<br />
<div class="bbImageWrapper js-lbImage" title="seyitmezar2.jpg"
data-src="/forum/proxy.php?image=http%3A%2F%2Fwww.gezenbilir.com%2Fgaleri%2Falbums%2Fuserpics%2F10780%2Fseyitmezar2.jpg&hash=b44f7bab2b43a6409da938493e489058"
data-type="image"
data-lb-sidebar-href=""
data-lb-caption-extra-html=""
data-single-image="1">
<img src=""
data-url="http://www.gezenbilir.com/galeri/albums/userpics/10780/seyitmezar2.jpg"
class="bbImage"
data-zoom-target="1"
style=""
alt="seyitmezar2.jpg"
title=""
width="" height="" />
</div><br />
<br />
<br />
<br />
<b>Koca Seyit hakkında Şiirler</b><br />
<br />
<br />
<br />
<b>SORGUCULAR</b><br />
<br />
"Onların ilkesi emektir. Önlerinde ise emeğe göre düzenlenmemiş, çoğu kez emeği sömürerek rahata kavuşmuş, Ortaçağ artığı bir düzen yatıp duruyor..."<br />
<br />
Bir yanım Tanrılar otağı Kazdağı<br />
Bir yanım<br />
Kurtuluşçulara arka veren Madralar<br />
Kuşanıp çifte fişeklikleri<br />
Şurdan yürümüş Ayvalık'a<br />
Gömeç'li Edremit'li<br />
Kuvayı Milliyeciler<br />
Amerikan süttozu dağıtılıyor<br />
Cumhuriyet, Gazi, Ali Çetinkaya okullarında<br />
<br />
Ne kadar uzak şimdi o günler<br />
<br />
Ovada üç milyon zeytin ağacı<br />
Vurmuş gövdelerine damgasını<br />
Sabit Bey Eminzade Karagözoğlu<br />
Ve onbinlerce tayfanın<br />
Düşleri zeytin acısı<br />
Nerde yoksul evlere<br />
Muştular götürecek güvercin<br />
Hâlâ söylenceler renginde<br />
Suları Kazdağı'nın<br />
Yamaçlarda Türkmen köyleri<br />
<br />
Bir gün Narlı bir gün Şapçı<br />
Bir gün Kocadağ bir gün Biller<br />
Uykusuz gözler gibi<br />
Issızlığı öğretmen odalarının<br />
Dolaşır durur Gezici Başöğretmen<br />
Dolaşır durur yanında<br />
İmrallı Adamı Ökkeş, İnegöllü Remzi<br />
Lo lo looo<br />
Görünmez dikenleriyle Pirenlik kırı<br />
<br />
Günaydın zeytin ülkesi<br />
Çamlarının dibinde Homeros'un<br />
İlyada'yı yazdığı yerler<br />
Nasıl bir saldırıda<br />
Yarım kaldı okullar<br />
Sızlayan ne kesik bir kol gibi<br />
Hektor'u sürüklüyor şimdi<br />
Tahta At'tan çıkanlar<br />
<br />
El sallıyor Havran'dan Koca Seyit<br />
Görse şaşardı Homeros bile<br />
Dudakları uçuklardı Aşil'in<br />
Öyle işler gördü Çanakkale'de<br />
Zeytinyağı fabrikasında hamal<br />
O'ydu Kurtuluşçular'la<br />
En önde İzmir'e giren<br />
<br />
Ne kadar uzak şimdi o günler<br />
<br />
Köylerde Enstitülü<br />
20.000 öğretmen<br />
Kuşatılmış Troya<br />
Sanki her biri<br />
<br />
Yangından yıkımdan çıkmış<br />
20.000 ana<br />
Kök salmış toprağa<br />
20.000 yediveren gülü<br />
<br />
Dayan Koca Seyit dayan<br />
Zeytinler narlar dikmiş<br />
Yayaköy'de Refik Cevahir<br />
Bunlar açacak diyor<br />
<br />
Pençe atsa da göğsümüze<br />
Zeus'un korkunç kartalı<br />
Kulak ver Madralara<br />
Bu günler geçecek diyor<br />
<br />
Gül parmaklı şafak dağlara değdiğinde<br />
Geline döndüğünde, Bol pınarlı İda<br />
Salınıp Körfez'e indiğinde Sarıkız<br />
Çocukların dilinde<br />
Çağla tadı kazandığında sözcükler<br />
Tahta At'tan çıkar gibi geldiler<br />
Çok giyilmiş ayakkabıların<br />
Tabanlarına benziyordu yüzleri<br />
Evime ülkeme doluştular<br />
Emir kuluyuz diyordu biri<br />
<br />
Soruyordu üç Bakanlık Müfettişi:<br />
<br />
Manifesto okutuluyor muydu Enstitülerde<br />
Belletiliyor muydu Nazım'ın şiirleri<br />
Sık sık gelir miydi Hasanoğlan'a<br />
Sabahattin Ali?<br />
Toplayıp açık hava tiyatrosuna<br />
Tonguç size neler demişti?...<br />
<br />
Kimliğim mi? Türkiye dedim<br />
Doğumum mu? 17 Nisan<br />
Sorun beni Bedreddin'den Yunus'tan<br />
Karacaoğlan emmimdir<br />
Dedem Pir Sultan<br />
Yolum Tonguç'un yolu<br />
<br />
Sorgucular heyy sorgucular<br />
Bilir misiniz Koca Seyit'i<br />
Sırtında 210 okkalık mermi<br />
Neyi savunmuştu Çanakkale'de<br />
Sorun beni Seyit'ten<br />
<br />
Sorgucular heyy sorgucular<br />
Durdurabildi mi dünyayı<br />
Engizisyon yargıçları<br />
Neyi aydınlatır bilir misiniz<br />
Yakılan yasaklanan kitaplar<br />
<br />
Sorgucular heyy sorgucular<br />
Okuyun Fontamara'yı Sırça Köşkü<br />
Küfr ile dünya durur<br />
Zulm ile durmaz demiş risalesinde<br />
Sorun beni Koçu bey'den<br />
<br />
<i>Mehmet BAŞARAN</i><br />
<br />
<br />
<br />
<b>ÇANAKKALE</b><br />
<br />
Kilitbahirdir savaşın başlangıç yeri<br />
Mevlam yardım etti gönderdi Resulu Ekberi<br />
Çanakkale'dir bizim şehidimizin yeri<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermedi koca Seyit<br />
<br />
İngiliz vurdu mecidiye'deki tabyalar<br />
Koca Seyit uyumazdıki uyansın sabahları<br />
Görseydi kafiri parçalardı şehit anaları<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermedi koca Seyit<br />
<br />
Cevat paşa Cahide sultanda gördü rüyayı<br />
Akıl ermedi çözemedi kimse bu manayı<br />
Benim askerim bulacaktır sonunda Mevla'yi<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermedi koca Seyit<br />
<br />
Yüzbaşı kemal yağız bir delikanlı<br />
Kolları kopmuş,güzel başıda kanlı<br />
Ancak TÜRK askeri olur bu kadar şanlı<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermedi koca Seyit<br />
<br />
Türk askeri taaruza başladı saf saf<br />
Bre kafir aklın almadımı bu iş biraz tuhaf<br />
İngilizi sarmıştı derin bir gaf<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermdi koca Seyit<br />
<br />
Fransız'la karşılaştık Conkbayırında<br />
İngilize geçit vermedik Arıburnunda<br />
Askerimiz istedi şahadeti Mevla huzurunda<br />
Çanakkale geçilmez, geçit vermedi koca Seyit<br />
<br />
<i>Yaşar POLAT</i><br />
<br />
<br />
<br />
<b>MUCİZE OLAY</b><br />
<br />
Sabahın sekizi sıralarında düşman donanmasının yoğun topçu atışlarıyla Çanakkale Boğazı'nda başlayan savaş cephe boyunca tüm şiddetiyle sürer.Gümbürtüden,uğultudan iniltiden boğaz yıkılır.Sırtlar; tepeler; kara toprak, dağ taş duman olur.Boğazın mavi suları düşen ateşten güllelerle yanar alev, alev...<br />
<br />
Her dakika, her saniye cephede ölüm kusan düşmanların en gelişmiş<br />
<br />
savaş gemilerinden oluşan güçlü donanması, emperyalist efendilerini utandırmamak,mutlaka masa başında planlandığına uygun kesin zafere ulaşmak tutkusuyla olanca çabalarını gösterip,olanca gayretlerini harcarlar.<br />
<br />
Önceleri İngiliz zırhlısının dev toplarından yükselen iri,tahrip gücü yüksek ve etkili<br />
<br />
Güllelerle korkunç gürültülerle Mecidiye Bataryası da düşmanın yoğun ateşi altında olduğu halde hiç paniğe kapılmadan cesaretle,özveriyle görevini sürdürür.Komutan Yüzbaşı Hilmi Bey'in yükselen sesiyle attıkları her topu şehit düşmüş olan arkadaşları şereflerine atarlar.<br />
<br />
Bir ara sığınaktaki telefon çalar.Çalmasıyla birlikte Komutan Yüzbaşı Hilmi Bey telefonun bulunduğu sığınağa koşturur işte tam o anda yeri,göğü inleten müthiş bir patlama olur.Patlamanın şiddetinden her taraf zelzele olurcasına sarsılır ve aynı anda da Mecidiye Bataryası'nın bulunduğu sahaya koyu bir kara duman çöküverir.<br />
<br />
Ne acıdır ki bu olay sürecinde ve sonucunda Mecidiye Bataryası toz duman içerisinde havaya uçar.<br />
<br />
Batarya Komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey feci patlamadan üç,beş saniye sonra sığınaktan ok gibi dışarı fırlar.Fırladığı gibi de bataryasının,acıklı,yürekleri sızlatan korkunç manzarasını görür.Görünce de olduğu yere çakılır kalır.Bataryasında herşeyin bittiğini farkeder.Toparlanınca yaralıların acı acı feryatları,haykırışları arasında dolanmaya başlar.Şehitlerin cansız vücutlarından,güllelerin acımasız darbeleriyle kopan parçalara bakar.Yaşaran gözleriyle 'sanki ne diye sağ kalıp da bu dayanılmaz manzarayı gördüm?Allahım bunları bana ne diye gösterdin?Şuracıkta neferimle,birlikte benim de cancazımı alaydın ya!Ya şimdi benim sağlığım neye yarar?olan oldu,giden gitti bir kere!' diyerek üzülür.Bitmiş,tükenmiş Mecidiye Bataryası'nın toprak yığıntıları ve çöküntüleri arasında;<br />
<br />
'Gomutanım,gomutanım!... N'olursun gurtar beni gomutanım. Aman yetiş ölüyorum, boğuluyorum gomutanım!' diye bir ses duyor. Hemen sesin gittiği yöne doğru koşar. Bu ses nefer Niğdeli Ali' nindir. Cephaneliğin patlamasıyla havaya ucmuşMecidiye Bataryası'nda toprak altında komutanı tarafından ilk kurtarılan nefer Niğdeli Ali'dir.<br />
<br />
Niğdeli Ali, yatırıldığı yerde acı acı inleyip duran bir yaralı arkadaşına yardım etmek veya bir ihtiyacını karşılamak için onun bulunduğu tarafa giderken ayağına birşeyler takılır ve sendelemesi sonucu yere düşer. Kendisini düşüren şeyin ne olduğunu öğrenmek için arkasına dönüp bakar. Arkasına baktığında birde ne görsün? Oracıkta meydanda bir insan ayağı durupdurur. Hemde ayak diklemesine ve açıkta durupdurur. Ali önce bedenden kopmuş bir parça sanır. Sanır ama sonradan düşünürki bedeninden kopmuş parça olsa öyle diklemesine durup ta beni düşürmez. Geriye dönüp, ayağın yanına varır. Önce üstündeki toprakları temizler, sonrada eliyle ayağı hafifce iki yana sallayıp yoklar. O zaman onlar ki ayak bedeninden kopmuş parça kesinlikle değildir. Hemen komutanını çağırır.<br />
<br />
İlk onlarda toprak altından çıkarılan iri kıyım koca neferden hayat belirtileri çok az gözlenir. Ancak komutan eliyle yoklayınca nabzının ve kalbinin hafifte olsa henüz atmakta olduğunu fark eder. Bir süre sonra nefer iyileşir. Neler olduğunu öğrenmek ister. Niğdeli Ali olanları ağlayarak anlatır.<br />
<br />
Bataryasının inanılması güç yıkık, dökük, çökük, bitik halini görür. Beş on saniye bu dayanılması güç sahneyi sessiz soluksuz süzer. Gördüğü yürekleri sızlatan, parçalayan manzara karşısında koca nefer'in tüm vücudu ürperir, her tarafı hırsından zangır zangır titrer ve yüzü renkten renge girer.<br />
<br />
Bogazı daha iyi görebilmek, savaşın seyir durumunu daha iyi izleyebilmek için iki üç adım ileri atar. Bogazın karşı tarafına bakar. Bu sırada boğazda savaş tüm şiddeti ile devam etmektedir.<br />
<br />
Koca nefer neden sonra aklına bir şey gelmişçesine, bir şeye karar vermişçesine keskin bir dönüşle ok gibi geriye fırlar. Daha sonrada her nasılsa ayakta kalabilmiş tek topun başına gelir ve durur.<br />
<br />
Ali bakar ki ayakta kalmış görünen tek topunda durumu sağlıklı değil, o da yürümeye başlamıştır. Bir kez topun en önemlisi hasar görmüştür. Topun ikiyüzyetmişbeş kiloluk ağır güllelerini iki metre yükseklikteki namluya çıkararak matazarası yani vinci görev yapamaz hale gelmiştir. Kaldıki başka bir ağrızanında olup olmadığı belli değildir. Matazaranın çalışmaması, onun arızalı oluşu dahi topun görev yapmamasına, doldurulup ateşlenememesine geçerli neden sayılır. Çünkü koca ağır gülleyi tam iki metrelik yüksekliğe çıkarıp ve de namluya yerleştirebilmek değil iki kişinin on kişinin bile belki yapamayacağı bir iştir.<br />
<br />
Koca Nefer :<br />
<br />
'Topun mataforası bozuk, elleşeceğimiz, yardımlaşacağımız kimsemiz de yok deyipte şu kötü gadrımıza boyun eğip, yani bizde sapasağlam bedenimizle harpten mi kaçalım şincik? Ya o zaman yerler de yatan şehitlerimiz, bağırıp çağırıp duran yaralılalarımız nolacak? Sonracım onlan ahları nolacak? Acaplarına bu zavallacıkların günahları,gabahatları neydi Ali? Şu halleri, yüreklerimizi parçalayan şu vaziyetlere hiç dayanılı mı? Hani bölüğümüz bataryamız? Hani mülazım Teğmen Fahri Beyimiz? Hani Osman çavışımız, hani sazcı Hasanımız, hani öteki daha bir sürü eratımız? Bir de bunların boğazı geçip de paytatımız İstanbul'u aldını, memleketimizin her yanını işgal ettiğini düşün. Sana bize ne derler gerideki gızanımız, eyi döğüşemediler de boğazdan salıverdiler gavırları demezler mi? Yok Ali kardaş, galan dayanamam ben bu işe' der.<br />
<br />
Demesiyle birlikte Koca Nefer başında durup beklediği topun dibindeki yerde nasılsa sağlam kalabilmiş iki gülleden birisini 'Ya Allah' haykırışı ile karakucak edip kavrar. 275 kilo ağırlığındaki kocaman top güllesi Koca Nefer'in çok çabuk ve ivedi bir hareketiyle kucağında sanki küçük bir bebek veya saman çuvalı gibi havaya kalkmıştır. Niğde'li Ali bu inanılmayacak manzarayı gerçeği, özveriyi görünce şaşkınlıktan ağzı bir karış açık hayretler içinde ona doğru bakıp da kala kalır. Sanki bir anda dili tutulmuşçasına suskun ve şaşkın Koca Nefer'i seyreder.<br />
<br />
Koca Nefer:<br />
<br />
'Üllen Ali aptal aptal, şaşkın orda bakınıp duracağına azıcık bene yardım etsene? Hele yardım ette, şuracıktan tutuver de az bişey kaldı, govana yerleştirelim şu gülleyi' der.<br />
<br />
Durumu, gerçeği ve Koca Nefer'in gösterdiği özveriyi gördükten sonra artık Ali de Koca Nefer'in bu işi üstün gücüyle mataforasız, vinçsiz de olsa başaracağına inanmıştır., iyice aklı yatmıştır. Koca Nefer'in bölükteki diğer arkadaşlarından farlı olarak sahip olduğu üstün gücünü, üstün fiziksel yapısını bilirdi de bu denli özveriler göstereceğini hiç aklının köşesinden dahi geçirmemiştir. Ama gördüğü gibi şimdi inanılmayacak bir görüntüyle, özveriyle karşı karşıyadır. Koca topların koca güllesi Koca Nefer'in kolları arasında ve iki metre havadadır. Sanki çam kütüğünü kaldırıp eşeğine yükler gibi koca gülleyi de bir solukta havaya kaldırmıştır, Koca Nefer. Ali'nin bir anlık şaşkınlığı geçer geçmez Koca Nefer'in çağrısına kulak verip, o da güllenin bir kenarından tutar, ağır güllenin Koca Nefer tarafından topun namlusuna yerleştirilmesinde pek önemsiz de olsa biraz yardımcı olur.<br />
<br />
Bitip tükenmiş Mecidiye Bataryası'ının mucize adamı, güçlü ve cesaretli Koca Nefer'i tarafından itinayla doldurulan tek topun uzun namlusu hemen Çanakkale Boğazı'nın Nara Burnu istikametine doğru seyreden İngiliz zırhlılarının bulunduğu kuzey doğu istikametine çevrilir. Hedef, önde seyreden İngiliz zırhlısıdır. Zırhlıya nişan alınır ve gerekli mesafe ayarı yapılır. Barut hakkı filan ne icap ediyorsa yerine getirilir. Topunu son kez kontrolden geçirir ve başkaca görülmedik bir arıza olmaması, çıkmaması dileğiyle Allah'a dua edilir. Sonra da Ali'ye o gemilere bakmasını tembihler.<br />
<br />
Az sonra topun başındaki iriyarı Koca Nefer azimle, öfkeyle, kül olmuş bataryasının, şehit ve yaralı olmuş bir sürü arkadaşının intikamını bir hamlede alırcasına, eline geçen bu son şansı son fırsatı boşuna harcamayasıya, topunun tetiğine var gücüyle dokunur.<br />
<br />
Tetik çekilince önce koca top korkunç gürültü ve inilti çıkararak bulunduğu yeri sarsar. Hemen arkasından bir gümleyiş daha olur. Bu gümleyişi takiben de iki düşman zırhlısından önde seyredeni üzerine koyu kara bir duman çöküverir. Bunun üzerine gözcü göreviyle durumu izleyen Niğdeli Ali olanca sesiyle :<br />
<br />
'Furuldu Koca Adam zırhlı furuldu' der.<br />
<br />
Kanlı ve çok çetin geçen 18 Mart 1915 Çanakkale Savaşı'nda havaya uçup kül olmuş Rumeli Mecidiye Bataryası'nda tam ümitsizliğe düşüldüğü bir anda tek top atışıyla isabet alıp, Koca Nefer tarafından batırılan zırhlı İngiliz'in OCEAN isimli zırhlısıdır. Bu zırhlı aynı zamanda Türkler'in zaferiyle sonuçlanan büyük deniz savaşının da en son batırılan zırhlısıdır. Peki ya bu zırhlıyı batıran üstün güçlü ve yetenekli özveri sahibi iri kıyım Kahraman Koca Adam, Koca Nefer, Mucize Adam kimdir? Tüm ümitlerin yitirildiği, her şeyin yok olup, sıfıra düşmüş bataryasında 275 kg.'lık gülleyi kaldırarak topunu doldurup ateşleyen, mucizeler yaratarak düşman zırhlısını batıran, dolayısıyla o günün kötü şartlarında birazcık da olsa bataryanın kötü talihini yenmesini başarabilen ve zaferin Türkler lehine dönüşmesinde büyük payı olan bu Koca Nefer kimdir? İşte bu Koca Nefer tarih sayfalarında Edremit'li Çanakkale kahramanı Koca Seyit, Nişancı Seyit Onbaşı namıyla anılan, kahramanlığı sık sık konu edilen, büyük kahraman şimdiki Balıkesir iline bağlı Havran ilçesinin Çamlık, eski deyimiyle manastır ve son değişiklikle kendi adını alan, yani koca seyit köyü olan köyde doğmuş, yaşamış ve orada ölmüş Topçu Onbaşı Seyit Çabuk' tur.<br />
<br />
<b>ANI</b><br />
<br />
Mecidiye bataryası komutanı yüzbaşı Hilmi bey acı çeken yaralıların bir an evvel huzura kavuşabilmeleri için çevre birliklerden sağladığı yardım gurubuyla bir süre sonra bataryasına döndüğünde Niğdeli Ali neferinden sevindirici olayı öğrenir öğrenmez beklemediği mucizevi duruma o da çok şaşırır, inanamaz. Gerçi çevre birlikler de gezinirken kendi toplarının sesini andıran şiddetli bir ses, patlayış duymuştu ama bataryasının durumunu bildiğinden buna önem vermemiştir. Her şeyi öğrenip, heryeri inceleyince olayın doğruluğuna kesinlikle inanır. Neferi bu inanılmayacak başarısından ve gösterdiği kahramanlığından dolayı sarılıp, öperek kutlar. Ayrıca hemen de mucize olayı telefonla üstlerine rapor ederek bildirir.<br />
<br />
Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Mustahkem Mevki Boğazı Savunma komutanı Cevat Paşa gelip komutanpaşa ödülü olarak Koca Seyit'e ilkkez onbaşı rütbesi takar. Ancak komutana göre bu çok azdır. Koca Seyit'e ne gibi bir ödül istediğini söylemesini söyler. Koca Seyit ısrarlara dayanamayarak ödül olarak kendisine tayin denilen o günlerin koşullarına göre erata verilen el kadar peksimetten iki tane verilmesini ister.<br />
<br />
Paşasının emriyle o günden itibaren çift tayın bağlanır. Lakin gün geçtikçe ikinci tayını karnı doymadığı halde yiyemez, kursağından geçmez. Çünkü birlikte yemek yedikleri diğer arkadaşları ondan mahrumdur. Kısa bir süre sonra da kendiliğinden ikinci tayın yemesini bırakır. İşte o zaman Koca Seyit kendisini daha mutlu ve huzurlu hissettiğini anlar.<br />
<br />
Koca Seyit'in mucizesi büyük yankı yaratarak Çanakkale Cephesi'ne tezden yayılır. O sırada Eceabat'ın 'Maydos'un Biga'lı Boğalı' köyünden karargah merkezi olarak kullanan 19. Fırka Tümen Komutanı Mustafa Kemal Atatürk de bu haberi duyar. Duyunca da bu mucize kahramanı görüp yakından tanımak ister. Bu nedenle de o yılın nisan ayı başlarında yani 18-Mart Zaferi'nin 20. gününde filan kendi atıyla hizmetlerini özellikle gönderip, birliğinin çok yakınında görev yapan Koca Seyit'i birliğinden aldırıp köydeki evine getirtir. Onu konuk eder. Kahve içerken aralarında şöyle bir konuşma geçer:<br />
<br />
Büyük Gazi:<br />
<br />
-Koca Seyit isimli topçu onbaşı sen misin evlat?<br />
<br />
Koca Seyit:<br />
<br />
-Benim Gumandanım!<br />
<br />
-Tek başına nasıl kaldırabildin koca gülleyi?<br />
<br />
-İşte Allah'ın izniyle oluverdi gumandanım. Sankim gülle ıfacık tefecik bir çam bölmesi gibi geliverdi.<br />
<br />
-Peki asker, sen kumandanlarından hiçbir para, altın gibi ödüller kabul etmemişsin, varlıklı da değilsin, acaba bu nedendir?<br />
<br />
-Olsun gomutanım. Memleketimize kırkyılın başı bi iş, bi hizmet yaptıysak, hemen ödül, mükafat mı olurmuş. Sonacım benim eskerlemdeki en büyük mükafatı siz verdiniz. Beni yanınıza çağırıp, fincan gayve sunmanız benim için en büyük mükafattır, gumandanım!<br />
<br />
-Asker gülleyi kaldırdığın gibi beni de kucaklayıp kaldırabilir misin? Söyle asker, çekinmeden söyle, kaldırabilir misin?<br />
<br />
Koca Seyit biraz durakladıktan sonra, Atatürk'ün yüzüne anlamlı şekilde bakıp, sorusunu yanıtlar:<br />
<br />
-Hayır gumandanım.<br />
<br />
-Niye, ben koca gülleden daha ağır mıyım sanki?<br />
<br />
-Gülle başka, siz gene başka gumandanım. Sizi ben del kimsecikler galdıramaz. Çünküm sizin büyüklüğünüz, ağırlığınız gülleyle ölçülemez, gumandanım!<br />
<br />
Koca Seyit'in bu cevabı Atatürk'ü fazlasıyla memnun eder. Kahramanı saygılı, yiğit ve güvenilir bulur. Atatürk'ün aklına bir soru yöneltmek gelir:<br />
<br />
-Sanıyorum eski bir askersin. Askerlikten bıktın mı, terhis olup da evine döndükten sonra bu ocağa seni yeniden çağırsalar severek, isteyerek, gönlünce yine koşar gelir misin?<br />
<br />
Koca Seyit hiç düşünmeden:<br />
<br />
-Tabey gelirim gumandanım. Değil dokuz sene onsekiz sene de yapsam ekserlimi sizin gibi gomutanlar haydin ekser ocana gelin dedi miydi tabeyke hemen gene koşup gelirin, cevabını verir.<br />
<br />
Koca Seyit'in bu cevabı Atatürk'ü pek memnun eder. Aynı cephede oldukları sürece Koca Seyit'i her zaman sever, onunla ilgilenir ve onu hiç unutmaz.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<i><span style="font-size: 11px">www.kocaseyit.com</span></i></div>
