Srebrenica

  • Konuyu Başlatan: Konuyu başlatan kararangeyik Tarih:
  • Başlangıç tarihi Yazılan Cevaplar:
  • Cevaplar 3
  • Okunma Sayısı: Görüntüleme 3,362

kararangeyik

Ana Kamp
Mesajlar
58
Tepkime Puanı
0
Yer
Ankara
Saraybosna Holliday Inn Oteli’nin lobisindeki televizyonda, BHT Televizyonunun 18.00 haberlerinde yine tabut görüntüleri var. Kazılan mezarlar, iskeletler, kafatasları, cenaze namazları. Rehberimiz Rıfat Fettahoviç haberi Türkçe’ye çeviriyor: Bosna’nın doğusunda, Sırp Cumhuriyeti’nin kontrolünde bulunan Vişegrad’da yeni toplu mezar bulunmuş. 1991-1995 yılları arasında katledilmiş 140 Müslümanın cesedi çıkarılmış. Yanımızdaki Boşnak arkadaşlar sadece Vişegrad’da henüz ortaya çıkarılmamış daha binlerce cesedin olduğunu söylüyorlar. Görüntülerde Vişegrad’ın binlerce yıllık simgesi Drina köprüsü var.
Vişegrad kasabasının yakınlarındaki Sokolac köyünden İstanbul’a devşirme olarak gelen ve Osmanlı İmparatorluğu’na sadrazam olan Sokollu Mehmet Paşa’nın yaptırdığı köprü bu. Adına bir de roman yazılan ve İvo Andriç’e Nobel Edebiyat ödülü kazandıran köprü şimdi Sırplar’ın elinde. Ziyaret etmek, fotoğrafını çekebilmek bile neredeyse imkansız. Öyle mahzun duruyor ki...
Vişegrad’da ortaya çıkarılan toplu mezar 1996 yılından beri Bosna-Hersek’in çeşitli bölgelerinde çıkarılan onlarca toplu mezardan sadece bir tanesi. Ancak bütün bu katliam, sürgün, tecavüz bölgelerinden bir tanesinde, Srebrenica’da kazılan toplu mezarlar Modern çağın hiç unutulmayacak bir lekesi olarak belleklere kazındı. Tarihin en büyük trajedilerinden birinin yaşandığı, insanlığın onurunu tamamen yitirdiği, yapanların insan bile olamayacağı bir katliam.
Tüm dünyanın seyirci kaldığı bir soykırım. Her karış toprağında meçhul bir insanın mezarının bulunduğu, işkencelerin en zaliminin uygulandığı, binlerce insanın kışın soğuğunda aç ve susuz yollara döküldüğü ve kilometrelerce yürümeye zorlandığı bir büyük trajedi.
Bosna’nın bu küçük kasabası Yirminci Yüzyıl’ın tüm zulümlerini gölgede bıraktı. Savaşın üzerinden 6 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ mezarlar açılıyor, hâlâ eşi görülmedik öldürme şekilleri ortaya çıkıyor. Ve buradan sürülmüş binlerce insan bin yıllardır yaşadıkları evlerinin, yurtlarının hasreti içinde yanıp tutuşuyor.
Srebrenica’ya varmadan birkaç kilometre beride büyük bir yeşil düzlük üzerindeki beyaz bir anıtın önünde duruyoruz. Başında bir polis bekliyor. Bu anıt 14 Temmuz 2001’de Srebrenica’da hayatını kaybeden 12 bin masumun anısına dikildi. Açılış töreninde binlerce Boşnak o zulmü bir kez daha lanetledi. Sırplar ise yine azgınlıklarını sergiledi. Üç kişi hayatını kaybetti.
Anıtın başındaki Sırp polis belli ki sıkıcı bir görevle görevlendirilmiş. Bu taşın başında nöbet tutuyor. Ziyaretçilerinden de hiç memnun olmuyor. Nasıl olabilir ki? Belki kendisinin de katıldığı, ya da katılmak zorunda bırakıldığı o infaz ayinlerinin kurbanlarını şimdi korumak zorunda kalmış.
Yolun kenarında harabeye dönmüş fabrikalar, yıkılmış evler var. Ve işte Srebrenica. Srebren gümüş demek. Bu küçük kasaba başta gümüş olmak üzere değerli maden rezervleriyle ünlü. Bir de şifalı suları. Heryerinden sular çıkan, yeşilliklere bürünmüş iki dağın arasında şirin bir kasaba. Ama yol boyunca şahit olduğumuz kasvet şimdi daha da yoğun. Sokaklar bomboş. Gördüğümüz tek tük kişilerin suratları bomboş. Dükkanlar bomboş. Şifalı suları için Yugoslavya’nın her yerinden gelip buraları dolduran insanlar da artık uğramıyor. Bir zamanlar cıvıl cıvıl, neşeli bir kasaba olan Srebrenica, 1995 yılında tarihinin en kalabalık günlerini yaşamış, sonra o kalabalığı yollara, dağlara kusmuş. O kalabalıklar yollarda, dağlarda yokolup gitmişler.
Sırplar katliamın tüm kanıtlarını saklamaya çalışmışlar. Batılı gazeteciler, askerler ve diplomatlar da bu konuda onlara yardımcı olmuşlar. Ama yine de sanki her karış toprağından bir kemik, bir ayakkabı teki, bir çürümüş ceket, bir sararmış kimlik çıkacakmış gibi. Cesaretinizi toplayıp şu ormanlara çıkabilseniz hiç kuşkusuz, bir zamanlar buralarda yaşamış, ama kaçarken öldürülmüş insanlara ait bir ize rastlarsınız. Bir mezar taşı, hatta başında fatiha okunacak bir mezarı bile yoktur o insanların. Belki ona fatiha okuyacak bir akrabası, eşi dostu da kalmamıştır. Kaldıysa da akıbetini bilmediği için her gün belki gelir ümidiyle yolları gözlemekte, çalan telefonlara çılgınlar gibi sarılmaktadır.
Srebrenica hiç kuşkusuz hem Avrupa’nın hem de Modern zamanların bir Kerbelası’dır. İkinci Dünya savaşından beri gerçekleştirilen toplu kıyımın ve etnik temizliğin en ağırı burada yaşanmıştır. Sadece madenleriyle ve şifalı sularıyla tanınan bu küçük kasaba şimdi tüm dünyanın tanıdığı lanetli bir kasaba olmuştur.
1992 yılında Büyük Sırbıstan’ı kurma hayalindeki Sırplar, Belgrad’da Devlet Başkanı Miloseviç ve Genelkurmay Başkanı Perisiç’in tam desteğini almış şekilde, sözde Bosna Sırp Devleti ve Sırp Demokrat Partisi (SDS) Başkanı olan eski bir Psikiyatri Doktoru Radovan Karadziç ve General Ratko Miladiç başkanlığında Bosna Hersek’teki terörlerine başladılar. Bir yandan dört yıl sürecek Saraybosna kuşatması başlatılırken, diğer yandan da kuzey ve doğu Bosna’da etnik arındırma çalışmaları sürdürülmekteydi.
Bosna’nın en doğusunda, Sırbıstan sınırında yeralan Srebrenica, tıpkı Gorazde ve Jepa gibi kuşatılmış bölgelerdendi ve Bosna Sırplarının Belgrad’la aralarındaki engellerden biriydi. Çoğunlukla müslümanların yaşadığı Bosna’nın doğu bölümü büyük oranda “temizlenmişti”. Ancak çevreden kaçan müslümanların toplandığı bu kasabalar direnişlerine devam ediyorlardı.
Bijeljina, Bratunaç, Zvornik gibi bölgelerden kaçan on binlerce Müslüman, 10 bin kişilik nüfusunun 8 bin’i müslüman olan Srebrenica’ya sığınmak zorunda kalmışlardı. Srebrenica’nın nüfusu 60 bine yükselmişti. Kış ayları olmasına rağmen on binlerce insan sokaklarda yatıyor, bunun yanında açlık bütün şehri kasıp kavuruyordu. Miloşeviç’in eski korumalarından polis şefi Nasır Oriç’in kurduğu müslüman direniş örgütü ilk yıllarda Srebrenica’yı kahramanca savundu. Ancak bir süre sonra cephane tükenmeye başladı. Sırplar dünyanın en büyük ordularından Yugoslavya ordusunun tüm imkanlarını kullanırken müslümanlar bölgeye uygulanan silah ambargosu nedeniyle hafif silahlarla, o da atacak mermi bulabilirlerse direniyorlardı.
1993 yılında Srebrenica’nin etrafındaki çember daraltıldı. Srebrenica’da yaşayanların ve Saraybosna’daki Bosna Hersek Hükümeti’nin tüm uyarılarına rağmen BM ve NATO gerekli önlemleri almadı. Sürekli toplanan ve ciddi bir karar almaksızın dağılan BM Güvenlik Konseyi 16 Nisan 1993 yılındaki olağanüstü toplantısında Bosna’daki 6 bölgeyi “Güvenli Bölge” ilan etti. Srebrenica da bunlardan biriydi. Bundan sonraki süreçte BM, Genel Sekreter Butros Gali, Yugoslavya Özel Temsilcisi Akashi, Bosna BM Silahlı Güçleri Komutanı Fransız General Janvier’in isimleri ve bu “Güvenli Bölge” sözü acı bir gülümsemeyle anılır olacaktı.
Bosna-Hersek’te devam eden soykırım karşısında dünya kamuoyunun yükselen tepkisi, BM’ye ve batılı ülkelere yöneltilen ağır eleştiriler ve Saraybosna’nın Sırplar tarafından ele geçirilemeyeceğinin anlaşılması bir hava operasyonu yapılması gerekliliğini hatırlattı BM’ye. Ancak yıllarca üzerinde tartışılan bu düşünce bir türlü hayata geçirilemiyordu. Bunda, Sırpların rehin aldıkları ve çoğu Fransız olan 350 kadar BM askerinin yanısıra, bizzat Fransız General tarafından dile getirilen Srebrenica ve Gorazde gibi kuşatılmış bölgelerin “barışın önünde en büyük engel olması” fikri de etkili oluyordu. Sırplar bu kuşatılmış bölgeleri bir an önce ellerine geçirebilse, barış görüşmelerine başlanabilecekti!
60 bin Müslümanın açlık sınırında yaşadığı “barışın önündeki engel” Srebrenica’yı ele geçirmek için Sırp birliklerinin ilk harekatı 6 Temmuz 1995 sabahı tank ve top ateşiyle başladı. Sırbistan’dan gelen ağır silahlarla saldıran Sırp askerlerinin yanısıra Arkan denilen kan içici katilin (15 Ocak 2000’de Belgrad’da bir otelde öldürüldü) paramiliter Sırp çeteleri de dağlarda görünmeye başlamışlardı. Gelişmelerden hem CIA’nin, hem de BM’nin bilgisi vardı. Belgrad-Mladiç arasında geçen konuşmaları biliyorlar, bölgeye sevkedilen 12 bin asker, 30 tank ve top ile Sam füzelerini uydudan takip edebiliyorlardı.
Sırp güçleri Srebrenica’ya doğru hızla ilerlerken BM hâlâ bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı tartışmasını sürdürüyordu. 11 Temmuz’da iki F16, Sırp birlikleri üzerinde uçtu, bıraktıkları iki bombadan biri bir Sırp zırhlı personel taşıyıcıyı vurdu, diğeri ise bir tanka isabetsiz atış yaptı. BM bunla yetindi. Ertesi gün Sırp general Mladiç Srebrenica yakınlarında görüldü. Hem Srebrenica’ya saldırıyı, hem de sonrasındaki soykırımı bizzat yönetti. Amerikan istihbaratının açıklamalarına göre de emirleri bir Sırp generalden alıyordu. Srebrenica’daki adamlarına telsizle emirler yağdırıyor, “yavaş ve dikkatli saldırın. Bol şanslar” diyordu.
Srebrenica’nın düştüğü saatlerde BM Genel Sekreteri Butros Gali Atina’da “barışa yaptığı katkılardan dolayı” Onasis Ödülü’nü almaktaydı. Aynı tarihlerde tüm Avrupa Faşizmin yenilişinin 50. yılını kutluyordu.
Felaket yalnızca Srebrenica’nın düşmesiyle kalmadı. Srebrenica ve çevresinde 12 bin kadar insan bu işgalin hemen ardından kayboldu. Bu insanlar çeşitli şekillerde öldürülerek toplu mezarlara gömüldüler. Katliam bizzat Mladiç’in komutasında ve BM’nin yardımıyla yürütüldü. Mladiç, islamcı teröristleri cezalandırdığını, toplu mezarlarda çatışmalarda ölen müslümanların bulunduğunu söylüyordu. Görgü tanıkları ise inanılmaz vahşet öyküleri anlatıyorlardı.
6 Temmuz 1995’te başlayan Sırp top ve tank saldırısı 11 Temmuz’da Sırpların Srebrenica’ya girmeleriyle son buldu. Sırp saldırısı başlar başlamaz şehri terkedenler dağlardan Tuzla ve Kladanj kentlerine ulaşmaya çalıştılar. Ancak bir çoğu ya Arkan’ın köpekleri, ya Sırp tuzakları, ya da açlık ve susuzluk yüzünden hedeflerine ulaşamadan hayatını kaybetti. Şehirde kalanlar ise Sırplar’ın şehre girmeye başlamasıyla iki kola ayrıldı. Birinci kol ağırlıkla kadın, çocuk ve ihtiyarlardan oluşmaktaydı. Potoçari’deki BM Hollanda üssünün çevresine sığındılar. 11 ve 12 Temmuz tarihlerinde Mladiç ve adamları Brutanaç’ta Hollanda üssü yetkilileriyle Potoçari’deki müslümanların tahliyesi konusunu görüştüler. Aynı anlarda Sırp askerleri Potoçari’de müslümanların evlerini ateşe veriyorlardı. Potoçari’deki Hollandalılar’ın kendilerini koruyacağına inanan Müslümanlar üssün çevresinde toplanmışlardı. Buraya kadar gelen Mladiç, topluluğa ve kendi getirdiği televizyon kanalına hiç kimseye bir şey yapılmayacağını, hepsinin güvenle Srebrenica dışına çıkarılacağını söyledi. Ardından da 60 kadar kamyon ve otobüs üssün yanına geldi. Mladiç’in kontrolünde ve Hollanda askerlerinin yardımıyla erkekler kadın ve çocuklardan ayrıldı. Esirler Bratunaç ve Karakay’a götürülürken kendilerine Tuzla’ya gönderilecekleri, esir değişimi yapılacağı söylendi. Ancak iki gün süren “sıkı bir çalışma”nın ardından şans eseri hayatta kalıp kaçabilen bir ikisi dışında tamamı ortadan kayboldu.
İkinci grup yaklaşık 15 bin kişiden oluşan, kadın, çocuk ve yetişkin erkekten oluşuyordu. Susnjari’de toplanarak Tuzla’ya ulaşabilmek için ormana daldılar. Sırpların top, tank, uçaksavar ve zırhlı araçlarla takviye edilmiş birlikleri kalabalığı Brutanaç-Miliçi yoluna sevketti. Buljim denilen bölgede saldırı başladı. Birçok Müslüman ölürken yaralılar ve diğerleri küçük gruplara ayrılarak yoluna devam etti. Çok az kişi Tuzla’ya ulaşabildi. Arkan’ın köpekleri ve Sırp askerleri birçoğunu tuzağa düşürerek katletti. Görgü tanıklarının anlattıklarına göre Sırp askerleri megafonlarla seslendiği Müslümanlara canlarının güvende olacağını söylüyor, ya da bir Müslüman’ı zorlayarak arkadaşlarını yanına çağırmasını istiyor, ormandakileri ele geçiriyordu. Yine Sırplar kimyasal silahlar kullanıyorlardı. Derelerden ya da kuyulardan su içenler halisünasyon görmeye başlıyordu.
Öldürülenler hemen gömülüyordu. Bazen kendi mezarlarını kazmaları isteniyor, bazen de buldozerler gelip büyük çukurlar açıyorlardı. Birçoğu da canlı olarak ve elleri bağlı olduğu halde, ya da birbirlerine bağlı oldukları halde çukurlara atılıyor ve üstleri toprakla kapatılıyordu.
Kadınların kaderi ise daha acıydı. Bir çoğuna tecavüz edildi. Daha şanslı olanlar öldürüldü, ya da fırsat bulabildilerse intihar ettiler. Bir çok çocuk annelerinin gözleri önünde, bir çok anne baba çocuklarının gözleri önünde öldürüldü. Bir dede torunun ciğerini yemeye zorlandı.
Bosna’da on binlerce masum müslümanın katledilmesi, sürülmesi, tecavüze uğramasından Sırplar ve Hırvatlar olduğu kadar olaya seyirci kalanlar da sorumludur.
Avusturya’nın, İtalya’nın hemen yanıbaşında minarelerin bulunması, ezanların okunması Sırp ve Hırvatları olduğu kadar kuşkusuz Avrupalılar’ı da tedirgin etmiştir. Bu görüşler hissi ya da ideolojik olmanın ötesinde Bosna’da savaş sırasında başta BM olmak üzere birçok kesim tarafından açıklama ve icraatlarla kanıtlanmıştır.
Hırvatistan’ın desteklediği Bosnalı Hırvatlar ile Sırbistan’ın desteklediği Bosnalı Sırplar’ın kuşatması altında kalan Boşnak Müslümanların 7 gün içinde teslim olacakları ve Bosna’nın Ortodoks ve Katolik’ler arasında pay edileceği hesapları tutmadı. Savaşın ilk günlerinde mafya örgütlenmeleriyle oluşturulan düzensiz çetelerle mücadeleye başlayan Boşnaklar kısa zamanda toparlanarak destansı bir mücadele verdiler. 4 Yılın sonunda da tarafları barışa zorladılar. Hırvatlar Hırvatistan’ın desteğini alırken Sırplar da dünyanın en güçlü ordularından Yugoslavya ordusunun hem asker gücünü hem de teçhizatını bol miktarda kullanıyorlardı. BM’nin uyguladığı silah ambargosundan etkilenen tek taraf ise müslümanlardı.
Boşnakların direncinin beklenenden uzun sürmesi ve artan kamuoyu baskısı BM’yi bir şeyler yapmaya zorladı. Tüm politikasını bir şey yapmamaya, oyalamaya, seyretmeye kurmuş olan BM her gün yüzlerce insanın ölmesi karşısında eli kolu bağlı oturmaya gerekçe bulmakta zorlanır oldu.
Ancak BM politikalarının iflas tarihi “BM Güvenli Bölgesi” Srebrenica’nın düşmesi ve ardından yaşanan katliamdır.
Bosna’nın kuzey ve doğusunu büyük oranda ellerinde tutan Sırplar direnişlerini sürdüren Saraybosna, Zepa, Goradze ve Srebrenica gibi adacıkları henüz eline geçirmemiştir. BM de barışın önündeki en büyük engel olarak bu bölgeleri görmektedir. Belki de bu anlayışla Srebrenica’ya yönelik operasyona ilişkin elde çok sayıda istihbarat raporu olmasına rağmen BM sadece “bir hava saldırısı yapalım mı yapmayalım mı” tartışmasıyla oyalanmaktadır.
BM’nin bu politikasında “Barış Ödülü” sahibi Butros Gali’nin yanısıra, BM Yugoslavya Koruma Gücü Komutanı Fransız General Bernard Janvier ve BM Yugoslavya Özel Temsilcisi Yashushi Akashi başrolleri oynamaktadır.
Amerikan casus uyduları Srebrenica’ya yönelik ağır bir saldırı hareketliliğini tesbit ederler. Belgrad’da Genel Kurmay Başkanı Perisiç ile Sırp General Mladiç arasında geçen konuşmalar bir çok istihbarat örgütü, ayrıca Bosna Hersek Hükümeti istihbarat güçleri tarafından yakalanır. Bosna Hersek Başbakanı Haris Silayziç ABD Bosna büyükelçisini 11 Temmuz 1995’te iki kez arar ve Srebrenica’da artan tedirginliği bildirir. Büyükelçi Srebrenica Belediye Başkanı’nı arar, Başkan “Benim şehrim ölüme mi mahkum edildi? Bu benim son konuşmam. Bu son” diyerek kapatır telefonu.
Aynı tarihlerde bir hava saldırısının emrini verecek tek kişi olan General Janvier toplantı üstüne toplantı yapmakta, tüm ülke komutanları bir hava saldırısını kaçınılmaz görürken Janvier Boşnakların Srebrenica’yı savunacak güce sahip olduklarını iddia etmektedir. Zaten Janvier göreve geldiğinden beri Müslümanlar’ı saldırganlıkla ve BM birliklerine ateş açmakla suçlamaktadır. Bu tutum sadece Janvier’de değil, birçok BM yetkilisinde de vardır. Kimilerince basının katliamları abarttığı, Müslümanların bu şekilde sempati kazandığı, aslında müslümanların elinde iyi silahlar olduğu bile düşünülmektedir. Hatta bazı subaylar Müslümanların kendi halklarına karşı katliam uyguladıkları ve suçu Sırplar’a attıklarını iddia edecek kadar ileriye de gitmişlerdir. 10 Temmuz’da, Srebrenica’nın düşmesinin hemen öncesinde General Janvier’in günlük brifinginde yaptığı açıklama ilginçtir:
“Herkese bir kez daha hatırlatmak isterim ki, Bosna Hükümet Ordusu birlikleri kendilerini savunacak güce sahiptir. Hem Srebbrenica’ya yönelik bir müdahele yapmamız da Boşnaklar tarafından istenmemektedir. Oradaki durum 1993’teki gibi değil. Aldığım bilgilere göre Boşnak askerler Srebrenica yolu üzerindeki Hollanda askerlerine ateş etmekte, ve Srebrenica üzerinde uçan NATO uçaklarına saldırmaktadırlar. Müslümanlar bizi arzulamadığımız bir yola çekmeye çalışıyorlar.”
Bu sözleri Yashushi Akashi de desteklemektedir. “Saldırıları müslümanlar başlatıyor. Sonra da BM ve Uluslar arası Güc’ü yanlış kararlarına ortak etmeye çalışıyorlar.”
BM yetkilileri sınırlı bir hava saldırısı için bile günlerce oturum üzerine oturum yaparken Sırplar Srebrenica’daki temizliklerini sürdürüyordu. Bosna Sırp Parlamentosu Sözcüsü Momçilo Krayisnik bir röportajda General Janvier’in gerçekten büyük bir adam olduğunu ve sözünde durduğunu söylüyordu. “Herşeyin General Janvier’in elinde olduğuna ikna olduk. Üzerimize tahminimizin çok altında bomba yağdı.” Hava saldırısı konusunun tartışıldığı son toplantılardan birinde, toplantılarda pek konuşmayan bir bayan subay söz alarak, “Srebrenica’nın sembolik bir değeri var. Eğer bir şeyler yapmazsak uluslar arası topluluktan çok büyük tepki alırız.” Akashi’nin buna cevabi tarihidir: “Hollandalılar’ın sivillere gıda yardımı yaptığını gösteren görüntüleri yayınlatırsak işe yarar.”
Bosna Ordu Haberalma servisi ise Srebrenica çevresinde “Red” kodadlı Mladiç ile “Ruma” kodadlı bir Sırp generalinin konuşmalarını elde etmişti. Mladiç generallere emrediyordu: “Aşağıya, en azılı düşmanlarımızın olduğu yere inin.” Aşağıdan silah sesleri gelmekteydi, Red sordu, “Kendi aralarında mı savaşıyorlar?” “Sanmıyorum” dedi subay, “korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar heralde.” Red Ruma’ya “Yavaş ve dikkatli hareket edin, bol şanslar” dedi, Ruma’nın cevabı ise “ Tamam, aşağıda görüşürüz” oldu. Birkaç saat sonra emirler ardı ardına gelmeye başladı: “Öldürün, temizleyin, dikkatli olun, hiç kimseyi canlı istemiyorum, hiçbir sorun çıkmasın...”
Aynı gün Akashi’ye BM’nin nasıl olup da Sırplar’ın niyeti bilindiği halde bir kez daha böyle apansız yakalandığı soruldu. Akashi, “henüz yeterli bilgi ulaşmadı, ulaşınca açıklama yapacağız” şeklinde cevap verdi. Birkaç saat sonra ise açıklama yaptı: “Fiziksel işkenceye dair izler yok. İnsanların kendi istekleriyle mi yoksa zorla mı yerlerinden edildiğini henüz bilmiyoruz.” Birkaç gün sonra en az 4 bin sivilin ortadan kaybolması sorulduğunda ise “verilerimizdeki büyük boşluklar” cevabını verdi.
Birleşmiş Milletler’in bu acizliği içinde Srebrenica’daki Hollanda taburunun tavrı ayrıca hatırlamaya değer. Srebrenica’nin gergin havası nedeniyle burada bulunan Barış Gücü’nün Kanada askerleri bölgeden ayrılma taleplerini iletmişler, yerlerine Hollanda askerleri getirilmiştir. Hollanda askerleri de durumdan şikayet ederek 1996 Ocak ayında buradan alınmalarını istemişlerdir.
Ancak Srebrenica’da meydana gelen olaylar ve Hollandalılar’ın acizliği, hatta Sırplar’a açık destekleri nedeniyle tartışmalar büyümüştür. Hollandalılar olaylara tamamen seyirci kalmışlar, Müslümanlarda bulunan tüm silahları toplamışlar, sivilleri korumamışlar, Müslüman erkekleri ayırmada Sırplar’a yardımcı olmuşlar, katliam merkezlerine kurban taşıyan araçlara yakıt vermişler, pasiflikleri nedeniyle zirhlı araçlarını Sırplar’a kaptırmışlar, 150 kişi rehine olarak Sırplar’ın eline geçtiği için hava saldırısı yapılması karşısında bir bahane oluşturmuşlardır.
Bazı Hollandalı subayların müslüman kadınlara tecavüz olaylarına karıştığı da görgü şahitleri tarafından iddia edilmektedir.
Mayıs 2000’de Uluslar arası Savaş Suçluları Mahkemesi Savcısı ile Hollanda Taburundan Albay Franken arasında şu konuşma geçer:
Savcı: Ve insanların (Srebrenica halkının) tüm silahları alındı, bunu onları koruyamayacağınızı bile bile yaptınız, verdiğiniz ifadeye göre, tekrar etmeyeceğim, bunu, sivilleri öldüreceklerini bildiğiniz ağır teçhizatlı Sırplarla birlikte yaptınız...
Hem Hollanda askerlerinin, hem de BM’nin fiyaskosunun en somut örneği olan Srebrenica katliamının ardından Hollanda askerleri bölgeyi terkederek evlerine dönmek üzere Zagreb’ geldiler. Burada Hollanda’dan gelen üst düzey erkan tarafından “Kahramanlar Hoşgeldiniz” sloganıyla karşılandılar. Hollanda’da Askeri Havaalanı’ndaki karşılama ise daha şaşaalıydı. Ama bu rüya hali çok sürmedi. Bir süre sonra şüpheler artmaya ve daha yüksek sesle gündeme getirilmeye başlandı.
Hollandalılar’ın elinde katliama ilişkin fotoğraf ve filmler vardı. Ancak fotoğrafların banyo sırasında yanlışlıkla yandığı, video kasetin de yanlışlıkla silindiği açıklandı. Askerlere bu konuyu hiç kimseyle konuşmama emri verildi. Yine de Hollanda Tabur Komutanı Karremans’ın Mladiç’le ‘rakiya’ tokuşturan fotoğraf karesinin televizyon ekranlarına yansıması engellenemedi.
Bu aşamadan sonra Hollanda karıştı. Askerlerinin birer kahraman mı, yoksa suç ortağı mı olduğunu tartışmaya başladılar. Bu tartışma, Hollanda askerlerinin 2001 yılında nihayet özür dilemeleriyle son buldu. Bu arada ilerleyen yıllarda Karremans’ın “Srebrenica: Kimin Umurunda” başlıklı bir kitap yazdığını da hatırlatalım.
Ancak gerek BM’nin gerekse Hollanda askerlerinin tavrını netleştirecek kelimeler, bölgede görev yapan bir Hollanda askerinin ağzından çok sonraları döküldü: “Müslümanlar üssümüzden yemek çalmaya çalışıyorlardı. Hatta bir askerimizi vurdular. Nefret kelimesi abartılı olur, ama müslümanlardan hoşlanmıyorum.”
Katliamdan 6 ay sonra Uluslar arası Savaş Suçları Mahkemesi müfettişleri bölgede çalışmalara başladılar. Onlarca mezar açıldı. Binlerce iskelet çıkarıldı. Çok sayıda delil toplandı. Ancak Sırplar katliamı reddetmeye, Batılılar da vurdumduymazlıklarına devam ettiler.
Bugün hâlâ binlerce kişinin nerede olduğu, ya da hangi mezarda yattığı bilinmiyor. Tuzla’daki Srebrenica’daki savaş mağdurları kampına gidenlere hâlâ “çocuğumdan bir iz gördün mü, kocama rastladın mı, annemi gördün mü?’ gibi sorular yöneltiliyor. Aradan geçen 6 yıla rağmen ümitler kaybolmamış. Bir gün çıkıp geleceklerine inanıyorlar. Çünkü ne cesetleri var ortada, ne mezar taşları, hatta ne de bir mezarları.
Dayton Anlaşması’ndan kısa süre sonra Srebrenica’ya giden bir televizyon muhabiri sokakta bulduğu bir Sırp’a buradaki insanların nerede olduğunu sorar. Sırp, Müslümanların kendileriyle yaşamak istemediklerini ve burayı terkettiklerini söyler. Mezarlardan çıkan iskeletlerin ağır bir çatışmada ölen Müslüman askerlere ait olduğunu iddia eder. Sırpların Cenevre Anlaşması’na uyduklarını, sivillere dokunmadıklarını da ekler. Muhabir birkaç gün önce Tuzla’da bir Müslüman anneye rastlamış, anne 15 yaşındaki oğlunu sormuştur ona. Muhabir Sırp’a bu ve benzeri vakaları sorar. Sırp’ın cevabı tüyler ürperticidir: “Kayıpsa kayıp, bir gün aklına gelir de annesine telefon eder...” Muhabir konuya ilişkin yazısını şöyle bitiriyor: “Ölü bir çocuk toplu mezarın dibine oturmuş ve annesinin telefon numarasını çevirmeye çalışıyor.”
Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi hâlâ delil toplamaya, suçluları ele geçirmeye çalışıyor. Miloseviç olumlu bir gelişme. Ancak bir numaralı suçlular Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç bir türlü yakalanamıyor. Bazı gazetecilerin çeşitli zamanlarındaki haberlerine göre her ikisi de hem Republica Srpska’da, hem de Sırbistan’da ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Kızlarının düğünlerine, futbol maçlarına katılıyorlar. Koruma ordusuyla işlerine gidip geliyorlar.
Srebrenica’yı koruyamayan, suçluları cezalandıramayan mahkeme adil davrandığını göstermek için bazen Müslüman’ları da tutukluyor. Ülkelerini savundukları için Boşnak subayları yargılıyor.
Öte yandan BM Genel Sekreteri Butros Gali, BM Yugoslavya Özel temsilcisi Yashushi Akashi, Bosna Uluslar arası Barış Gücü Komutanı General Bernard Janvier, Hollanda Tabur Komutanı Thom Karremans gibi suç ortaklarının yargılanması konusunda adım atılmıyor.
Srebrenica Avrupa’nın ortasındaki bir modern zamanlar Kerbelası’dır. Srebrenica İslâm Tarihi’ne düşülmüş yeni bir kanlı sayfadır. Srebrenica, tıpkı Kerbela gibi, adı yüzyıllarca acıyla anılacak, hiç unutulmayacak bir hüzün kentidir.
Burada anlattığımız Srebrenica’nın kısa bir öyküsüdür. Onun öyküsü daha uzundur. Hayatını kaybetmiş masum 12 bin insanın her birinin hayatı kadar büyük bir romandır o. Bütün Bosna’da yaşanmış insanlık dışı vahşet, soykırım, sürgün, tecavüz ve gözyaşının içinden çekilip alınmış yalnızca bir tanesidir Srebrenica.
Srebrenica bizim şehrimizdir. Onun hikayesi en çok bizimle ilgilidir ve bizi ilgilendirir.
Vurdumduymazlığın, aymazlığın, vicdansızlığın, vahşetin modern bir anıtıdır Srebrenica.
2001 yılı Ağustos başlarında ziyaret ettiğim Srebrenica’nın bu yeni havası ve yeni havalisi huzursuzluk kokuyor. Belki de yüzyıllar boyunca silinmeyecek bir huzursuzluk. Srebrenica’nın lanetlendiğini söylesem abartmamış olurum. Srebrenica’daki Sırp önde gelenlerle yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuç da bu zaten.
Üzerine ölü toprağı serpilmiş Srebrenica’da, Osmanlı’dan kalma, önünde Republica Srpska’nın bayrağı asılı bir taş bina. Binanın Osmanlıdan kaldığını anlamak zor değil. Zira, Irak’ta, Suriye’de, Yunanistan’da, Mekke’de ve Medine’de gördüğüm, yalnızlığa terkedilmiş, bakımsız, ama hâlâ dimdik ayakta, bütün Osmanlı topraklarındaki resmi binaların ortak görünümüne sahıp bir bina bu.
İçerde kentin ileri gelenlerinden bir grup bizi bekliyor. Toplantının yapıldığı odadaki masanın üzerinde bir Sırp bayrağı var, yanında ise süs olsun diye konulmuş bir ABD bayrağı. Srebrenica’ya giren ilk Türk heyeti olduğumuz söyleniyor. Tedirginiz. Toplantı başlıyor. Sırplar, dün kovdukları ‘Türkler’in dönmesini dört gözle bekliyorlar. Ne madenlerde, ne fabrikalarda çalışacak kalifiye elemanları yok. Özelleştirmede bile Türkiyeli işadamlarından medet umuyorlar.
Maaşları komik düzeylerde. Bir işçinin maaşı 80 Mark. Onu da 6 aydır alamıyor. En ufak bir rahatsızlık belirtisi gösterirse hemen işten atılıyor.
“Peki bu büyük madenlerden çıkarılan madenler nereye gidiyor?” diye soruyoruz. Ezik, pişman, başları önlerinde cevap veriyorlar:
“Banja Luka’daki bankalar madenleri alıp satıyor. İyi kazanıyorlar. Ama bize maaş ödemiyorlar.”
Belli ki dünün savaş baronları bugün ele geçirdikleri toprakların rantını yiyorlar. Sadece toprakları değil, savaştırdıkları, sonra da yüzüstü bıraktıkları kendi halklarını da sömürüyorlar. Dün “Avrupa’dan İslâmi ve Türkler’i sileceğiz” diyerek komşularını katleden azgın Sırplar, bugün başlarına gelenlerden şaşkına dönmüşler. İçtikleri müslüman kanlarına mı yansınlar, yoksa komutanları tarafından arkadan vurulmalarına mı?
1998 yılında Kerbela’yı ziyaret etmiştim. Osmanlılar’ın yaptırdığı su kanallarıyla Kerbela bir vahaya dönüştürülmüş, şırıl şırıl suların aktığı yemyeşil bir kent haline gelmişti. Ama o hüzün havası, bin küsur yıldır silinmeyen o çığlıklar, Hazreti Peygamberin ehl-i Beytine yapılan o zulüm hâlâ hissediliyordu.
Srebrenica’da yarın eski güzel günlerine kavuşabilir. O şifalı suları yeniden şöhret bulur, ormanlarıyla, sularıyla, tabii güzellikleriyle yeniden insanları oraya çeker.
Ama dağlardaki o çığlıkları hiçbir şey silemez, o hüzün atmosferini hiç kimse kaldıramaz, hiçbir özür yapılanları unutturamaz.
 

Etiketler
Ynt: Srebrenica

...

Ve daha kaç tane toplu mezar çıkacak ortaya, daha kaç kere toplu cenazeler kılınacak...

Geçen sene Hollandalı askerlere ödül verilmişti Hollanda hükümeti tarafından. '' Çok zor koşullarda savaşmışlar'' diye, madaylalar dağıtıldı. Bir çok asker madalyayı kabul etmemiş, hatta röportaj teklifini kabul eden bir asker, hala psikolojik sorunlar yaşadığını ve yaptıkları için kendinden utandığını, belirtmişti.

Şimdi pişman olsalar da, neye yarar...

Bu yaz Srebrenica'yı ziyaret etmişlerdi, Hollandalı asker grubu olarak, Srebrenica halkından özür dilemeye gitmişlerdi... Neye yarar.
 

Ynt: Srebrenica

Medeniyetin kalbinde medeniyetin çöküşünden başka birşey değil. Her türlü soykırımı(!) tanımlama hususunda azami hassasiyet gösteren Avrupa'nın gerçek yüzünü gösteren yegane ayna...
 


Gezenbilir bilgi kaynağını daha iyi bir dizin haline getirebilmek için birkaç rica;
- Arandığında bilgiye kolay ulaşabilmek için farklı bir çok konuyu tek bir başlık altında tartışmak yerine veya konu başlığıyla alakalı olmayan sorularınızla ilgili yeni konu başlıkları açınız.
- Yeni bir konu açarken başlığın konu içeriğiyle ilgili açık ve net bilgi vermesine dikkat ediniz. "Acil Yardım", "Lütfen Bakar mısınız" gibi konu içeriğiyle ilgili bilgi vermeyen başlıklar geç cevap almanıza neden olacağı gibi bilgiye ulaşmayı da zorlaştıracaktır.
- Sorularınızı ve cevaplarınızı, kısaca bildiklerinizi özel mesajla değil tüm forumla paylaşınız. Bildiklerinizi özel mesajla paylaşmak forum genelinde paylaşımda bulunan diğer üyelere haksızlık olduğu gibi forum kültürünün kolektif yapısına da aykırıdır.
- Sadece video veya blog bağlantısı verilerek açılan konuların can sıkıcı olduğunu ve üyeler tarafından hoş karşılanmadığını belirtelim. Lütfen paylaştığınız video veya blogun bağlantısının altına kısa da olsa konu başlığıyla alakalı bilgiler veriniz.

Hep birlikte keyifli forumlar dileriz.

BENZER KONULAR



GEZENBİLİR TV

Abone Olun

GEZENBİLİR'İ TAKİP EDİN

Forum istatistikleri

Konular
105,163
Mesajlar
1,534,493
Kayıtlı Üye Sayımız
167,057
Kaydolan Son Üyemiz
R.KICIR

Çevrimiçi üyeler



Geri
Üst