<div class="bbWrapper"><b>Ynt: Kamptaki Tehlikeler </b><br />
<br />
14 yaşında bir köy düğününe katılmıştım. Düğün bir bahçede yapılıyordu. Bende bir duvar kenarında ayakta duruyordum. Bir ara yoruldum ve duvara yaslanmak istedim. Duvarda serçe parmağımın girmeyeceği incelikte boydan boya dikine bir yarık vardı. Kıyafetim kirlenmesin diye iki elimi üst üste koyup, popom hizasında koydum ve duvara öyle yaslandım. Duvar ve popom arasında ellerim vardı. Bir ara duvara yasladığım ellerimden birinde korkunç bir acı hissettim. Hızla elimi çektim ancak kanayan herhangi bir yer yoktu. Bir iki saniye içinde ellerimdeki ağrı korkunç derecede artmaya başladı. Acıya dayanamayıp kaldığım eve döndüm. Yol boyunca ellerimdeki ağrıyı hissediyordum. Eve geldiğimde parmaklarımın ve avuç içimin şişmeye başladığını fark ettim. 20-30 dakika içinde parmaklarımın kalınlığı iki katına çıkmıştı. Avuç içi çukuru kaybolmuş şişerek düzleşmişti. Ağrı iyice şiddetlenmişti ve şiştiği için parmaklarımı kapatamıyordum. Köy halkı ilk teşhisi hemen koydu. "Elimi yasladığım çatlaktan bir akrep tarafından sokulmuştum." Çok şükür ölmeyecektim ama çok acı çekecektim. Sonra taze yoğurt getirdiler. Ne faydası vardı bilmiyorum ama elimin her yerine yoğurt sürdüler diye hatırlıyorum. 1-2 saat sonra dirseklerime kadar kolum şişti ve bu şişlik yanılmıyorsam 1 hafta sürdü. 2.gün ağrı kayboldu ardından tatlı bir kaşıntı başladı....<br />
<br />
<br />
Kırsalda bir sağlık ocağında doktor için bekliyorduk. İçeri 35 yaşlarında bir adam geldi. Bu adamın sol kolu omuzlarına kadar çıplaktı ve dirsek omuz arasını bir bez kayış yardımıyla bağlamıştı (ilkyardım dilinde turnike atılmıştı) Bu adamın turnike atılan kolu çok kötü şişmişti !! ve morarmaya başlamıştı. Adam bize doktoru sordu. İçeride hasta var dedik. Bekleme esnasında sohbet fırsatı buldum ne oldu dedim. "evin bahçe duvarını onarmak istedim, bahçemde onarım için biraz taş getirtmiştim. İhtiyatsızca taşlardan birini alayım derken yılan soktu" dedi. Adamın kolunu görünce irkilmemek elde değildi. Çizgi filmlerdeki terminatör kolu gibi olmuştu. Sonra oradan ayrıldık. Ama hep şunu merak etmişimdir. Adam yılan sokmasından sonra doğru bir iş yaparak koluna turnike atmıştı. Böylece yılan zehrinin kalbine pompalanmasını ve oradan da tüm vücuda yayılmasını engellemişti. Ancak turnike en fazla 20 dk bağlı kalabilir. Eğer 20 dk sonra o bağı oradan sökmezseniz kolunuza taze kan gitmediği için kolunuz kangren olur ve kesilme riskiyle karşı karşıya kalır. Sanırım turnike atıldıktan sonra hızla sokulan yeri bıcakla çizerek kanı akıtma işlemi yapılmadığı için bu adamın kolu geçen süreyi de düşünürsek kangren riski taşıyordu. Çünkü yanılmıyorsam olay üzerinden 2 saat geçmişti sağlık ocağına ulaştığında...<br />
<br />
<br />
Bir önceki mesajımda yılanlarla aramda meydana gelen birkaç tatsız hadiseyi anlatmıştım. Başıma gelenler, akrep sokması, bu sağlık ocağındaki adamın durumu, birkaç yılanla yakın temas, bende biraz yılan konusunu sevimsiz hale getirmişti. Arkadaşlara dedim ki..."Ben doğa adamıyım, ama şu yılan işini çözmem lazım..!!!" Düşündük, taşındık ve psikolojide korkunun üzerine git teoreminden yola çıkmaya karar verdik. Annem hep şöyle derdi "kişi kendisinin doktorudur." Bende kendimin doktoru olacaktım. Neyse... Doğayla baş başa olduğumuz bir gün, arkadaşlara dedim ki, bu işi bugün çözüyoruz. Onlarda haliyle "Neyi ve nasıl dediler ?" Dedim, ben bu tedirginliğimle yüzleşmek istiyorum, "Artık hazırım !!! Bir yılan bulacağız ve ben buna dokunacağım, evirip, çevirip inceleyeceğim..." Bir anda hepimiz kampı terk edip, yılan aramaya koyulduk. Ellerimizde de ucu çatallı sopalarla...Çatal sopa işini de TV'den National Geographic'ten öğrenmişiz, ama arkadaşlarıma sorarsan herkes anadan doğma bu işi biliyor havasında... bir yandan yılan arıyoruz, bir yandan içim "%90 yeter yüzleşeceğim diyor !" içimdeki o geri kalan %10 yusufcuk birden %90' cesaretimi boğuyor "inşallah bulamayız manyak mısın sen diyor" Yılanı ara tara işi uzadıkça geriliyorum ! Bu kadar çabadan sonra yılanı bulup da hayvanla yüzleşemiyorum demek olmaz. Olmaz demem benim karizmayı mı çizecek, bu yorgunluktan sonra arkadaşlarımı mı kızdıracak emin değilim. Tam ben bir deliyim. İyi de arkadaşlarımın akıl sağlığı nerede? Onlarda elde sopa, ciddi ciddi yılan arıyoruz. Ara, tara, yok yok...Aramazsan yılan her yerde...Ama arıyoruz ya, çıkmadı yılan mılan...Biz yorgun argın döndük kamp yerine...İçimdeki %90 yüzleşme arzusu, artık %10 yusufu boğmuş durumda! yılanı bulamadık ya nasılsa, bana bir cesaret gelmiş, arkadaşlara cesaret havasıda atmışım. Bir garip gurur kibir bende...Süzüyorum etrafımdakileri... Bir yandan kendi kendime hayıflanıyorum. Yüzleşme fırsatı kaçtı diye...böbürleniyorum iiçimdeki yusufu insafsızca eziyorum. Yusufcuk sinmiş içimde, gıkı çıkmıyor... Dere kenarındaki kamp alanında tulumlar üzerinde keyifle birşeyler içiyoruz. Arkadaşlardan biri "Al işte" dedi "Senin yılan geliyor!!!" Harbiden bir baktım, akan küçük derede yılanın biri akış yönünde salına salına geliyor... İlk heyecanla korkuyu unutup fırladım o yöne. Çocukluğumdan bildiğim bir teknikle yılanı yakalayacağım... Çocukken amca ve dayılarımdan çok görmüştüm bu tekniği.. yılanlar suda güzel yüzerler...akan sularda genelde akıntı yönüne doğru koyu verirler kendilerini..Dere içine doğru bir sopa uzatırsanız, yılanlar yüzeye yakın yüzdükleri için fark etmeden sopanın üzerinden geçerler. Sopayı aniden kaldırdınız mı, yılan birden can havliyle sopanıza sarılırlar, sizde kıyıya alırsınız yılanı... Aynen öyle yaptım ve yılanı kıyıya aldık...Arkadaşlar çatal sopalarla orasından burasından kıskaca aldı hayvanı...Yılan artık kıvranıyor çatal sopalar arasında ama nafile...Biri dedi "hadi buyur, şimdi al eline !" Arkadaş iyide al diyince alınmıyor ki "Sen önce kafasını sağlam tut..tutuyor musun? emin misin? Yusuf hortluyor içimde yine..!!!" Arkadaşlardan biri "tutuyoruz sen kuyruğundan tut kaldır" "Niye kuyruk abi" Diğer diyor "ben askerde komandoydum, kuyruğundan tutuyorduk çiğ yiyorduk bunları, çok yedik bunlardan, komando Allah!!!" Sen onu gel benim külahıma anlat... Askerlik yapıpda konserve yedim diyen görmedim ben... Alayınız yılan yemişsiniz..İyide be abi ben nerde yaptım o zaman bu askerliği... biz niye yemedik...<span style="font-size: 10px">Diğeri arkadaş diyor "hiç mi belgesel izlemedin...Kuyruğundan tutacaksın, hızla kaldıracaksın, başı aşağıda kalsın ama doğrulamaz korkma, al hadi yılan kaçacak" İçimdeki yusuf diyor "buyur hadi, sen kaşındın" Abisi o belgeselleri bende izledim ama, orada tutan ben değildim..adamlar lap diye alıyor, hayvan kuzu gibi oluyor, sorun yok ! sorun yok sorun yokkkkk..diyorum...</span><br />
<br />
<br />
Derken ben hayvanı kuyruğundan tuttum..."Başını ben demeden bırakmayın !!!" "tamam tamam merak etme" diyorlar..hayvan kuyruğuyla parmaklarımı bir kavrıyor..sanki mengene, öyle böyle değil bu hayvan, sanki kaslı, dışarıdan göründüğü gibi olmadığını o anda kavrıyorum. Bir şeyler ters ama ne çözemiyorum ! Düşünecek zamanda yok zaten. Sonra "bırakın kafasını" dedim, onlar yılanı bırakınca, ben kuyruğundan tutarak havaya kaldırdım. Aynı anda yılan tın mısın demeden rahatlıkla sarktığı yerden doğruldu ve bana bir hamle yapmaya kalktı. Hamlesini yapmadan hissedince, elimden fırlattım attım...Yılan tekrar kendini suya attı...çekti gitti...Arkadaşlar "Ne oldu !" dediler..Dedim "Ne olduğunu sizi eve bırakırken ayrıntısıyla ananıza anlatacağım. Sokuyordu hayvan, hani doğrulamıyordu komandolar !!!!!!!" <br />
<br />
<br />
SUNUÇ:<br />
<br />
<br />
1-Korkunuzla cahil cühela şekilde yüzleşmeyin.<br />
<br />
<br />
2-Hatta bu tür korkularınızla mümkünse yüzleşmeyin. Bırakın korkunuz korku olarak kalsın.<br />
<br />
<br />
3-Yılanlar kuyruğundan tutup sarkıtınca doğrulamaz, sokamaz hikeyesine inanmayın ! Hele bunu askerliğini Komando olarak yapanlardan duyorsanız hiç inanmayın. Demek ki bizim komando tugaylarında öğretmiyorlar... Bu arkadaşlar Amerikan komandosu falan ! <br />
<br />
<br />
4-Belgesellerde gördüğümüz şeyleri yapmaya kalkmayın. Hatta bence her belgeselde bu uyarının yazması lazım. Bilmediğimiz bir teknik var sanırım. Yoksa mantıken bu hayvan dallardan nasıl sarkıp tekrar dala dönebiliyor... Bunu önceden neden düşünmedim, sonradan aklım başıma geliyor, o da ayrı bir mevzu<br />
<br />
<br />
4-Yılanların lastik gibi görünmesi sizi aldatmasın, iki parmak kalınlığındaki bir yılanın sıkma gücü, sanırım bir inşaat işçisinin parmaklarınızı sıkması gibi birşey...Boğa yılanının koca geyiklerin kemiğini nasıl olup da sıkarak kırdıklarına artık şaşmıyorum doğrusu<br />
<br />
<br />
Yılanlardan hala dedirginim..ama doğaya çıkarken bunu kendime itiraf etmesem de tedirginliğimi baskılamayı başarıyorum. <br />
Özellikle yılanların kış uyku dönemlerinde, yüksek rakımlarda (genelde yılan olmadığı için) daha rahat hareket ettiğimi hissediyorum. Ayaklarımda güzel bir bot ve üzerinde tozluk olduğunda, korkusuzca uzun otların arasında dolaşabiliyorum...Çünkü bunlar varken korkmanın anlamsız olduğunu biliyorum....</div>