dağlarkızı
''bayangezer''
‘’KÖTÜ BAŞLANGIÇ,İYİ SON’’
‘’ALADAĞLAR- ALACA FAALİYETİ / 13-15 HAZİRAN 2008’’
Herkesin yürüdüğü yollarda yürümeyenlerin evrenidir dağlar...
Kendi yolunu kendi yapan kişidir dağcı...
Dağcı doruk için değil kendisi için, dağdaki kendisi için dağa çıkar...
Doruğu ele geçirmek için dağa çıkanlar, dağdan birşey anlamazlar...
Belli birşey için değil yeniden doğmak için çıkılır dağa...
Dağa çıkmak, dağın yüzeyinde dolaşmaktan çok, doğanın içine inmektir...
Tıpkı yukarıda yazdığım gibi herkesin yürüdüğü yollardan yürümeyenlerin dünyasıdır dağlar..Neden,niye,niçin sorularının cevapsız kaldığı,çoğu insanın hatta biz dağcıların bile anlam veremediği bitmeyen bir sevdadır dağ..Her attığı adımda biraz daha kendine yaklaşır kendini bulur dağcı.Belki yorulur,ter akıtır ama normal hayatta olup biten olumsuzluklarada gülüp geçme becerisi kazanır farkında olmadan. Virüs gibidir aslında bir defa kanına girdi mi bir daha vazgeçmek zordur.Periyotlar kısalır ama asla son bulmaz bu sevda.İşte bundan olsa gerek ki dağcı en küçük bir fırsattı dahi kaçırmaz sevdiğinin yanıbaşında alır soluğu.En küçük fırsat derken lafın gelişi değil haa,gerçekten öyle.Bu kimi zaman iki güne sığdırılmaya çalışılan bir faaliyetken kimi zaman tıpkı az sonra anlatacağım gibi bir gün içinde planlanmış bir faaliyet olabiliyor. Artık başlayalım mı?Hadi başlayalım.
13 Haziran Cuma:
Belkide en zor en koşturmacalı geçen zamandır yola çıkılacak gün.Hazırlıklara devam ederken bir taraftanda bir şey unuttum mu acaba diye sürekli sorar durusun kendi kendine.Aslında okuldayken bu hazırlık aşaması dert edilecek bir şey değilken çalışma hayatına girince bu olayda farklı bir boyuta taşınıp sorun haline gelebiliyor.Çok planlı bir tırmanış olmayan-hatta piyangodan çıkan-bir faaliyet olduğu için hazırlıklarımız hep son güne kalmıştı.Allah’tan Niğde’ye otobüsle değilde bir arkadaşımızın(Hüseyin) arabasıyla(!) (bu ünlemin nedenini daha sonra anlayacaksınız) gidecektik o nedenle Ankara’dan çıkış saatimizde bize bağlıydı.Benim işten çıkış saatim ciddi bir problemdi hatta çantam dahi hazır değildi.Tüm bunları düşünerek işten bir kaç saat erken çıktım ve doğruca evin yolunu tuttum.Eve geldiğimde mutfakta annemin benim için hazırladığı pogaca ve bir kalıp kekle karşılaştım.Aslında asıl süpriz buydu çünkü annem madem dağa gidiyosun yine ben dağ için hiç bir şey hazırlayamam demişti.Dayanamamış hazırlamış yine sanırım annelik böyle bir şey.Kendimi biraz toparladıktan sonra hemen çantamı hazırlamaya başladım.Tam bir yıl olmuştu dağa gitmeyeli.Ayak lifim koptuğundan beri ilk kez gidecektim tırmanışa ne kondisyonum ne de ayağımın durumu hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.Aslında çokta önemi yoktu bunun baktım olmuyo kampta yatarım,sevdiğime uzaktan bakar,havasını içime çeker geri dönerim dedim.Yeter ki uzaklaşayım şu şehirden şu anlamsız karmaşadan.Uzun zamandır duymadığım bir heyecan vardı bende nedeni ise o kadar Aladağlar’a gittik ama bu bölgeye(Alaca-Kaldı tarafı)gitmek bir türlü kısmet olmamıştı.Bende merak eder dururdum.Fotoğraflarına bakmakla yetinmiştim bu zamana kadar.Ama ne demiş bir bilen sabreden derviş muradına erermiş.
Zar zor hazırlanıp Hüseyin’le onların evin önünde buluştum.Hüseyin’in dünyalar tatlısı bir oğlu var.Onu uyutup çıkmıştı sanırım.Evlenince daha bir zor oluyor bu dağ işleri arkada birilerini bırakıp gitmek zor olsa gerek hele söz konusu olan bir bebekse..Ona göre bir evlilik yapmak lazım belkide..Neyse..Sırada Hüseyin’in bir arkadaşı (Eren)vardı onuda buluşma noktasından alıp en son bizim kız Zeynep’i aldık.Böylece saat 19:30 gibi Ankara ekibi tamamlanmış oldu.Yol çok keyifliydi sohbet ede ede gidiyorduk.Aksaray’da mola verip eksik olan şeyleri tamamladık,Niğde gazozlarımızı içtik.Sonra akşamın tüm ağırlığnıı ve yorgunluğunu omuzlarımda hissetmemden olacak ki kafayı koyduğum gibi Zzzz Zzzz...Gece saat 00:30 gibi Niğde merkeze varmıştık.Eee Niğde’ye gelmişiz Tantuni yemeden gider miyiz dedik ve açık tantunici aramaya başladık.Gecenin o saati bu mümkün olmadı tabi..Sonra dedik ki nasıl olsa dağ evimiz bizi bekliyor gittiğimizde yeriz bir şeyler.( Hüseyin,dağ evi ayarlamıştı orada geceyi geçirip sabah Sarı Mehmet’lere doğru yola çıkacaktık ‘’güya’’.. Fazla hayal kurmuşuz biz..)Tekrar arabaya bindik Çamardı’na doğru yola koyulduk..Daha Niğde’yi yeni çıkmıştık ve biraz yol almıştık ki taaaa taaaaaa!!!! Araba yolun ortasında birden bire durdu.Önce dedik çalışır nasıl olsa diye çok dert etmedik ama üst üste denemelerimiz sonuçsuz kalınca morallerimiz bozulmaya başladı.Aslında araba çalışıyor fakat vitesler değişmiyordu.Yapacak bir şey yoktu mecburen sabahlayacaktık orada.Tek umudumuz sabah belki düzelirde bizde devam ederiz şeklindeydi.Kaldığımız yerde tam yolun kenarı bir taraftan otabüsler bir taraftan kamyonlar gece olmasına rağmen vızır vızırdı.Arabayı biraz kenara çektik iterek.Sonrada çantalardan matları tulumları çıkarıp serildik arabanın yanına.İlk tuluma girdiğimde faaliyet böyle başladıysa sonrasını benim kalbim kaldırır mı acaba diye düşündüm ama kafayı tulumdan çıkarıp yıldızlara şöyle bir bakınca dedim varsın olsun dağlar kızı. Umudunu kaybetme her şey güzel olacak bak.Hem değişiklik olsun sonra yol kenarında da yatmadım demezsin hiç değilse dedim.Önceleri sesten,kamyonların ışığı ve yerde yarattığı sarsıntıdan uyuyamasamda sonradan baldan tatlı bir uykuya daldım.Ne uyku ama halisünasyon bile gördüm.Aslında çok emin değilim halisünasyon olduğundan gerçekte olabilir.
14 Haziran Cumartesi:
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım.Hüseyin ve Eren arabanın başında uğraşıyorlardı ama belki sabah çalışır umudumuzdanda ses seda yoktu.İşte bu noktada tüm plan değişmişti.Önümüzde ciddi sorunlar vardı.Tırmanışa katılacak diğer iki arkadaştanda henüz haber yoktu.Hüseyin’in durumuda belli olmuştu mecburen Niğde’ye dönecek ve arabayı yaptıracaktı.Saat 07:00 gibi çamardı otobüsüyle Çukurbağ köyüne geçelim oradanda traktörle sarı Mehmet’lere geçip Arda ile İsmet’i(Gelecek olan arkadaşlar) bekleyelim dedik.Tam otobüse bindik Zeynep’in Akdeniz Üniversitesinden dağcı arkadaşlarıyla(Akın ve Betül) karşılaştık.Onlarda bizim o tarafa gittiklerini söylediler.Bizde birlikte traktör tutup gidelim dedik.Çukurbağ köyünden bizi traktörcü Mehmet abi aldı.Sonra sağolsun bizi evine götürüp kahvaltı yaptırdı.Ardından o bizim arkadaşları almaya gitti.Bizede bahçenin yolunu gösterdi.İyide etti.Bahçede yok yoktu.Erik ve kiraz ağaçlarına öyle bir daldık ki normalde meyve yemeyen ben bile avuç avuç götürdüm erikleri.Misafirperverliklerinden dolayı Mehmet abi ve ailesine teşekkürü bir borç bilirim.
Ekip tamamlandıktan sonra Emli Vadisine doğru yola çıktık.İnanılmaz güzel bir ormanın içinden geçerek traktörle çıkabileceğimiz son noktaya geldik.Bundan sonrası nı yürüyerek çıkacaktık.Taaa ki kamp yerine kadar.Kampımızı su durumundan dolayı ‘’Akşam Pınarı’’ denilen yere atmaya karar verdik.Kamp yeri yolu çok güzeldi ama bizim akıllı Zeynep 45 lt çantayla gelince bendede 80 lt lik çanta olunca mecburen ağır kamp yüküyle yol aldığım için manzaranın tadına varamadım pek.(dönüşte acısını çıkardım ama doya doya izleyerek indim) Haa birde hani otobüste karşılaştığımız Akdeniz Üniversitesinden arkadaşlar vardı ya işte onlarda bize katılmaya dahası bizimle Alaca zirve yapmaya karar verdiler.Kamp yerine varır varmaz çadırları kurmaya başladık..Sonrada hemen yemek işine koyulduk.Çok keyifli bir yemek oldu bir an için İsmet’in karbonhidrat krizine girmesinden korksamda kız banamısın demedi valla.Çok takdir ettim yemek yeme tarzını.Gece 24:00’te kalkıp 02:00 gibi yola çıkacağımız içinde erkenden yatıp dinlenmemiz şarttı.İlk günün ağırlığı her zaman daha fazladır dağda.Üzerine birde yol yorgunluğu olunca dahada yıkıcı bir hal alabiliyor durum.
İnanılmaz bir manzara vardı,bir tarafta ‘’Parmakkaya’’ diğer tarafta gözünün alabildiğine uzanan isimsiz zirveler.Bizde matları atıp bu manzaraya dönük olarak yemek hazırlıklarına başladık.Keyifli keyifli ve patlayana kadar yemeklerimizi yedik.Sonra Arda,ben ve Zeynep bir araya gelince KTÜDAKS muhabbeti yapmadan olmaz dedik ve eski defterleri karıştırıp hayli gülme malzemesi çıkardık oradan.Saatlerimiz 20:00 ye gelmek üzereydi.Dedik artık yatma vakti.Çadırlarımıza çekildik .Neden bilmiyorum ama hiç uyuyamadım.Aslında çok yüksekte olmamamıza rağmen bir gariplik vardı üzerimizde.Hatta garip garip sesler duyuyorum böyle şarkı sesleri gibi dedim kendine gel dağlar kızı saçmalama ne şarkısı dağ başında sonradan sesler daha bir belirginleşti hemde bildik şarkılara döndü yok artık o kadarda değil dedim arkamı bi döndüm Zeynep hanım tulumun içinde MP3 dinliyo..Ben onun çoktan uyuduğunu düşündüğüm için diyorum herade aklimitize olamadım garip gurip şeyler duyuyorum. ( ).Çok güldüm ama kendime.Yazarken bile yüzümde bir sırıtma var şu an.Alarmların çalmasıyla kalktık ve sıkı bir kahvaltı yaptık. Bu arada telefonlar çekmediği için Hüseyin’den haber alamıyorduk ama aklımızda onda kalmıştı.Kötü şans mı denir ne denir bilemedik..
14 Haziran Pazar:
Hava çok güzeldi kalktığımızda çok soğuk yoktu fakat ay ortalıklarda görünmüyordu.Zifiri bir karanlık vardı.Kafa lambaları ile ilerlemeye başladık ama onlar bile yetersiz kalıyor,çoğu zaman kendimizi rotadan çıkmış olarak buluyorduk.Babaları (daha önce o rotadan çıkan dağcıların rotayı işaretlemek amacıyla üst üste koydukları taşlar) görmemiz bile mümkün olmuyordu o derece karanlıktı yani.Her zaman olduğu gibi ilk önce nefes açana kadar hayli zorlandım.Tabi bir yıl dağa gitmemeninde etkisi vardı bunda.Tempoyu tutturana kadar bu zorluk sonrasında her şey daha kolay olmaya başlıyor çünkü.
Uzun bir sürecin ardından gün ağırıken ‘’Avcıbeli Geçiti’’ (3020m)ne vardık.Manzara enfesti orada.Bizi biraz soğuk hatta sert esen bir rüzgar karşılamış olsada bir şeyler yiyip içerek tekrar enerjimizi depoladık.Sonrasında ise daha zor bir parkur bizi bekliyordu.Zor dediğim aslında abartılacak bir durum değil ama bizim hiç birimizde krampon olmayınca karda hayli sert olunca kazmalarla iz açılması gerekti.Yalnız çok sakattı geçeceğimiz yerler hayli dik dibini göremediğimiz kadarda yüksekteydik.Kazmanın bile ucu bazı yerlerde zar zor giriyordu.Kılçık gibi görünen bir yere kadar bu şekilde ilerledik ama fazlaca oyalandık iz açmayla falan.Kılçığa geldiğimizde neden bilmiyorum hepimize bi uyku hali bastı.Hele bana ama inanamazsınız gözlerimi açamayacak kadar uykum gelmişti.Vücudumuda çok iyi tanıdığım için zirvenin 100 m altında dedim siz çıkın ben biraz kestireyim.Çünkü dengem bozuldu attığım adımlardada saçmalamaya başladım.Çokta dik bir yerde olunca riske atmadım ve kayanın dibine kıvrılıp 15 dk kestirdim.Hakketen çok iyi geldi o uyku bana.
İsmet bir yerde telefonunu düşürmüştü sonra biz onunla önden önden inmeye telefonu aramaya başladık.Ekip hala zirvedeydi o sırada.Yalnız nasıl o kadar aşağıya indik anlamadım çıkarken Yusuf abim sağolsun bir an olsun yanımdan ayrlmadı benim.Avcıbeli geçitine yakın bir yerde ekibi beklemeye başladık.Ama görünürlerde kimsecikler yoktu.Hayır havada çok fena toplamaya başlamıştı ki karşı taraflar ciddi yağış alıyordu.Hava durumuna görede Pazar öğleden sonra yağmur yağma olasılığı hayli yüksekti.Bir süre daha onları bekledikten sonratepelerde bir yerde Arda’yı gördüm ben sonra dedik barı geçite kadar gidelimde orada buluşalım.Geçite geldiğimde biraz pişman oldum çünkü deli rüzgar alan bir yer orası ve kuytuya girecekte bir yer yok.Kafa gözü iyice kapattıktan sonra uzun süre etrafımı süzdüm.Ekipte bir süre sonra bir araya geldi.Şimdi bir yerden inmemiz lazımdı ama hayli dik ve çürük kayalardan oluştuğu için dedik ikişer ikişer inelim birbirimize kaya düşürüp bir kazaya kurban gitmeyelim.Toto yerde birbirimize son derece yakın olarak oradanda indikten sonra asıl eziyetli kısım başladı..’’Amele Yolu’’ dediğim bitmek bilmek tükenmeyen patikalar.Hayır her setten sonra buranın arkası kamp evet evet kesin kamp desemde hep yanılıyor sonrada güneşe ters ters bakıp yak yak yakmazsan beni gıcıksın diyodum.Çıkarken nasıl çıkmışız diyede düşünmeden edemedim.Dönüş yolunda hep aklıma gelir bu zaten.Nasıl çıkmışız biz bu yolu derim.Kampa ulaşıncada dinlemeden hemen kampı toplayıp sarı Mehmet’lere doğru yola çıktık.Traktörü kaçırmamak için acele etmemiz şarttı.Buluşma noktasına geldiğimizde hepimiz hayli yorgunduk.Üzerimizi bile zar zor değiştirip normal insan kılığına bürünüp Mehmet abi’yi beklemeye başladık.O geldikten sonra çantaları traktöre atıp Çukurbağ köyüne doğru hareket ettik.Bizi Niğde merkeze götürecek otobüs oradan geçecekti.Otobüse tıklım tıkıştı Allahtan genç abilerimiz bizim halimize bakıp acımış olacaklar ki kalkıp yer verdiler yoksa o yol nasıl biterdi bilmiyorum.Gerçi oturdukta ne oldu diyecem koltuklar o kadar dardı ki ben bacaklarımı sığdıramadım ve gidene kadar kıpırdanıp durdum.
Niğde otogarına geldiğimizde Hüseyin aracı tamir ettirmiş ve bizi bekliyordu.Yemek yiyip hemen yola çıkalım dedik.Kısa bir sürede yemek işini hallettiten sonra vakit kaybetmeden Ankara’ya dönüşe geçtik. Zaten saat neredeyse 20:00 olmuştu,en rahat gece 01:00-01:30 gibi evde olacaktık.Ertesi gün iş olmasa hiç önemi yoktu dönüş saatimiz ama işe gideceğimi düşündükçe o yolun gözümde nasıl büyüdüğünü anlatmaya kelimeler yetmez.Yolda hiç mola vermeyip söylediğim saatlerde Ankara’daydık.Eve gittiğimde saat 02:00 yi geçiyordu.Tabi beni yine annem karşıladı.Uyumamış beklemiş.Çokta dua etmiştim inşallah uyumuştur hiç ses yapmadan açar kapıyı yavaşça girerim diye ama nerde elinde maşa olmasada( ) kapıda karşıladı beni.Sonrası fecii zaten. Duş al yatma moduna geç saat oldu 03:30.Sabah sersem sersem her yerim ağrıyarak zar zor yedi gibi uyandım.İşe geldim ama el yüz şiş yanık içinde.Tip kaymış..O esnada Arda’yla olan konuşmamız geldi aklıma.O’da Bursa’ya gidecek ve eve bile uğrayamdan iş yerinde olacaktı.Benimde benzer bir durumum olduğunu öğrenince bizim derdimiz ne be Dağlar kızı dedi.Hakketen ya rahat batıyo mu nedir anlamadım ki.Tabi bu işin şaka kısmı biz bunlara bilerek ve isteyerek dağlara gidiyoruz.Gül diken hikayesi gibi gibi.
İşte bir serüveni daha böylece yazmış olduk.İleride çocuklara ve torunlara anlatacağımız bir hikayemiz daha var artık. ( )
Önümüzdeki faaliyetlere bakıp yeni yerler keşfetmenin planlarını yapma umuduyla sonlandırıyorum.
DAĞLAR KIZI.
Dipnot:
Fotoğraflarda gelecek tabi..De ne zaman bilmiyorum.. Bahçede eriklere nasıl daldığımızı,bahsettiğim enfes parmakkaya'yı inşallah göstereceğim sizede..
‘’ALADAĞLAR- ALACA FAALİYETİ / 13-15 HAZİRAN 2008’’
Herkesin yürüdüğü yollarda yürümeyenlerin evrenidir dağlar...
Kendi yolunu kendi yapan kişidir dağcı...
Dağcı doruk için değil kendisi için, dağdaki kendisi için dağa çıkar...
Doruğu ele geçirmek için dağa çıkanlar, dağdan birşey anlamazlar...
Belli birşey için değil yeniden doğmak için çıkılır dağa...
Dağa çıkmak, dağın yüzeyinde dolaşmaktan çok, doğanın içine inmektir...
Tıpkı yukarıda yazdığım gibi herkesin yürüdüğü yollardan yürümeyenlerin dünyasıdır dağlar..Neden,niye,niçin sorularının cevapsız kaldığı,çoğu insanın hatta biz dağcıların bile anlam veremediği bitmeyen bir sevdadır dağ..Her attığı adımda biraz daha kendine yaklaşır kendini bulur dağcı.Belki yorulur,ter akıtır ama normal hayatta olup biten olumsuzluklarada gülüp geçme becerisi kazanır farkında olmadan. Virüs gibidir aslında bir defa kanına girdi mi bir daha vazgeçmek zordur.Periyotlar kısalır ama asla son bulmaz bu sevda.İşte bundan olsa gerek ki dağcı en küçük bir fırsattı dahi kaçırmaz sevdiğinin yanıbaşında alır soluğu.En küçük fırsat derken lafın gelişi değil haa,gerçekten öyle.Bu kimi zaman iki güne sığdırılmaya çalışılan bir faaliyetken kimi zaman tıpkı az sonra anlatacağım gibi bir gün içinde planlanmış bir faaliyet olabiliyor. Artık başlayalım mı?Hadi başlayalım.
13 Haziran Cuma:
Belkide en zor en koşturmacalı geçen zamandır yola çıkılacak gün.Hazırlıklara devam ederken bir taraftanda bir şey unuttum mu acaba diye sürekli sorar durusun kendi kendine.Aslında okuldayken bu hazırlık aşaması dert edilecek bir şey değilken çalışma hayatına girince bu olayda farklı bir boyuta taşınıp sorun haline gelebiliyor.Çok planlı bir tırmanış olmayan-hatta piyangodan çıkan-bir faaliyet olduğu için hazırlıklarımız hep son güne kalmıştı.Allah’tan Niğde’ye otobüsle değilde bir arkadaşımızın(Hüseyin) arabasıyla(!) (bu ünlemin nedenini daha sonra anlayacaksınız) gidecektik o nedenle Ankara’dan çıkış saatimizde bize bağlıydı.Benim işten çıkış saatim ciddi bir problemdi hatta çantam dahi hazır değildi.Tüm bunları düşünerek işten bir kaç saat erken çıktım ve doğruca evin yolunu tuttum.Eve geldiğimde mutfakta annemin benim için hazırladığı pogaca ve bir kalıp kekle karşılaştım.Aslında asıl süpriz buydu çünkü annem madem dağa gidiyosun yine ben dağ için hiç bir şey hazırlayamam demişti.Dayanamamış hazırlamış yine sanırım annelik böyle bir şey.Kendimi biraz toparladıktan sonra hemen çantamı hazırlamaya başladım.Tam bir yıl olmuştu dağa gitmeyeli.Ayak lifim koptuğundan beri ilk kez gidecektim tırmanışa ne kondisyonum ne de ayağımın durumu hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.Aslında çokta önemi yoktu bunun baktım olmuyo kampta yatarım,sevdiğime uzaktan bakar,havasını içime çeker geri dönerim dedim.Yeter ki uzaklaşayım şu şehirden şu anlamsız karmaşadan.Uzun zamandır duymadığım bir heyecan vardı bende nedeni ise o kadar Aladağlar’a gittik ama bu bölgeye(Alaca-Kaldı tarafı)gitmek bir türlü kısmet olmamıştı.Bende merak eder dururdum.Fotoğraflarına bakmakla yetinmiştim bu zamana kadar.Ama ne demiş bir bilen sabreden derviş muradına erermiş.
Zar zor hazırlanıp Hüseyin’le onların evin önünde buluştum.Hüseyin’in dünyalar tatlısı bir oğlu var.Onu uyutup çıkmıştı sanırım.Evlenince daha bir zor oluyor bu dağ işleri arkada birilerini bırakıp gitmek zor olsa gerek hele söz konusu olan bir bebekse..Ona göre bir evlilik yapmak lazım belkide..Neyse..Sırada Hüseyin’in bir arkadaşı (Eren)vardı onuda buluşma noktasından alıp en son bizim kız Zeynep’i aldık.Böylece saat 19:30 gibi Ankara ekibi tamamlanmış oldu.Yol çok keyifliydi sohbet ede ede gidiyorduk.Aksaray’da mola verip eksik olan şeyleri tamamladık,Niğde gazozlarımızı içtik.Sonra akşamın tüm ağırlığnıı ve yorgunluğunu omuzlarımda hissetmemden olacak ki kafayı koyduğum gibi Zzzz Zzzz...Gece saat 00:30 gibi Niğde merkeze varmıştık.Eee Niğde’ye gelmişiz Tantuni yemeden gider miyiz dedik ve açık tantunici aramaya başladık.Gecenin o saati bu mümkün olmadı tabi..Sonra dedik ki nasıl olsa dağ evimiz bizi bekliyor gittiğimizde yeriz bir şeyler.( Hüseyin,dağ evi ayarlamıştı orada geceyi geçirip sabah Sarı Mehmet’lere doğru yola çıkacaktık ‘’güya’’.. Fazla hayal kurmuşuz biz..)Tekrar arabaya bindik Çamardı’na doğru yola koyulduk..Daha Niğde’yi yeni çıkmıştık ve biraz yol almıştık ki taaaa taaaaaa!!!! Araba yolun ortasında birden bire durdu.Önce dedik çalışır nasıl olsa diye çok dert etmedik ama üst üste denemelerimiz sonuçsuz kalınca morallerimiz bozulmaya başladı.Aslında araba çalışıyor fakat vitesler değişmiyordu.Yapacak bir şey yoktu mecburen sabahlayacaktık orada.Tek umudumuz sabah belki düzelirde bizde devam ederiz şeklindeydi.Kaldığımız yerde tam yolun kenarı bir taraftan otabüsler bir taraftan kamyonlar gece olmasına rağmen vızır vızırdı.Arabayı biraz kenara çektik iterek.Sonrada çantalardan matları tulumları çıkarıp serildik arabanın yanına.İlk tuluma girdiğimde faaliyet böyle başladıysa sonrasını benim kalbim kaldırır mı acaba diye düşündüm ama kafayı tulumdan çıkarıp yıldızlara şöyle bir bakınca dedim varsın olsun dağlar kızı. Umudunu kaybetme her şey güzel olacak bak.Hem değişiklik olsun sonra yol kenarında da yatmadım demezsin hiç değilse dedim.Önceleri sesten,kamyonların ışığı ve yerde yarattığı sarsıntıdan uyuyamasamda sonradan baldan tatlı bir uykuya daldım.Ne uyku ama halisünasyon bile gördüm.Aslında çok emin değilim halisünasyon olduğundan gerçekte olabilir.
14 Haziran Cumartesi:
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım.Hüseyin ve Eren arabanın başında uğraşıyorlardı ama belki sabah çalışır umudumuzdanda ses seda yoktu.İşte bu noktada tüm plan değişmişti.Önümüzde ciddi sorunlar vardı.Tırmanışa katılacak diğer iki arkadaştanda henüz haber yoktu.Hüseyin’in durumuda belli olmuştu mecburen Niğde’ye dönecek ve arabayı yaptıracaktı.Saat 07:00 gibi çamardı otobüsüyle Çukurbağ köyüne geçelim oradanda traktörle sarı Mehmet’lere geçip Arda ile İsmet’i(Gelecek olan arkadaşlar) bekleyelim dedik.Tam otobüse bindik Zeynep’in Akdeniz Üniversitesinden dağcı arkadaşlarıyla(Akın ve Betül) karşılaştık.Onlarda bizim o tarafa gittiklerini söylediler.Bizde birlikte traktör tutup gidelim dedik.Çukurbağ köyünden bizi traktörcü Mehmet abi aldı.Sonra sağolsun bizi evine götürüp kahvaltı yaptırdı.Ardından o bizim arkadaşları almaya gitti.Bizede bahçenin yolunu gösterdi.İyide etti.Bahçede yok yoktu.Erik ve kiraz ağaçlarına öyle bir daldık ki normalde meyve yemeyen ben bile avuç avuç götürdüm erikleri.Misafirperverliklerinden dolayı Mehmet abi ve ailesine teşekkürü bir borç bilirim.
Ekip tamamlandıktan sonra Emli Vadisine doğru yola çıktık.İnanılmaz güzel bir ormanın içinden geçerek traktörle çıkabileceğimiz son noktaya geldik.Bundan sonrası nı yürüyerek çıkacaktık.Taaa ki kamp yerine kadar.Kampımızı su durumundan dolayı ‘’Akşam Pınarı’’ denilen yere atmaya karar verdik.Kamp yeri yolu çok güzeldi ama bizim akıllı Zeynep 45 lt çantayla gelince bendede 80 lt lik çanta olunca mecburen ağır kamp yüküyle yol aldığım için manzaranın tadına varamadım pek.(dönüşte acısını çıkardım ama doya doya izleyerek indim) Haa birde hani otobüste karşılaştığımız Akdeniz Üniversitesinden arkadaşlar vardı ya işte onlarda bize katılmaya dahası bizimle Alaca zirve yapmaya karar verdiler.Kamp yerine varır varmaz çadırları kurmaya başladık..Sonrada hemen yemek işine koyulduk.Çok keyifli bir yemek oldu bir an için İsmet’in karbonhidrat krizine girmesinden korksamda kız banamısın demedi valla.Çok takdir ettim yemek yeme tarzını.Gece 24:00’te kalkıp 02:00 gibi yola çıkacağımız içinde erkenden yatıp dinlenmemiz şarttı.İlk günün ağırlığı her zaman daha fazladır dağda.Üzerine birde yol yorgunluğu olunca dahada yıkıcı bir hal alabiliyor durum.
İnanılmaz bir manzara vardı,bir tarafta ‘’Parmakkaya’’ diğer tarafta gözünün alabildiğine uzanan isimsiz zirveler.Bizde matları atıp bu manzaraya dönük olarak yemek hazırlıklarına başladık.Keyifli keyifli ve patlayana kadar yemeklerimizi yedik.Sonra Arda,ben ve Zeynep bir araya gelince KTÜDAKS muhabbeti yapmadan olmaz dedik ve eski defterleri karıştırıp hayli gülme malzemesi çıkardık oradan.Saatlerimiz 20:00 ye gelmek üzereydi.Dedik artık yatma vakti.Çadırlarımıza çekildik .Neden bilmiyorum ama hiç uyuyamadım.Aslında çok yüksekte olmamamıza rağmen bir gariplik vardı üzerimizde.Hatta garip garip sesler duyuyorum böyle şarkı sesleri gibi dedim kendine gel dağlar kızı saçmalama ne şarkısı dağ başında sonradan sesler daha bir belirginleşti hemde bildik şarkılara döndü yok artık o kadarda değil dedim arkamı bi döndüm Zeynep hanım tulumun içinde MP3 dinliyo..Ben onun çoktan uyuduğunu düşündüğüm için diyorum herade aklimitize olamadım garip gurip şeyler duyuyorum. ( ).Çok güldüm ama kendime.Yazarken bile yüzümde bir sırıtma var şu an.Alarmların çalmasıyla kalktık ve sıkı bir kahvaltı yaptık. Bu arada telefonlar çekmediği için Hüseyin’den haber alamıyorduk ama aklımızda onda kalmıştı.Kötü şans mı denir ne denir bilemedik..
14 Haziran Pazar:
Hava çok güzeldi kalktığımızda çok soğuk yoktu fakat ay ortalıklarda görünmüyordu.Zifiri bir karanlık vardı.Kafa lambaları ile ilerlemeye başladık ama onlar bile yetersiz kalıyor,çoğu zaman kendimizi rotadan çıkmış olarak buluyorduk.Babaları (daha önce o rotadan çıkan dağcıların rotayı işaretlemek amacıyla üst üste koydukları taşlar) görmemiz bile mümkün olmuyordu o derece karanlıktı yani.Her zaman olduğu gibi ilk önce nefes açana kadar hayli zorlandım.Tabi bir yıl dağa gitmemeninde etkisi vardı bunda.Tempoyu tutturana kadar bu zorluk sonrasında her şey daha kolay olmaya başlıyor çünkü.
Uzun bir sürecin ardından gün ağırıken ‘’Avcıbeli Geçiti’’ (3020m)ne vardık.Manzara enfesti orada.Bizi biraz soğuk hatta sert esen bir rüzgar karşılamış olsada bir şeyler yiyip içerek tekrar enerjimizi depoladık.Sonrasında ise daha zor bir parkur bizi bekliyordu.Zor dediğim aslında abartılacak bir durum değil ama bizim hiç birimizde krampon olmayınca karda hayli sert olunca kazmalarla iz açılması gerekti.Yalnız çok sakattı geçeceğimiz yerler hayli dik dibini göremediğimiz kadarda yüksekteydik.Kazmanın bile ucu bazı yerlerde zar zor giriyordu.Kılçık gibi görünen bir yere kadar bu şekilde ilerledik ama fazlaca oyalandık iz açmayla falan.Kılçığa geldiğimizde neden bilmiyorum hepimize bi uyku hali bastı.Hele bana ama inanamazsınız gözlerimi açamayacak kadar uykum gelmişti.Vücudumuda çok iyi tanıdığım için zirvenin 100 m altında dedim siz çıkın ben biraz kestireyim.Çünkü dengem bozuldu attığım adımlardada saçmalamaya başladım.Çokta dik bir yerde olunca riske atmadım ve kayanın dibine kıvrılıp 15 dk kestirdim.Hakketen çok iyi geldi o uyku bana.
İsmet bir yerde telefonunu düşürmüştü sonra biz onunla önden önden inmeye telefonu aramaya başladık.Ekip hala zirvedeydi o sırada.Yalnız nasıl o kadar aşağıya indik anlamadım çıkarken Yusuf abim sağolsun bir an olsun yanımdan ayrlmadı benim.Avcıbeli geçitine yakın bir yerde ekibi beklemeye başladık.Ama görünürlerde kimsecikler yoktu.Hayır havada çok fena toplamaya başlamıştı ki karşı taraflar ciddi yağış alıyordu.Hava durumuna görede Pazar öğleden sonra yağmur yağma olasılığı hayli yüksekti.Bir süre daha onları bekledikten sonratepelerde bir yerde Arda’yı gördüm ben sonra dedik barı geçite kadar gidelimde orada buluşalım.Geçite geldiğimde biraz pişman oldum çünkü deli rüzgar alan bir yer orası ve kuytuya girecekte bir yer yok.Kafa gözü iyice kapattıktan sonra uzun süre etrafımı süzdüm.Ekipte bir süre sonra bir araya geldi.Şimdi bir yerden inmemiz lazımdı ama hayli dik ve çürük kayalardan oluştuğu için dedik ikişer ikişer inelim birbirimize kaya düşürüp bir kazaya kurban gitmeyelim.Toto yerde birbirimize son derece yakın olarak oradanda indikten sonra asıl eziyetli kısım başladı..’’Amele Yolu’’ dediğim bitmek bilmek tükenmeyen patikalar.Hayır her setten sonra buranın arkası kamp evet evet kesin kamp desemde hep yanılıyor sonrada güneşe ters ters bakıp yak yak yakmazsan beni gıcıksın diyodum.Çıkarken nasıl çıkmışız diyede düşünmeden edemedim.Dönüş yolunda hep aklıma gelir bu zaten.Nasıl çıkmışız biz bu yolu derim.Kampa ulaşıncada dinlemeden hemen kampı toplayıp sarı Mehmet’lere doğru yola çıktık.Traktörü kaçırmamak için acele etmemiz şarttı.Buluşma noktasına geldiğimizde hepimiz hayli yorgunduk.Üzerimizi bile zar zor değiştirip normal insan kılığına bürünüp Mehmet abi’yi beklemeye başladık.O geldikten sonra çantaları traktöre atıp Çukurbağ köyüne doğru hareket ettik.Bizi Niğde merkeze götürecek otobüs oradan geçecekti.Otobüse tıklım tıkıştı Allahtan genç abilerimiz bizim halimize bakıp acımış olacaklar ki kalkıp yer verdiler yoksa o yol nasıl biterdi bilmiyorum.Gerçi oturdukta ne oldu diyecem koltuklar o kadar dardı ki ben bacaklarımı sığdıramadım ve gidene kadar kıpırdanıp durdum.
Niğde otogarına geldiğimizde Hüseyin aracı tamir ettirmiş ve bizi bekliyordu.Yemek yiyip hemen yola çıkalım dedik.Kısa bir sürede yemek işini hallettiten sonra vakit kaybetmeden Ankara’ya dönüşe geçtik. Zaten saat neredeyse 20:00 olmuştu,en rahat gece 01:00-01:30 gibi evde olacaktık.Ertesi gün iş olmasa hiç önemi yoktu dönüş saatimiz ama işe gideceğimi düşündükçe o yolun gözümde nasıl büyüdüğünü anlatmaya kelimeler yetmez.Yolda hiç mola vermeyip söylediğim saatlerde Ankara’daydık.Eve gittiğimde saat 02:00 yi geçiyordu.Tabi beni yine annem karşıladı.Uyumamış beklemiş.Çokta dua etmiştim inşallah uyumuştur hiç ses yapmadan açar kapıyı yavaşça girerim diye ama nerde elinde maşa olmasada( ) kapıda karşıladı beni.Sonrası fecii zaten. Duş al yatma moduna geç saat oldu 03:30.Sabah sersem sersem her yerim ağrıyarak zar zor yedi gibi uyandım.İşe geldim ama el yüz şiş yanık içinde.Tip kaymış..O esnada Arda’yla olan konuşmamız geldi aklıma.O’da Bursa’ya gidecek ve eve bile uğrayamdan iş yerinde olacaktı.Benimde benzer bir durumum olduğunu öğrenince bizim derdimiz ne be Dağlar kızı dedi.Hakketen ya rahat batıyo mu nedir anlamadım ki.Tabi bu işin şaka kısmı biz bunlara bilerek ve isteyerek dağlara gidiyoruz.Gül diken hikayesi gibi gibi.
İşte bir serüveni daha böylece yazmış olduk.İleride çocuklara ve torunlara anlatacağımız bir hikayemiz daha var artık. ( )
Önümüzdeki faaliyetlere bakıp yeni yerler keşfetmenin planlarını yapma umuduyla sonlandırıyorum.
DAĞLAR KIZI.
Dipnot:
Fotoğraflarda gelecek tabi..De ne zaman bilmiyorum.. Bahçede eriklere nasıl daldığımızı,bahsettiğim enfes parmakkaya'yı inşallah göstereceğim sizede..

