mycamper
Kamp III
Bu haftasonu Atiler'le birlikte, ilk ve son kez bundan yıllar önce bisikletle gittiğim Soğucak Yaylası'ndaydık.
O günlerden aklımda kalan tek şey ise yolunun dik oluşuydu. Bir de, bir Niva'cı ailesiyle birlikte çamura saplanıp kalmıştı, onlara yardım etmiştik...
Cuma akşamı 20:00'de İzmit Migros'ta buluşmak üzere Atiler'le randevulaşıp 18:00'de Camperimizin arkasına scooterimizi da yüklemiş halde yola koyulduk. İzmit merkezdeki kavşak çalışmasından dolayı sahil yolundan Outlet Center'a 19:00 sularında vardık. Amacımız biraz erken gidip mağazaları gezmekti. Kısmetimize de %50 indirimli kamuflaj pantolonlar çıktı. 20:30'da Atiler geldi. Tecrübelerimiz kamp alışverişinden önce karnımızın tok olmasının yararlıolacağını söylüyordu. Türk mutfağının güzel ürünlerinin sunulduğu bir yerde akşam yemeğimizi yedik. Ardından bir kamuflaj da Ati'ye aldık. Migros'ta alışverişi yapıp Sapanca'ya doğru yola çıktık. Sapanca'dan son kez yaylaya giden yolu öğrenip, hafızamın beni yanıltmadığı dik yola girdik. Yaklaşık 10 km sürekli virajlı ve dik tırmanışın ardından, 3 km'lik düzlüğün ardından yaylaya ulaştık. Tabii bu mevsimde yayla yollarının vazgeçilmez tozu eşliğinde.
Yaylada bir süre gezindikten sonra rüzgar almayan kuytu bir yerde geçici kampımızı kurmaya karar verdik. Sabah kalktığımızda ise kötü bir sürpriz vardı. Atiler'in yanlarında getirdikleri köpeğin yavrusu kayıptı. Gelen çobana sorduk, giden çobana sorduk, sonunda sabaha karşı yakındaki bir ağıla gittiklerini, oradaki çobanın da onu alıp bir kutuda koruduğunu öğrendik. Yanımıza gelen Remzi dayıdan kamp için tavsiye alıp, yaylaya hakim bir yere konuşlandık. Bir ara Remzi dayıyı ziyarete gittik, kemençe dinledik. Naime scooter olayını geliştirme şansını buldu... Tuğba köpeklerle ilgilendi... Ati ile ben de motorlara atlayıp Kuzuyayla'ya gitmeye karar verdik. Gittik, dönüşte önce Ati'nin lastik patladı, onu hallettik- ardından yaylanın giriş yolunu kaybettik, harika bir offroad deneyimiyle çaresiz Sapanca'ya kadar inip, tekrar bildiğimiz yoldan yaylaya çıktık. Bu arada hava karardı, sis çöktü, yukarı çıktıkça hava serinledi, bizde ise sadece t-shirt var... Bir yağmur eksikti
Kampta kalan Tuğba ve Naime ise cep telefonu çekmediği için bizden haber alamayıp, merak içinde beklemişlerdi. Biz gelince, onlar da rahat bir nefes aldılar, beraber yemeğimizi yedik, biz süre oturup, yattık.
Cuma akşamdan kampa gelmenin güzel tarafı, 2 sabah kampta uyanmak... Sanki uzun zamandır oradaymışız hissi veriyor. Keyifli bir kahvaltı, temiz, bol güneşli bir hava... Bir pazar sabahı insan daha başka ne isteyebilir ki ;-)
Yaylada bulunan at çiftliğinde yetiştirilen atlar, daha sonra yarış atı olarak Bursa'ya gidiyorlarmış. Biz de onların bu yolculuğundan önce, bir ziyaret edelim dedik
Özenle bakıldıkları her hallerindenbelli olan bu hayvanlar, çite yaklaşır yaklaşmaz hemen yanınıza geliyorlar. İlk yaptıkları koca kafalarını uzatıp sizi koklayıp tanımak, sonrasında ise kendilerini sevmenize izin veriyorlar. Atlarla vedalaşıp, pınara, oradan da dereye yaptığımız yürüyüşün ardından kampımıza dönerken bir yayla sakiniyle yaptığımız sohbette bir gölden söz ediliyor, kampa döndükten ve yemeği yedikten sonra bu göle bakmak üzere motorlara atladığımızda çobandan o gölün kuruduğunu öğreniyoruz. Hazır motora atlamışız (sanki inmesi çok zor da) yürüyüşe gittiğimiz derenin daha ilerini keşfetmek üzere gazlıyoruz...
2 günkü bu offroad ve gazlamaların sonucunda; bir KTM 640LC4 makinenin ardından her engeli aşarak, hatta kendini de aşarak beni gezdiren BW's100 , camper arkasında taşınabilir boyutuyla, benden 10 tam puan alarak, hakkını fazlasıyla verdi. Heveslilerine tavsiye ederim.
(Bu arada, KTM'in ardından gidiyor dediysek, onun yerini tutan bir makine demedik. Tam gaz gidip daha da keyif alabilecekken, sürekli beni kollamak ve yavaşlamak zorunda kaldığı için, sabrı için de Ati'ye ayrıca teşekkür ederim. )
Cumartesi sabahı, tanışmamızın ardından, "ha şuna bi bineyim mi" diyerek, motoru alıp gözden kaybolan Remzi dayıyı beklerken...
Dedesinin motoru görünce arabada unuttuğu torunu Sinan'ı oyalamak da Tuğba'ya düştü...
Eski motorcu Remzi dayı... Onun ayakta motor sürüşünü gördükten sonra makineyi alıp fotografını çekmek istemiştim, ama o gözden kaybolmuştu bile... Daha sonra diğer torununu almış halde döndü...
Remzi dayının özel isteği üzerine profilden fotografını yayınlamıyorum
Bilmem, belki de güzel kemençe çalmanın sırrı o profilde gizlidir ;-)
Soğucak Yaylası güzel yayla bee... Tek eksisi o yaylaya göre su kaynağının az oluşu. Ki bunların en randımanlı olanı da maalesef seneye olmayacak(mış). Satılmış.
Yayla demek toza katlanmak demek
Bence daha da tozlu olmalı 
O günlerden aklımda kalan tek şey ise yolunun dik oluşuydu. Bir de, bir Niva'cı ailesiyle birlikte çamura saplanıp kalmıştı, onlara yardım etmiştik...
Cuma akşamı 20:00'de İzmit Migros'ta buluşmak üzere Atiler'le randevulaşıp 18:00'de Camperimizin arkasına scooterimizi da yüklemiş halde yola koyulduk. İzmit merkezdeki kavşak çalışmasından dolayı sahil yolundan Outlet Center'a 19:00 sularında vardık. Amacımız biraz erken gidip mağazaları gezmekti. Kısmetimize de %50 indirimli kamuflaj pantolonlar çıktı. 20:30'da Atiler geldi. Tecrübelerimiz kamp alışverişinden önce karnımızın tok olmasının yararlıolacağını söylüyordu. Türk mutfağının güzel ürünlerinin sunulduğu bir yerde akşam yemeğimizi yedik. Ardından bir kamuflaj da Ati'ye aldık. Migros'ta alışverişi yapıp Sapanca'ya doğru yola çıktık. Sapanca'dan son kez yaylaya giden yolu öğrenip, hafızamın beni yanıltmadığı dik yola girdik. Yaklaşık 10 km sürekli virajlı ve dik tırmanışın ardından, 3 km'lik düzlüğün ardından yaylaya ulaştık. Tabii bu mevsimde yayla yollarının vazgeçilmez tozu eşliğinde.
Yaylada bir süre gezindikten sonra rüzgar almayan kuytu bir yerde geçici kampımızı kurmaya karar verdik. Sabah kalktığımızda ise kötü bir sürpriz vardı. Atiler'in yanlarında getirdikleri köpeğin yavrusu kayıptı. Gelen çobana sorduk, giden çobana sorduk, sonunda sabaha karşı yakındaki bir ağıla gittiklerini, oradaki çobanın da onu alıp bir kutuda koruduğunu öğrendik. Yanımıza gelen Remzi dayıdan kamp için tavsiye alıp, yaylaya hakim bir yere konuşlandık. Bir ara Remzi dayıyı ziyarete gittik, kemençe dinledik. Naime scooter olayını geliştirme şansını buldu... Tuğba köpeklerle ilgilendi... Ati ile ben de motorlara atlayıp Kuzuyayla'ya gitmeye karar verdik. Gittik, dönüşte önce Ati'nin lastik patladı, onu hallettik- ardından yaylanın giriş yolunu kaybettik, harika bir offroad deneyimiyle çaresiz Sapanca'ya kadar inip, tekrar bildiğimiz yoldan yaylaya çıktık. Bu arada hava karardı, sis çöktü, yukarı çıktıkça hava serinledi, bizde ise sadece t-shirt var... Bir yağmur eksikti
Cuma akşamdan kampa gelmenin güzel tarafı, 2 sabah kampta uyanmak... Sanki uzun zamandır oradaymışız hissi veriyor. Keyifli bir kahvaltı, temiz, bol güneşli bir hava... Bir pazar sabahı insan daha başka ne isteyebilir ki ;-)
Yaylada bulunan at çiftliğinde yetiştirilen atlar, daha sonra yarış atı olarak Bursa'ya gidiyorlarmış. Biz de onların bu yolculuğundan önce, bir ziyaret edelim dedik
2 günkü bu offroad ve gazlamaların sonucunda; bir KTM 640LC4 makinenin ardından her engeli aşarak, hatta kendini de aşarak beni gezdiren BW's100 , camper arkasında taşınabilir boyutuyla, benden 10 tam puan alarak, hakkını fazlasıyla verdi. Heveslilerine tavsiye ederim.
(Bu arada, KTM'in ardından gidiyor dediysek, onun yerini tutan bir makine demedik. Tam gaz gidip daha da keyif alabilecekken, sürekli beni kollamak ve yavaşlamak zorunda kaldığı için, sabrı için de Ati'ye ayrıca teşekkür ederim. )
Cumartesi sabahı, tanışmamızın ardından, "ha şuna bi bineyim mi" diyerek, motoru alıp gözden kaybolan Remzi dayıyı beklerken...
Dedesinin motoru görünce arabada unuttuğu torunu Sinan'ı oyalamak da Tuğba'ya düştü...
Eski motorcu Remzi dayı... Onun ayakta motor sürüşünü gördükten sonra makineyi alıp fotografını çekmek istemiştim, ama o gözden kaybolmuştu bile... Daha sonra diğer torununu almış halde döndü...
Remzi dayının özel isteği üzerine profilden fotografını yayınlamıyorum
Bilmem, belki de güzel kemençe çalmanın sırrı o profilde gizlidir ;-)
Soğucak Yaylası güzel yayla bee... Tek eksisi o yaylaya göre su kaynağının az oluşu. Ki bunların en randımanlı olanı da maalesef seneye olmayacak(mış). Satılmış.
Yayla demek toza katlanmak demek

