<div class="bbWrapper"><b>Ynt: Hey Adriyatik Bak Yine Biz Geldik</b><br />
<br />
<br />
<br />
Sevgili arkadaşlar,<br />
Gezi anılarımın 5. bölümü de DNM-LER'in 20. sayısında yayınlandı.<br />
Dergide başkaca güzel yazılar da var her zamanki gibi.<br />
http://www.dnm-ler.com/articles.php?id=470<br />
<br />
Şimdi hep birlikte kaldığımız yerden gezimize devam edelim dilerseniz.<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: 16px"><b>Hey Adriyatik Bak Yine Biz Geldik<br />
Bölüm 5 </b> </span> <br />
<br />
Trieste den Udine, Villach, Salzburg yönüne giden E55 otoyolundan hızla Avrupa içlerine doğru dalıyoruz. Bir süre sonra aynalardan, tabelalardan, yoldaki değişik değişik simgelerden başımı kaldırıp ta etrafıma bakınmaya sıra geldiğinde gördüğüm en muhteşem manzaralardan biri, başı dumanlı, yer yer karlı tepeleri ile yeşilimsi gri bir duvar gibi Alp ler karşımıza çıkıyor. İşte diyorum bir zamanların orta Avrupa’ sının savunma hattının geçit vermeyen doğal seddi. Türk’lerin taa Orta Asya dan “düm tek” lerle gelip dayandığı, gücünün tükendiği son doğal kale. Biz yüzlerce yıl Çin Seddi ile Alp dağları arasında kalan binlerce km. boyunca basmışız narayı, çalmışız kılıcı. Eh artık birazda onlar çalıp oynuyorlar günümüzün teknolojik yaşamında. Sırayla mı, parayla mı artık bilinmez ama insanoğlu aklını ve de bilgisini kullanınca bu duvarları oyup, delerek bir şekilde hakim olmuş doğaya. Örneğin biraz önce geçtiğimiz Tauern tüneli 6400 m. lik uzunluğu ile insanoğlunun doğaya karşı zaferinin bir örneği. Bu kara ağızlı canavar her gün on binlerce aracı bir yanından yutup öbür yanından salıveriyor !. <br />
Rijeka dan beri geldiğimiz serin bir Eylül gününde güneş dağların ardından daha bir çabukta kayboluyor ama hemencecik karanlık basmıyor. Daha ilerilere gitmeyip geceyi buralarda geçirmeyi düşünüyoruz ve Avusturya’ nın güzel ve turistik göllerinden Millstats See çıkışını yakalayıp gölün kenarındaki beldeye iniyoruz. Bir Kebap- House ın çatısından sallanan bayrağımızı görünce girip Türk patrondan çevre hakkında bilgi alıyoruz. Gölün on beş km. lik kuzey kıyısında sıralanmış olan üç dört belde yi bir çabukta turalayıp gece için uygun bir yer arıyoruz. Gölün sonundaki belde de büyük bir kamping görüyoruz. İçerisi kışlamaya çekilmiş, ya da hiç hareket etmediği belli olan bir sürü çekme karavan ile dolu. Geriye merkeze dönüyoruz. Bir kamping daha var ama kış günü içeride sadece iki motokaravan var. Bir esprisi de yok ve fiyat da bu mevsimde hâlâ € 25.45 . Küsüratı bile var . Hava yağmurlu ve giderek te soğuyor. Kampa da girsek duşu karavanda yapmak gerekecek. Hiçbir şeye ihtiyacımız da yok aslında. Biraz dolandıktan sonra gözümüze kestirdiğimiz bir otoparka giriyoruz. Akşam yemeği için bulabildiğimiz en kalın giysilerimizi giyiyoruz ama onlar da yetersiz kalıyor. Biraz keşif yürüyüşünün ardından masalarında mumlar yanan bir restaurant bize el ediyor adeta. Kapıda “büyrüün salonumuz açıktır, üst katta aile için yerimiz vardır abi” diyecek birini boşuna bekliyoruz !... Göl manzaralı bir masaya ilişip mönüden seçebildiğimiz en az zararlı yiyecekleri yani brokoli ograten ve kiremitte sebzeli mantar ve de beyaz şarap ısmarlıyoruz ama ardından da heyecan içinde bekliyoruz acaba ne gelecek diye. Bir “fıstık” tarafından güzel bir sunum içinde gelenler garnitürleri ile renk armonisi ile adeta resim gibi. Bir süre bu muhteşem tabloyu bozmaya kıyamıyoruz ama ucundan kenarından alınan ilk lokmalardan sonra birbirimizle göz göze geliyoruz. Mmmm !.. <br />
Çam ağaçlarının suyun yüzündeki oynaşmalarına mumların kıpırtıları eşlik ederken kadehlerimizi çınlatıyoruz. “Hoş bulduk Avrupa”. Şarabımızdan tattığımız ilk yudumda içimiz ısınıyor, rahatlıyoruz. <br />
Sabah yürüyüşümüzde göl kıyısındaki sonbahar yapraklarını çıtırdatırken bir yandan da akşama doğru arkadaşımızın Güney Almanya nın en en güneyindeki Alp lere yaslanmış romantik dağ evlerine varmayı ve de bir saat kala telefon edip sürpriz yapmayı planlıyoruz. <br />
Salzburg- München otoyolunda diesel almak için bir Shell’e giriyoruz. Kart çekmeye giden Selma yı “Merhaba yenge “diye karşılıyorlar.. Plakamızdan tanıyan birTürk görevli camımızda vinyet pulu olmadığını görünce bize otoyol geçişi için € 7.80 ‘e on günlük vinyet veriyor. Pulsuz yakalanırsan € 300 civarında cezası var. Otoyola ilk girişteki benzincide bu işi halledebilirdik ama sol şeritten “rüzgar” gibi geçtik sonra da unuttuk gittiydi. Havaların önceki gün bozduğunu aslında bu aylarda henüz bu kadar soğuk olmaması gerektiğini söylüyor görevli arkadaş. Gerçekten de tepelerdeki karlar baktıkça endişelendiriyor. Kışlık bir şeyler almamız için az ileride Bad Reichenhall sapağındaki Adidas mağazasını tarif ediyor. 40 km. kadar sonra otoyoldan çıkıp mağazanın parkına giriyoruz. Pek uygun bir şeyler bulamıyoruz ama bir eşofman takım uyduruyorum kendime. Şehir merkezi beş altı km. kadar ileride. Girişte bir Stellplaltz ın önünden geçiyoruz. Parkda üç dört karavan var ama bizim işimiz az olduğu için normal park yeri arıyoruz. Bir sürü otoparktan gözümüze kestirdiğimiz genişçe birine girip 1.5 saat için otomata € 0.45 atıyoruz. Şansımız yaver gidip de önümüze gelen ilk büyük mağazadan inanılmaz ucuz fiyata iki adet anorak ve kalın çorap bulunca yüzümüz gülmeye başlıyor. Neden güldüğümüzü kalın giysilerinin içindeki sıcacık insanlar anlayamıyorlar tabiî ki. Isınan gövdelerimizin rahatlığı ile beldeyi dolaşıyoruz. Gezdiğimiz şehir güney Almanya da sık rastlanılan “Bad” yani kaplıca beldelerinden biri. Bad Reicenhall küçük ama gerçekten termal otelleri, mağazaları, cafe’ leri restaurantları, parkları ve de temiz yüzlü insanları ile çok güzel bir belde.( Bu temiz yüzlülüğün aslında günlerce girilen kaplıcanın sıcak suyundan kaynaklandığını tabiî ki iyi biliyoruz...özeliklle Selma !..) Café Reber’in Mozart salonu dünyaca ünlü nefis çikolatalarının satıldığı mağazanın şık bir bölümü. Yine yasaklar deliniyor, ama çikolatalar “hart” diye ısırılmadan “çıt” diye kibarca gövdeye indiriliyor. Rahmetli “Özal”, bize yasakları delmesini o öğretti ! Gerçi o “bir kerelik” demişti ama imamın gaz kaçırdığında cemaatin ne yapabildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz zaten . <br />
Arkadaşımıza açtığımız telefondaki çığlıklar sevindiriyor bizi . Bad Reichenhall’dan çıktıktan sonra, kenarlarından gürül gürül derelerin aktığı yeşillikler içindeki yol, Alpler’in başı dumanlı tepelerin arasından kıvrıla kıvrıla bir takvim yaprağından çıkmışçasına güzel, güzel olduğu kadar romantik evlerinin bahçesine kadar getiriyor bizi. Uzaktan gördükleri mavi karavan’a doğru koşuşmalar, çığlıklar, sarılmalar, yaşaran gözlerden akan birkaç küçük damlacık sahneyi duygusallaştırıyor. Arkadaşımızın 70. yaş günü için büyük bir parti hazırlığını gözlemliyoruz. Almanya nın çeşitli yörelerinden eş dost akraba yanı sıra Avustralya dan uçakla gelecek misafir bile varmış. Bu arada arkadaşımız bize çevreyi gezdiriyor. Frelassing de bulunan bir karavan markete girip biraz bakınıyoruz. Birkaç gerekli malzeme de alıyoruz ama köşede duran Hymer’i alamıyoruz ne yazık ki. Önünde bir fotoğraf ile yetiniyoruz. Eve döndüğümüzde tüm ev halkının arı gibi hazırlık yaptığını gözlüyoruz. Bu arada onları telaşları ile baş başa bırakıp iki günlüğüne 25 km. ötedeki Salzburg a gitmek, fırsat bulursak çevredeki göller bölgesini (bir daha) gezmek üzere anlaşıyoruz. Arkadaşımız arabası ile eskort edip bizi Salzburg da kendisinin de sık sık kaldığı 1800 lerden kalma Stiegl bira fabrikasının yanındaki uygun bir yere park ettiriyor. Birlikte yürüyerek ulaştığımız merkezdeki Mozartın evi, kale, ünlü mezarlık gibi klasik görülecek yerleri daha önce görmüş olduğumuzdan bu defa meydan ve çevresindeki şıklıklara dalıyoruz. Bir Bosnalı yaşlı kadının önünde sıralar oluştuğu minicik büfesinden Bosnia Gril (özel sosisli, özel ekmekli sandviç) yiyoruz. Kürklü mürklü koskoca kadınların ayakta durup, ellerindeki sandviçleri ısırması bizim oralardan, uzaktan gelenler için biraz “çok seyrek olacak şeyler” kategorisine giriyor. Arkadaşımız Sydney den gelecek misafirini karşılamak üzere ayrılıyor. Gün bitene dek Salzburg un görmediğimiz bölümlerini geziyor, yoruldukça güzel ve şık cafe lerde ihtiyaç molaları ile dinlenmeye çalışıyoruz.<br />
Karavana döndükten sonra sıcak bir duşun ardından kendimizi yakınlardaki eski ama şık bir” Gasthause” a atıyoruz. Yerel bir bira olan ve çok yakınında durduğumuz Stiegl bira fabrikasının ürünü olan biradan içiyoruz. (Aslında bir karavancı olarak camı açıp gelen bira kokuları ile kafa yapmak da bir seçenek ama biz yine de birkaç cent harcamayı göze alıyoruz !...) Orta Avrupada çok sayıda bira markası görüyoruz. Sayamayacağımız kadar çok markanın tatları da, biz pek iyi fark edemesek de birbirlerinden herhalde farklı şeyler. Bu farklılık biz de bir iki markanın ürün çeşitliliğinde görülebiliyor ancak. Güzel bir gecede gelen hesap da güzel. Kiremitte fırınlanmış kocaman bir et, yanında patates,sebze karışımı garnitürü ile salata, birkaç bira sadece € 17 ye....Haydi arkadaşlar her gece bizdensiniz artık yehhovv..(.Karavancılığın da en cazip tarafı bu “yehhovv” lar galiba !..)<br />
Sabahın serinliğinde çay demliyoruz... buğulanan camların ardından esneyerek ağır ağır uyanan belde ye bakıyoruz. Guten morgen Salzburg. <br />
Çayların ardından haydi bakalım bastır göller bölgesine, Mondsee,ye Attersee’ ye Traunsee’ ye ve de Nordsee’ ye. Eylül rüzgarlarının kıpırdattığı yeşilimsi mavi sularda oynaşan Alp lerin o muhteşem gölgelerine doğru. “E 60/Wienna” otoyolundan ayrılan ara yoldan Mondsee ye giriyoruz. Etraftan el ayak çekilmiş ama yine de düşük sezonun sağladığı indirimlerden yararlanmayı düşünen yaşlı turistleri görebiliyoruz seyrek de olsa. Sonra Nordsee ve Attersee taraflarını dolaşıp sonbaharın sararttığı yaprakların yumuşacık halılarında yürüyüş yapıyoruz. Etrafta seyrek gördüğümüz restaurantlar, büfeler kapalı ve de öğle yemeğimiz mecburen sağlıklı Yani yine kepekli makarna ama bu defa üzeri “göl manzara bolonez” hem de yanı yoğurtlu. Bu kepekli makarnaların da amma çok çeşidi varmış yaa. Her halde 117. yaş günümde sonuncu çeşidi yemek nasip olur...Akşam üstüne doğru Traunsee kıyısındaki şirin belde Gmünden de daha önce de kaldığımız Toscana Park’a girip tenha bir köşeye çekiliyoruz. Tanıdık bildik yerde kalmanın rahatlığı ile aldığımız sıcak duşumuzun ardından bu güzel gezimizin şerefine kadehlerimizdeki buzları şıngırdatıyoruz. (Toscana park oldukça büyük ve karavancıların sık ziyaret ettikleri tuvaletleri de olan serbest bir park yeri). Göl kenarındaki manzaralı yürüyüş yolundan belde merkezine doğrugeziniyoruz. Arada birkaç kare fotoğraf çekmeyi nasıl akıl ettiğimize hayret ediyoruz. Gezilerde çok az fotoğraf çektiğimizi, görüntüleri makinanın belleğinden çok kendi belleğimize kaydettiğimizi konuşuyoruz. Küçücük makinamızı bile sık sık karavanda unuttuğumuz bir gerçek aslında. Biz “ilk aşklarımızı” körüklü fotoğraf makinaları ile görüntülemiş, hareketli kameraya ancak ikinci baharında el sallayabilmiş siyah beyaz yılların acılı insanlarıyız !.. <br />
Gmünden de oldukça soğuk bir havada gezip dolaşıp bulabildiğimiz bir Gasthause da yine güzel bir akşam yemeği ama bu sefer biralar Eggenberg. Restaurant lar genelde birkaç masa ile geceyi kapatıyorlar gördüğümüz kadarı ile. Mönü lerde de yok yok mübareklerde, sayfa sayfa hepsi de. Antre den girip arka kapıdan çıkan tatlısıyla tuzlusuyla bir sürü güzel tarifler, içecekler. Ama bütün restaurant lar buna rağmen yıllarca hizmet verebiliyor nasıl dayanabiliyorlarsa artık. Bizde köfteciler bile evlerine Mercdes le giderken bunlar bisikletle, otobüsle gidiyorlar. Daha doğrusu gidebiliyorlar. Kapılarındaki tabelalardan görüyoruz. Falanca restaurant “since 188X” filanca gasthause “since 191X” . En yenisi elli yıllık. Hani işkembeci olsa bir derece ama bu mönü yelpazesi ile nasıl ayakta durabildiklerine şaşıyoruz gerçekten . Rant olmayınca, nüfus hızlı artmayınca her şey güzel ve kibar olabiliyormuş demek ki. Sanırım Haç ile Hilal in ayrıldığı en önemli kavşak bu. RTE nin en az üç çocuk diye yırtındığı beyanatlarının bizleri (bizleri olduğu kadar İslam alemini) ne denli zora soktuğunu Selma nın bir yazısından izlemenizi salık veririm. (bkz.http://www.dnm-ler.com/articles.php?id=236 ). Bu nüfus meselesi, ortadaki tencereden bulgur pilavına kaşık sallarken, hep birlikte sürahiye ağzını dayayıp lakır lakır su içerken pek iyi anlaşılamayabilir ama insanoğlunun üremek yanında hiç mi estetik duyguları olmasın, “kafası olanlar” hiç mi bir parça kafa dinleyecekleri güzel ve sessiz bir ortam bulamasın. Madalyonun iki yüzü bunlar. Tıpkı ülkemizde baş gösteren yaşam biçimi çelişikliklerinin yarattığı korkunç kaos gibi.<br />
Martıların ilk çığlıkları ile yavaş yavaş uyanan Traunsee nin mahmur gözlü Gmünden’i gözlerini kırpıştırıken biz de hafifçe esneyerek bu puslu Eylül sabahına katılıyoruz. Göl manzaralı nefis! bir kahvaltıdan sonra kıvrılarak tepelere doğru çıkan yoldan beldeyi terk ediyoruz. Tabii ki edemiyoruz. Bir spor giysileri satan mağazaya yanaşıp “sale” den gardrobumuza azıcık eklenti yapıyoruz. Pek yerimiz de yok aslında ama sezon sonu indirimler de oldukça cazip geliyor insana. Selma gardrop yetersizliği konusunda oldukça pratik çözümler üretiyor. İlk giren ilk çıkar metodu ile yeni alınanlara yer açmak için mevcutlardan ayırdıklarını bir koliye dolduruyor sonra yanına kitap, defter, kalem falan ekleyerek Doğu illerimizdeki okullara yardım olarak gönderiyor. Bu konuda eşe dosta iftiharla gösterdiği teşekkür belgeleri bile var.<br />
Bu gün 19.Eylül.2008 ve arkadaşımızın 70. doğum günü partisi için yeniden Bad Reicenhall’ dönmek durumundayız. Geldiğimiz E 60 otoyolundan Salzburg a dönüyor ve beldeye girmeden artık ezberlediğimiz yollardan evin yolunu tutuyoruz. Yeniden karşılamalar, tazelenen sevinçler yaşanıyor bu Alp lerin takvim yaprağından çıkmışçasına romantik ve görkemli dağ evinde...<br />
Karavanı, neredeyse beş dönüm belki de daha büyük koskocaman yemyeşil bahçenin bir köşesinde çiçeklerin arasına park ediyoruz. Evin bir de iki katlı önünden şırıl şırıl dere akan küçük ama çok romantik av köşkü gibi müştemilatı var. Kaç zamandır hayallerimi süsleyen tahtadan kulübe irisi bir evcik. Bir ara çevredekileri ekip gizlice bir kadeh buzlu viski, biraz da kuruyemişten oluşan kaçamağımı burada, bu şirin evde yapıyorum. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
[attachment=1]<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Alp dağlarının bağrından kopup şırıl şırıl akan derenin berrak sularına bıraktığım hayallerimin kağıttan kayıkları, dalgacıkların üzerinde oynaşarak uzaklaşırken ruhumun derinliklerinden kopan kaygılarımı da birlikte götürüyor, baktığım soluk yüzlü aynadan zamanın alnıma kazıdığı derin çizgilerin giderek kaybolduğunu fark edebiliyordum. “Seneye” diyorum kendi kendime “seneye birkaç gün yine kağıttan kayıklar yüzdüreceğim bu derede, yine”...<br />
Partiden notlar;<br />
Bu gün akşama doğum günü partisi var. Bir acayip hazırlıklar ki sormayın gitsin. Kimbilir kaç günler öncesinden başlamışlar. Önce evin çok yakınındaki köyün (!) restaurant ının bir bölümünde hoş geldin kokteyli, tanışma ve Hintli bir dansçının yerel danslar üzerine “izahlı gösterisi” ni izliyoruz. Bu noktaya bütün misafirler arabalarla “shuttle” yapılıyor. Sonrasında eve dönülüyor ve misafirler salona alınıyor. Hediyeler veriliyor, teşekkürler ediliyor. Yaklaşık kırk kişi altılı, sekizli guruplar halinde masalara alınıyor. Masaların düzeni “A” servis. Yanlara ve yukarı doğru ikişer sıra servis, çift tabak, kadeh, bardak, gümüş peçetelikler, şamdanlar falan her şey mükemmel hazırlanmış. Masalardaki mönülerin her birinde arkadaşın bir fotoğrafı ve karşı sayfada ikramlar. Antre, sorbe, ara sıcak, ana yemek, içki, kahve, peynir vb. diye uzayıp giden yemek dizini bütün kibarlığı ile üç becerikli genç kız tarafından sunuluyor. Kızlardan birinin çukur gözlerinden yayılan karanlık bakışları da aynen “Rudolf Hess bakışları”. Torunu sanki. Gözlerim bir süreliğine bu tarih kokan çukur bakışlara takılıyor.Tankların homurtusuna uçaklardan atılan bomba sesleri çığlıklar, ağlayan suratlar karışıyor...Şarap da güzelmiş...Bir kadeh daha rica edebilirmiyim bitte...<br />
( Bu ev Almanyanın güney doğusunda ki son köy evi. Yani bizim Hakkari Çukurcanın sınır köyünün karşıtı bir konumda. Burada anlatmaya çalıştığım ayrıntılar da her iki ülkenin aynı uç noktalarının farklılıklarını açıklıyor bir bakıma.)<br />
Aralarda nutuk benzeri konuşmalar, methiyeler, şiirler falan her şey olabildiğince organize ve güzel. Uzaklardan gelen misafirlerle öğünülüyor birazcık. Taa Sydney den İstanbul dan gelenler bu zahmetlerine karşılık alkışlanıyor. Bizde hafifçe gerdan kırarak teşekkür ediyoruz. Gecenin sonunda tatlı ve kahve sunumu için ayrı bir odaya geçiliyor. Gece uzadıkça uzuyor ama gözlerimiz de içtiğimiz nefis İtalyan Chianti sinin etkisi ile gittikçe kısılıyor.İzin isteyerek karavana çekiliyoruz. Neş’eli kahkahaların dağlardan yankılanan ninnisi ile göz kapaklarım yavaşça kapanıyor. <br />
Puslu bir Eylül sabahında yemyeşil çimenlerin, rengarenk çiçeklerin huzur veren tablosuna bakarak uyanıyoruz. Yattığımız yerden bir süre bu cennetin doyumsuz güzelliğini yudumluyoruz. Sonra gelsin günaydın kahveleri, demli çayları. Kızarmış ekmeğin dayanılmaz cazibesi ile birleşen keyifli bir kahvaltının ardından vedalaşmalar başlıyor. Sarılan kollar gevşeyemiyor, gözyaşları dinemiyor. Nerdeyse iki yüz metrelik bahçe bitene, karavanımız köşeyi dönene dek sallanıyor eller, dökülüyor damlalar ardımızdan. <br />
Sonra sıcacık anılarla dolu bir güzelliği daha ardında bırakan “Rüzgar” İnnsbrug a doğru Avusturya’ nın masmavi derelerinin, yemyeşil tepelerinin, pencerelerindeki rengarenk çiçekleri ile şipşirin ahşap evlerin oluşturduğu o muhteşem tablonun puslu derinliklerine dalıp gözden kayboluyor.<br />
<br />
<br />
5. Bölümün sonu <br />
-----------------------------------------------------------------------------6. Bölümde İnnsbrug üzerinden, Brenner geçidinden Garda taraflarına doğru çizmeye dalıyoruz.<br />
<br />
<script class="js-extraPhrases" type="application/json">
{
"lightbox_close": "Close",
"lightbox_next": "Next",
"lightbox_previous": "Previous",
"lightbox_error": "The requested content cannot be loaded. Please try again later.",
"lightbox_start_slideshow": "Start slideshow",
"lightbox_stop_slideshow": "Stop slideshow",
"lightbox_full_screen": "Full screen",
"lightbox_thumbnails": "Thumbnails",
"lightbox_download": "Download",
"lightbox_share": "Share",
"lightbox_zoom": "Zoom",
"lightbox_new_window": "New window",
"lightbox_toggle_sidebar": "Toggle sidebar"
}
</script>
<div class="bbImageWrapper js-lbImage" title="Alplerdeki Cennet.jpg"
data-src="https://www.gezenbilir.com/forum/attachments/alplerdeki-cennet-jpg.73340/"
data-type="image"
data-lb-sidebar-href=""
data-lb-caption-extra-html=""
data-single-image="1">
<img src=""
data-url=""
class="bbImage"
data-zoom-target="1"
style=""
alt="Alplerdeki Cennet.jpg"
title="Alplerdeki Cennet.jpg"
width="640" height="480" />
</div></div>