kadirirkin
Yeni Üye
KOZBEYLİ
Kemal Anadol'un 1900 ile 1922 arasındaki Ege’yi anlattığı "Büyük Ayrılık" adlı kitabında köyü şöyle anlatıyor: "Kozbeyli kıyıda değildi ama Çandarlı ile Nemrut körfezleri ayağının altına serilmişti... Dağ köyü de değildi; fakat bir tepenin sırtlarına yaslanmıştı. Arkasındaki Kocakayalar sanki bir gözetleme kulesiydi! Buradan Çandarlı Körfezi'nde olan biten her şeyi izlemek mümkündü. Geceleri Şıpka Tepesi'nin ardından Midilli köyleriyle Plomari'nin ışıkları görünüyordu. Köydeki bağların ünü her yere yayılmıştı. Hem sofralık hem de şaraplık Foçakarası üzümleri, zeytinle birlikte köyün önemli gelir kaynağıydı. Köyün Türk ve Rum olmak üzere iki mahallesi vardı. Türkler'in hane sayısı 100, Rumların ise 30 civarındaydı. Kiliseye gelmeden önce taş sütunlu bir kapıdan girilen ve taş çerçeveli iki penceresi olan tek katlı yapı, Çapkınoğlu’nun ünlü meyhanesiydi. Meyhaneci Çapkınoğlu müşterilerine Foçakarası şarabını sunuyordu. Yörede çok özel bir yeri olan bu meyhane herkese açık değildi. Üç Rum kızının garsonluk yaptığı binaya Türkler'in girmesi biraz zordu. Onların buraya uğrayabilmesi, ya paralarının ya da güçlerinin fazla olmasına bağlıydı..."
Kemal Anadol un bu kitabında oldukça güzel tasvir edilmiş Kozbeyli yi , Kitabın çıkması ile birlikte, köyün geniş kitlelerce bilinirliği inanılmaz derecede artmıştır, bu yüzden Kozbeyli yi anlatırken bu kitaptan bahsetmeden geçmek doğru olmazdı sanırım.
Geçtiğimiz yüzyıl içerisinde sanayileşme, eğitim ve iş imkanları gibi sorunlar yüzünden çığ gibi büyüyerek artan köyden kente göç eylemi, son yıllarda metropoller yakınlarında yeniden keşfedilen köyler ile kısmen tersine dönmeye başladı.
Metropollerin koşturmacalı yaşam tarzı, trafik keşmekeşi, sağlıksız beslenme koşulları, artan hava kirliliği doğal yaşamı seven kitleleri bunaltıp yeni arayışlara sürükledi. Kısa bir süre önceye kadar sakin, huzurlu yaşam süren bazı köyler bu kitleler için popüler olmaya başladı. Yerleşme maksadıyla olmasa bile günübirlik turlama, doğal şekilde üretilen yiyeceklerin satıldığı pazarlardan alışveriş yapma, ve bir günlüğüne de olsa köy hayatı tatmaktı bu kitlelerin amacı.
700 yıllık tarihi ile çok eski bir yerleşim olan Kozbeyli, bu yıldızı parlayan popüler köyler listesine girenlerden biri. Ulaşımının oldukça kolay olması ve İzmir e yakınlığı bu ilgiyi oldukça arttıracak.
İzmir den yola çıkmışsanız eğer 2 türlü kolay ulaşım şansınız var. İzmir-Çanakkale karayolunda ilerlerken ya Eski Foça ya da Yeni Foça yoluna girmeniz gerekiyor, Ben genellikle Eski Foça yolunu tercih ediyorum ,Eski Foça yoluna sapıp , ilerlerken bir kavşak noktasına geleceksiniz, sağ taraf Kozbeyli yoluna sol taraf Germen köyü yoludur. Ormanlık bir alanda , çam ve zeytin ağaçları ile dolu bu yolda ilerlerken arabanızın camını açıp, çam ve kekik kokusunu içinize derin derin çekmeyi unutmayın. Zaten şehirden asıl kaçışımızın sebebi doğayla kucaklaşmak değil mi ..Kavşaktan köye kadar yaklaşık 5 km mesafeyi keyifle tamamlayacaksınız .
Varış noktası köyün meydanı. Köy meydanın kenarları antik taşlar ile rastgele çevrilmiş, nereden ne için getirildiği belli değil, ama kültürel mirasa sahip bu taşlar şu an sadece meydana araç girmesini engelleyen taş görevi görüyorlar. Bu meydanda Pazar günleri köy pazarı kuruluyor ve bu Pazar için özellikle Yeni Foça dan ve İzmir den gelen çok insan var. Pazar alışverişi hariç bir de hafta sonları kahvaltı yapmaya gelen epey bir kalabalık oluyor.
Köy meydanının hemen yanı başındaki dibek kahvesi ile ünlü kahvehane, köyü keşfetmek isteyenlerin başlangıç noktası. Keşif için köyü turlayacak olanlara güzel bir kolaylık yapılmış, kısa köy turu ve uzun köy turu yazılı iki değişik renkte tabelalar hazırlanmış.
Taş evlerin yer aldığı dar sokaklarda tepeye doğru yavaş yavaş tırmanarak gideceğimiz ilk nokta ise köyün tarihi camii olmalıdır, her noktadan kolaylıkla görülebilinen, yüksek bir minareye sahip olan köydeki tek camii yaklaşık 400 yıllık. Köyü kısaca tanımlarken kullanacağımız “mavi ve yeşil in bir arada olduğu yer” ifadesine, caminin iç dekorasyon renkleride birebir uymuş. Güzel işçilik örnekleri bulunan iç mekanda, Çok yoğun mavi-yeşil uyumu hakim. Caminin önünde güzel renklerle süslenmiş bir çeşme ve muhteşem manzaraya sahip avlusu bulunuyor. Hem soluklanıp dinlenmek, hem de manzarayı seyretmek için iyi bir fırsat.
Caminin hemen yanıbaşında kübik görüntüsüyle Kuzubeyi Kulesi yer almakta, ilk bakışta eski bir taş evden bir farkı yok, cami ziyaretimiz sırasında karşılaştığımız bir amca sayesinde kule yi bulduk. Biraz beraber yürüdük, köy hakkında sohbet ettik ve bize kule den bahsetti. Biz dışarıdan fark edemesek de amcanın anlatımına göre mazgallı yapısı ile (Kale duvarlarında iç yanı geniş, dış yanı dar olan delik)bu savunma amaçlı kule tanımına uyuyor. Kulenin ciddi bir bakıma ve restorasyona ihtiyacı var, üzerindeki küçük levha olmadan bu kuleyi bulmak çok zor.
Ege bölgesi içerisinde bir çok eski yerleşimleri ziyaret ettim, çok keyif aldığım sokaklarında dolaşırken geçmişine dair hikâyeler uydurduğum yerlerdir. Bu yerlerin mimarileri hep dikkatimi çeker, yaşam koşulları ile mimari yapıyı kurgularım, çok fazla taş ev görmüştüm ama buradaki taş evlerin mimari yapısı oldukça farklı. Diğer gördüğüm taş evlere göre çok az pencereye sahipler ve pencereler oldukça yüksek noktada yer alıyor, evlerde epey yüksek yapılmış, hepsi sanki birer kule gibi. Evler sanki hep bir saldırıya karşı korunma amaçlı böyle imar edilmiş gibiler.
Kemal Anadol'un 1900 ile 1922 arasındaki Ege’yi anlattığı "Büyük Ayrılık" adlı kitabında köyü şöyle anlatıyor: "Kozbeyli kıyıda değildi ama Çandarlı ile Nemrut körfezleri ayağının altına serilmişti... Dağ köyü de değildi; fakat bir tepenin sırtlarına yaslanmıştı. Arkasındaki Kocakayalar sanki bir gözetleme kulesiydi! Buradan Çandarlı Körfezi'nde olan biten her şeyi izlemek mümkündü. Geceleri Şıpka Tepesi'nin ardından Midilli köyleriyle Plomari'nin ışıkları görünüyordu. Köydeki bağların ünü her yere yayılmıştı. Hem sofralık hem de şaraplık Foçakarası üzümleri, zeytinle birlikte köyün önemli gelir kaynağıydı. Köyün Türk ve Rum olmak üzere iki mahallesi vardı. Türkler'in hane sayısı 100, Rumların ise 30 civarındaydı. Kiliseye gelmeden önce taş sütunlu bir kapıdan girilen ve taş çerçeveli iki penceresi olan tek katlı yapı, Çapkınoğlu’nun ünlü meyhanesiydi. Meyhaneci Çapkınoğlu müşterilerine Foçakarası şarabını sunuyordu. Yörede çok özel bir yeri olan bu meyhane herkese açık değildi. Üç Rum kızının garsonluk yaptığı binaya Türkler'in girmesi biraz zordu. Onların buraya uğrayabilmesi, ya paralarının ya da güçlerinin fazla olmasına bağlıydı..."
Kemal Anadol un bu kitabında oldukça güzel tasvir edilmiş Kozbeyli yi , Kitabın çıkması ile birlikte, köyün geniş kitlelerce bilinirliği inanılmaz derecede artmıştır, bu yüzden Kozbeyli yi anlatırken bu kitaptan bahsetmeden geçmek doğru olmazdı sanırım.
Geçtiğimiz yüzyıl içerisinde sanayileşme, eğitim ve iş imkanları gibi sorunlar yüzünden çığ gibi büyüyerek artan köyden kente göç eylemi, son yıllarda metropoller yakınlarında yeniden keşfedilen köyler ile kısmen tersine dönmeye başladı.
Metropollerin koşturmacalı yaşam tarzı, trafik keşmekeşi, sağlıksız beslenme koşulları, artan hava kirliliği doğal yaşamı seven kitleleri bunaltıp yeni arayışlara sürükledi. Kısa bir süre önceye kadar sakin, huzurlu yaşam süren bazı köyler bu kitleler için popüler olmaya başladı. Yerleşme maksadıyla olmasa bile günübirlik turlama, doğal şekilde üretilen yiyeceklerin satıldığı pazarlardan alışveriş yapma, ve bir günlüğüne de olsa köy hayatı tatmaktı bu kitlelerin amacı.
700 yıllık tarihi ile çok eski bir yerleşim olan Kozbeyli, bu yıldızı parlayan popüler köyler listesine girenlerden biri. Ulaşımının oldukça kolay olması ve İzmir e yakınlığı bu ilgiyi oldukça arttıracak.
İzmir den yola çıkmışsanız eğer 2 türlü kolay ulaşım şansınız var. İzmir-Çanakkale karayolunda ilerlerken ya Eski Foça ya da Yeni Foça yoluna girmeniz gerekiyor, Ben genellikle Eski Foça yolunu tercih ediyorum ,Eski Foça yoluna sapıp , ilerlerken bir kavşak noktasına geleceksiniz, sağ taraf Kozbeyli yoluna sol taraf Germen köyü yoludur. Ormanlık bir alanda , çam ve zeytin ağaçları ile dolu bu yolda ilerlerken arabanızın camını açıp, çam ve kekik kokusunu içinize derin derin çekmeyi unutmayın. Zaten şehirden asıl kaçışımızın sebebi doğayla kucaklaşmak değil mi ..Kavşaktan köye kadar yaklaşık 5 km mesafeyi keyifle tamamlayacaksınız .
Varış noktası köyün meydanı. Köy meydanın kenarları antik taşlar ile rastgele çevrilmiş, nereden ne için getirildiği belli değil, ama kültürel mirasa sahip bu taşlar şu an sadece meydana araç girmesini engelleyen taş görevi görüyorlar. Bu meydanda Pazar günleri köy pazarı kuruluyor ve bu Pazar için özellikle Yeni Foça dan ve İzmir den gelen çok insan var. Pazar alışverişi hariç bir de hafta sonları kahvaltı yapmaya gelen epey bir kalabalık oluyor.
Köy meydanının hemen yanı başındaki dibek kahvesi ile ünlü kahvehane, köyü keşfetmek isteyenlerin başlangıç noktası. Keşif için köyü turlayacak olanlara güzel bir kolaylık yapılmış, kısa köy turu ve uzun köy turu yazılı iki değişik renkte tabelalar hazırlanmış.
Taş evlerin yer aldığı dar sokaklarda tepeye doğru yavaş yavaş tırmanarak gideceğimiz ilk nokta ise köyün tarihi camii olmalıdır, her noktadan kolaylıkla görülebilinen, yüksek bir minareye sahip olan köydeki tek camii yaklaşık 400 yıllık. Köyü kısaca tanımlarken kullanacağımız “mavi ve yeşil in bir arada olduğu yer” ifadesine, caminin iç dekorasyon renkleride birebir uymuş. Güzel işçilik örnekleri bulunan iç mekanda, Çok yoğun mavi-yeşil uyumu hakim. Caminin önünde güzel renklerle süslenmiş bir çeşme ve muhteşem manzaraya sahip avlusu bulunuyor. Hem soluklanıp dinlenmek, hem de manzarayı seyretmek için iyi bir fırsat.
Caminin hemen yanıbaşında kübik görüntüsüyle Kuzubeyi Kulesi yer almakta, ilk bakışta eski bir taş evden bir farkı yok, cami ziyaretimiz sırasında karşılaştığımız bir amca sayesinde kule yi bulduk. Biraz beraber yürüdük, köy hakkında sohbet ettik ve bize kule den bahsetti. Biz dışarıdan fark edemesek de amcanın anlatımına göre mazgallı yapısı ile (Kale duvarlarında iç yanı geniş, dış yanı dar olan delik)bu savunma amaçlı kule tanımına uyuyor. Kulenin ciddi bir bakıma ve restorasyona ihtiyacı var, üzerindeki küçük levha olmadan bu kuleyi bulmak çok zor.
Ege bölgesi içerisinde bir çok eski yerleşimleri ziyaret ettim, çok keyif aldığım sokaklarında dolaşırken geçmişine dair hikâyeler uydurduğum yerlerdir. Bu yerlerin mimarileri hep dikkatimi çeker, yaşam koşulları ile mimari yapıyı kurgularım, çok fazla taş ev görmüştüm ama buradaki taş evlerin mimari yapısı oldukça farklı. Diğer gördüğüm taş evlere göre çok az pencereye sahipler ve pencereler oldukça yüksek noktada yer alıyor, evlerde epey yüksek yapılmış, hepsi sanki birer kule gibi. Evler sanki hep bir saldırıya karşı korunma amaçlı böyle imar edilmiş gibiler.

