1. Gün
20 Ekim Cumartesi günü sabahtan kalktık, valizlerimizi yarım saat gibi kısa bir sürede hazırlayıp kahvaltı için kayınvalideme gittik. Kahvaltı sonrası babamlara da uğrayıp vedalaştıktan sonra, lastik balansındaki düzensizlikten dolayı sanayiye son bir ziyaret yapıpı yaklaşık 11.30 gibi yola çıktık, Samsun Ankara yolunun ne kadar keyifsiz olduğunu gidenler onaylayacaktır. Bu yüzden bu yolda hç fotoğraf çekmedik. Vaktimiz bu sefer bol olduğundan dolayı yolda hiç acele etmeden, 100-110 km arası hızla akşamüstü Samsun'a ulaştım. Hemen Mustafa'yı telefonda aradım, sağolsun kendisi de müsaitmiş bizi kırmadı, onun verdiği yol tarifiyle telefon görüşmesinden yaklaşık 10 dakika sonra buluştuk. Ankara'dan çıkmadan Ordu'da kalmaya niyetlenmiştik, niyeti bozmak olmaz diyerek Mustafa kardeşimden izin isteyip kendimizi karadeniz sahil yoluna attık . Çarşamba'yı ve Perşembe'yi sel aldıktan sonra saat 8 gibi kuru ve güzel bir havada Ordu öğretmen evinde ulaştık. İki kişi 84 lira verdiğimiz öğretmenevine yerleşip, hemen şehri turlamaya çıktık.
Ben şahsen Ordu'yu çok beğendim, Karadeniz'in diğer kentlerine göre hem karadeniz dokusunu bozmamış hemde, büyükşehirin tüm imkanlarını yaşayanlarına ve ziyaretçilerine sunuyor. Özellikle Boztepe teleferiği gece gece bize nefis bir Ordu manzarası sundu. Meydanda yediğimiz kestane kebabının tadı ise halen damağımda.
2. Gün
Ertesi sabah ilk yol fotoğrafımız
Karadeniz sahil yolu, karadenizin dokusunu, tabiatını, güzelliğini öldürmüş fikrine kesinlikle katılmıyorum, bunu söyleyenler herhalde yolun eski halinden bihaberler. Yol Turizmin, sanayinin, gelişmişliğin yani kısacası herşeyin bir göstergesi, tabiki bana göre
Giresun'un karşısındaki ada
Bilgi için tıklaynız : http://tr.wikipedia.org/wiki/Giresun_Adas%C4%B1
Tüneller, tüneller..
Tirebolu'na gelince rotamızı içeriye Kürtün tarafına doğru çeviriyoruz. Daha önce bir kere motorla gittiğim bu yol gerçekten beni ilk seferinde de bu geçişimde de inanılmaz derecede etkiledi.
Ve Karadeniz'in korkunç gerçeği HES inşaatları ...
Özkürtün tüneli..
Zigana yolu, motorum olsa lastikleri yalan edebilirdim, içim gitmedi desem yeridir :roll:
Zigana'nın sonunda Maçka'ya ulaşıyoruz, ve işte bize her yer Trabzon, fabrikayı Bordo Maviye boyamışlar
İkinci gün akşamında Trabzon'da akrabalarımızda kalıyoruz, nefis bir palamut ziyafeti, arkasından Trabzonspor-Beşiktaş maçını seyredip sonra erkenden yatıyoruz. Sabah nefis tereyağlı kuymak kokusuyla uyanıyoruz. İnsan Ankara'dan karadenize gidince, büyükşehirde yediği her lokmanın nasıl yalan dolan olduğunu daha iyi anlayabiliyor.
Nihayet güneşli ve keyifli bir yoldan Hopa'ya ulaşıyoruz, Hopa'ya gelmeden 40 km kadar önce LPG bitiyor, bundan sonra Türkiye'ye dönene kadar LPG'yti unutuyoruz. En son LPG'yi Mustafa'nın tavsiyesi ile Terme'den almıştım. İnsan gibi gidince bir depo gazın 535 km gittiğinide kendi gözümüz ile gördük :shock:
Sınır kapısı Hopa'dan 17 km.
Tam bu noktada, Polis memuru bizi sol tarafa nüfus cüzdanı ile geçiş yapılan Banko'ya yönlendirdi. Biz pasaportla geçeceğiz diye uyarınca hemen önümüzdeki sıraya, doğrudan arabamızla girdik. 15 lira yurtdışı çıkış harçlarını alıp, Ayşe araba ile (çünkü araba onun üstüne) ben ise sol taraftan yaya olarak sınırı geçtim. Bu uygulamaya başka sınır kapılarında rastlamadık, araç ile geçerken yanlızca şoför aracın içinde oluyor.
Son kez Türkiye..
Sınır hatırası
Vatan toprakları, artık aynamızda...
devam edecek...
20 Ekim Cumartesi günü sabahtan kalktık, valizlerimizi yarım saat gibi kısa bir sürede hazırlayıp kahvaltı için kayınvalideme gittik. Kahvaltı sonrası babamlara da uğrayıp vedalaştıktan sonra, lastik balansındaki düzensizlikten dolayı sanayiye son bir ziyaret yapıpı yaklaşık 11.30 gibi yola çıktık, Samsun Ankara yolunun ne kadar keyifsiz olduğunu gidenler onaylayacaktır. Bu yüzden bu yolda hç fotoğraf çekmedik. Vaktimiz bu sefer bol olduğundan dolayı yolda hiç acele etmeden, 100-110 km arası hızla akşamüstü Samsun'a ulaştım. Hemen Mustafa'yı telefonda aradım, sağolsun kendisi de müsaitmiş bizi kırmadı, onun verdiği yol tarifiyle telefon görüşmesinden yaklaşık 10 dakika sonra buluştuk. Ankara'dan çıkmadan Ordu'da kalmaya niyetlenmiştik, niyeti bozmak olmaz diyerek Mustafa kardeşimden izin isteyip kendimizi karadeniz sahil yoluna attık . Çarşamba'yı ve Perşembe'yi sel aldıktan sonra saat 8 gibi kuru ve güzel bir havada Ordu öğretmen evinde ulaştık. İki kişi 84 lira verdiğimiz öğretmenevine yerleşip, hemen şehri turlamaya çıktık.
Ben şahsen Ordu'yu çok beğendim, Karadeniz'in diğer kentlerine göre hem karadeniz dokusunu bozmamış hemde, büyükşehirin tüm imkanlarını yaşayanlarına ve ziyaretçilerine sunuyor. Özellikle Boztepe teleferiği gece gece bize nefis bir Ordu manzarası sundu. Meydanda yediğimiz kestane kebabının tadı ise halen damağımda.
2. Gün
Ertesi sabah ilk yol fotoğrafımız
Karadeniz sahil yolu, karadenizin dokusunu, tabiatını, güzelliğini öldürmüş fikrine kesinlikle katılmıyorum, bunu söyleyenler herhalde yolun eski halinden bihaberler. Yol Turizmin, sanayinin, gelişmişliğin yani kısacası herşeyin bir göstergesi, tabiki bana göre
Giresun'un karşısındaki ada
Bilgi için tıklaynız : http://tr.wikipedia.org/wiki/Giresun_Adas%C4%B1
Tüneller, tüneller..
Tirebolu'na gelince rotamızı içeriye Kürtün tarafına doğru çeviriyoruz. Daha önce bir kere motorla gittiğim bu yol gerçekten beni ilk seferinde de bu geçişimde de inanılmaz derecede etkiledi.
Ve Karadeniz'in korkunç gerçeği HES inşaatları ...
Özkürtün tüneli..
Zigana yolu, motorum olsa lastikleri yalan edebilirdim, içim gitmedi desem yeridir :roll:
Zigana'nın sonunda Maçka'ya ulaşıyoruz, ve işte bize her yer Trabzon, fabrikayı Bordo Maviye boyamışlar
İkinci gün akşamında Trabzon'da akrabalarımızda kalıyoruz, nefis bir palamut ziyafeti, arkasından Trabzonspor-Beşiktaş maçını seyredip sonra erkenden yatıyoruz. Sabah nefis tereyağlı kuymak kokusuyla uyanıyoruz. İnsan Ankara'dan karadenize gidince, büyükşehirde yediği her lokmanın nasıl yalan dolan olduğunu daha iyi anlayabiliyor.
Nihayet güneşli ve keyifli bir yoldan Hopa'ya ulaşıyoruz, Hopa'ya gelmeden 40 km kadar önce LPG bitiyor, bundan sonra Türkiye'ye dönene kadar LPG'yti unutuyoruz. En son LPG'yi Mustafa'nın tavsiyesi ile Terme'den almıştım. İnsan gibi gidince bir depo gazın 535 km gittiğinide kendi gözümüz ile gördük :shock:
Sınır kapısı Hopa'dan 17 km.
Tam bu noktada, Polis memuru bizi sol tarafa nüfus cüzdanı ile geçiş yapılan Banko'ya yönlendirdi. Biz pasaportla geçeceğiz diye uyarınca hemen önümüzdeki sıraya, doğrudan arabamızla girdik. 15 lira yurtdışı çıkış harçlarını alıp, Ayşe araba ile (çünkü araba onun üstüne) ben ise sol taraftan yaya olarak sınırı geçtim. Bu uygulamaya başka sınır kapılarında rastlamadık, araç ile geçerken yanlızca şoför aracın içinde oluyor.
Son kez Türkiye..
Sınır hatırası
Vatan toprakları, artık aynamızda...
devam edecek...

