mete
Zirve
- Mesajlar
- 1,851
- Tepkime Puanı
- 4
Töre ve Gelenekler
Türklerde “töre” devlet yönetimi için, hazırlanan kanunlardır. Özünü halkın örf ve adetlerinden alır. Çin anlayışında olduğu gibi kanunlar tanrı tarafından gönderilmez. Bizzat yöneticiler tarafından yazılır. Töreyi yazan Kağan veya etrafındaki bilge kişilerdir. Töreyi kaybetme, Türk devletinin yıkılması ve yok olması için bir sebepti. Ancak, Devlet yıkılsa, İl elden gitse bile töre; yok olmaz dünya durdukça var olacaktır. Göktürk yazıtlarında bu açıkça ifade edilmektedir. “Yukarıda gök basmasa, aşağıda yer delinmese. Ey Türk Milleti! Senin devletini (ilini) ve töreni kim yok edebilir.”
Mevcut bir töreyi değiştirmeye, çoğu zaman Kağanların bile gücü yetmezdi. Türk ilinde reformlar yapıp Çin geleneklerini almayı düşünen, fakat buna cesaret edemeyen İşbara Kağan’ın (Şapolyo) 585 yılında Çin’e yazdığı mektup bu konunun tipik bir örneğidir; Bizim adet ve geleneklerimiz çok eski çağlardan beri oluşmuştur. Bundan dolayı onları değiştirmeye, benim gücüm yetmez.
Yalnız, gelenek değiştirmeye karşı direnişin tutuculukla alakası yoktu, var olma veya yok olma savaşındaki gerçeklerdi. Vezir Tonyukuk’un Bilge Kağan’ın Şehirleşme ve Budizm’i alma konusundaki tekliflerine şiddetle karşı koymasındaki gerçekleri izahı meseleyi açığa kavuşturmaktadır. Bilge vezir, Buda dininde et yemenin yasak olduğunu, buna karşılık Türklerin ekonomisinin hayvancılığa dayandığını, giyeceklerin yapım ve hazırlanmasının da hayvancılıkla alakalı olduğunu ortaya koyarak, Buda dinine girilmesiyle ekonomik olarak Çine bağımlı olunacağını söylemişti. Buna ilave olarak şehir hayatına geçilmesi, kalabalık Çin orduları karşısındaki, hareketli bir toplum olmamızdan kaynaklanan avantajımızı kaybederek yok olmamıza sebep olacaktı.
Yeni kurulacak bir devletin Töreleri, eski törelerden derlenerek meydana getirilirdi. Bilge Kağan devleti kurduğunda ilk iş olarak dağınık haldeki halkı bir araya getirmiş, sonrada devleti derleyip toparlamak için, Bir nevi anayasa mahiyetindeki “Ağır töreleri” düzenleyerek yürürlüğe koymuştu. Bilge Kağan “ Devletini kaybetmiş (veya devletsiz kalmış Türk Milletini)! Kağansız kalmış (Türk) Milletini! Türk töresini kaybetmiş, Türk Milletini! Atalarını, Bumin Kağan ve İstemi Kağanın töre (ve düzenlerine)uygun olarak, (yeniden yaratmış),(yeniden) teşvik edip öğretmiş.” Burada Türk Milletini yeniden kurma ve düzene koyma söz konusu edilmektedir. Ancak, bu yeni reform hareketi, Bilge Kağanın dilediğince değil; eski yasaların yeniden yürürlüğe konmasıyla yapılıyordu. Yasaların yerine konması yetmiyor. Birde milletin bunlara alıştırılması ve milletin eğitilmesi çağı başlıyordu.
Töre sözünden sonra Türklerde “yol” kelimesi de bu manada kullanılmıştı. Uygurlar, din ve ahlak yolundan sapmış kişilere “yol yanğılmış kişi” diyorlardı. Osmanlılarda, töre ile yol artık hep birlikte söylenen deyimler olmuştu.
Yukarıda görüldüğü gibi Töre Devlet tarafından kanun olarak kabul edilen, bilgeler tarafından yazılıp ortaya konan kanunlardır. Bir şahsın, bir köyün töresi olmaz. Bu manada töre cinayeti tabiri yanlış kullanılan bir tabirdir. O köyün o yörenin geleneği gereği bu yapılmaktadır.
Anayasaya gelince anayasa kaanlar tarafından dahi değiştirlemez. Ancak bilgeler tarafındn değiştirilebilir. Devlet yıkılır ama Töre ayakta kalır. Her yeni kurulan devlet bir önceki devletin Törelerine göre kurulduğu içinde çok çabuk yükselir, çünkü bu töreler halkın duygu ve düşüncelerini yansıtan, geleneklerine ve inançlarına uygun binlerce yıllık birikimlerin sonun da kazanılmış bilgilerdir. Öyle her canı isteyen değiştiremez.
Türklerde “töre” devlet yönetimi için, hazırlanan kanunlardır. Özünü halkın örf ve adetlerinden alır. Çin anlayışında olduğu gibi kanunlar tanrı tarafından gönderilmez. Bizzat yöneticiler tarafından yazılır. Töreyi yazan Kağan veya etrafındaki bilge kişilerdir. Töreyi kaybetme, Türk devletinin yıkılması ve yok olması için bir sebepti. Ancak, Devlet yıkılsa, İl elden gitse bile töre; yok olmaz dünya durdukça var olacaktır. Göktürk yazıtlarında bu açıkça ifade edilmektedir. “Yukarıda gök basmasa, aşağıda yer delinmese. Ey Türk Milleti! Senin devletini (ilini) ve töreni kim yok edebilir.”
Mevcut bir töreyi değiştirmeye, çoğu zaman Kağanların bile gücü yetmezdi. Türk ilinde reformlar yapıp Çin geleneklerini almayı düşünen, fakat buna cesaret edemeyen İşbara Kağan’ın (Şapolyo) 585 yılında Çin’e yazdığı mektup bu konunun tipik bir örneğidir; Bizim adet ve geleneklerimiz çok eski çağlardan beri oluşmuştur. Bundan dolayı onları değiştirmeye, benim gücüm yetmez.
Yalnız, gelenek değiştirmeye karşı direnişin tutuculukla alakası yoktu, var olma veya yok olma savaşındaki gerçeklerdi. Vezir Tonyukuk’un Bilge Kağan’ın Şehirleşme ve Budizm’i alma konusundaki tekliflerine şiddetle karşı koymasındaki gerçekleri izahı meseleyi açığa kavuşturmaktadır. Bilge vezir, Buda dininde et yemenin yasak olduğunu, buna karşılık Türklerin ekonomisinin hayvancılığa dayandığını, giyeceklerin yapım ve hazırlanmasının da hayvancılıkla alakalı olduğunu ortaya koyarak, Buda dinine girilmesiyle ekonomik olarak Çine bağımlı olunacağını söylemişti. Buna ilave olarak şehir hayatına geçilmesi, kalabalık Çin orduları karşısındaki, hareketli bir toplum olmamızdan kaynaklanan avantajımızı kaybederek yok olmamıza sebep olacaktı.
Yeni kurulacak bir devletin Töreleri, eski törelerden derlenerek meydana getirilirdi. Bilge Kağan devleti kurduğunda ilk iş olarak dağınık haldeki halkı bir araya getirmiş, sonrada devleti derleyip toparlamak için, Bir nevi anayasa mahiyetindeki “Ağır töreleri” düzenleyerek yürürlüğe koymuştu. Bilge Kağan “ Devletini kaybetmiş (veya devletsiz kalmış Türk Milletini)! Kağansız kalmış (Türk) Milletini! Türk töresini kaybetmiş, Türk Milletini! Atalarını, Bumin Kağan ve İstemi Kağanın töre (ve düzenlerine)uygun olarak, (yeniden yaratmış),(yeniden) teşvik edip öğretmiş.” Burada Türk Milletini yeniden kurma ve düzene koyma söz konusu edilmektedir. Ancak, bu yeni reform hareketi, Bilge Kağanın dilediğince değil; eski yasaların yeniden yürürlüğe konmasıyla yapılıyordu. Yasaların yerine konması yetmiyor. Birde milletin bunlara alıştırılması ve milletin eğitilmesi çağı başlıyordu.
Töre sözünden sonra Türklerde “yol” kelimesi de bu manada kullanılmıştı. Uygurlar, din ve ahlak yolundan sapmış kişilere “yol yanğılmış kişi” diyorlardı. Osmanlılarda, töre ile yol artık hep birlikte söylenen deyimler olmuştu.
Yukarıda görüldüğü gibi Töre Devlet tarafından kanun olarak kabul edilen, bilgeler tarafından yazılıp ortaya konan kanunlardır. Bir şahsın, bir köyün töresi olmaz. Bu manada töre cinayeti tabiri yanlış kullanılan bir tabirdir. O köyün o yörenin geleneği gereği bu yapılmaktadır.
Anayasaya gelince anayasa kaanlar tarafından dahi değiştirlemez. Ancak bilgeler tarafındn değiştirilebilir. Devlet yıkılır ama Töre ayakta kalır. Her yeni kurulan devlet bir önceki devletin Törelerine göre kurulduğu içinde çok çabuk yükselir, çünkü bu töreler halkın duygu ve düşüncelerini yansıtan, geleneklerine ve inançlarına uygun binlerce yıllık birikimlerin sonun da kazanılmış bilgilerdir. Öyle her canı isteyen değiştiremez.

